"İnsanlar fıtraten Hâlık'ını pek ciddî severler ve Hâlıkları onları hem sever, hem kendini onlara her vesile ile sevdirir." Kâfirler için durum nedir? Üstad "insanlar" diye umumî bir ifade kullanmış; "Muvahhidin" olanları mı kastediyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah, mü’min kâfir ayırımı yapmadan, kendini sevdirmek için küllî bir ihsan ve ikramda bulunuyor. Yani Allah’ın kendini mahlûkatına sevdirmesi bir âdetullahtır. Kâfir, iman ile bu sevdirmeye karşılık vermediği için, ebedî azaba mahkûm oluyor.

İnsan her ne kadar küfür ve gaflet içinde olmuş olsa da onun fıtratında iradesine tabi olmayan öyle latife ve duygular var ki, Allah’ı sever ve O’na perestiş ederler.

Allah, kâfir de olsa bu duygu ve latifelere hürmeten ihsan ve ikramını eksiltmez. Yani bu duygu ve latifeler ferd içinde ayrı bir ferd gibi mülahaza edilir. Mesela, insandaki mide ve açlık bir duygudur, Allah bu duyguyu tatmin etmek için, mü’min ve kâfir ayırımı yapmadan, midenin fıtrî dua ve talebine cevap verip, rızkını gönderiyor.

Allah Rahman’dır. Rahman ismi bütün mahlûkatta, kâfir mü’min, günahkâr müttaki ayırımı yapmadan, bütün insanlarda tecelli ediyor.

Allah’ı sevmek ve O’na perestiş etmek, insanın fıtratında vardır. İnsan bu fıtrî ahvali bazen tevhidde bazen de şirkte tatmin etmeye çalışıyor.

İnsanın yaratılışında “cemale karşı muhabbet, kemale karşı meftuniyet, ihsana karşı perestiş” olduğundan, Allah şu veya bu sebeple değil, zatında sevilir. O’nun mukaddes zatı, sonsuz ve mutlak sıfatlar sahibidir. Kudreti de sonsuzdur, ilmi de; rahmeti de sonsuzdur hikmeti de. Bütün güzellikler, kemaller, ihsanlar hep O’nun sıfatlarının ve isimlerinin birer tecellisidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...