"Kâinatın en müntehab neticesi hayattır. Ve hayatın en müntehab hülâsası ruhtur. Ve zîruhun en müntehab kısmı zîşuurdur. Ve zîşuurun en camii insandır..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Senin Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmının tâlimiyle ve Kur'ân-ı Hakîminin irşadıyla anladım ki:"

"Madem kâinatın en müntehap neticesi hayattır. Ve hayatın en müntehap hülâsası ruhtur. Ve zîruhun en müntehap kısmı zîşuurdur. Ve zîşuurun en camii insandır. Ve bütün kâinat ise hayata musahhardır ve onun için çalışıyor. Ve zîhayatlar zîruhlara musahhardır; onlar için dünyaya gönderiliyorlar. Ve zîruhlar insanlara musahhardır; onlara yardım ediyorlar. Ve insanlar fıtraten Hâlıkını pek ciddî severler ve Hâlıkları onları hem sever, hem kendini onlara her vesile ile sevdirir. Ve insanın istidadı ve cihazat-ı mâneviyesi, başka bir bâki âleme ve ebedî bir hayata bakıyor. Ve insanın kalbi ve şuuru, bütün kuvvetiyle beka istiyor ve lisanı, hadsiz dualarıyla beka için Hâlıkına yalvarıyor. Elbette ve herhalde, o çok seven ve sevilen ve mahbub ve muhib olan insanları dirilmemek üzere öldürmekle, ebedî bir muhabbet için yaratmış iken, ebedî bir adâvetle gücendirmek olamaz ve kàbil değildir."(1)

Hepsi cansız olmada birleşen elementlerden ve atomlardan, muhteşem bir kâinat inşa edilmiş bulunuyor. Bu âlemdeki bütün unsurlar öyle mükemmel tanzim edilmişler ve öyle hassas yerleştirilmişler ki, bunlardan meydana gelen kâinat fabrikasında bitkiler âlemi boy göstermiş.

İşte bu bitkiler âlemi şu kâinattan süzülmüş bir hülasadır. Daha sonra her bitki türünün kendine takılan vasıflarla yardımına koşacağı yeni bir grup daha yaratılmış. Hayvanlar âlemi dediğimiz bu yeni misafirler, şuur ve his dünyasına sahipler. Bir hayvan; şuuruyla ve hissiyatıyla dostunu, düşmanını tanımakta, rızkını arayıp bulmaktadır. Ama bu canlıların hiçbiri, ne kendi bünyesinde, ne de kâinatın tümünde cereyan eden harika işleri düşünecek ve tefekkür edecek bir kabiliyette değildir.

İnsanın yaratılmasıyla âlem, akıl sahibi bir varlığa kavuşmuş ve bu gibi ulvî vazifeler böylece sahibini bulmuştur. Buna göre, bitkiler âleminin kâinattan süzülmesi, kâinatın bir meyvesi olmaları bakımındandır. Her ne kadar, bitkilerin maddeleri bu âlemdeki elementlerden yapılmış ise de onlardaki yarı canlılık hususiyeti, hiçbir elementte, hiçbir atomda yoktur. Bu bir terakkidir ve ‘süzülme’ olarak ifade edilmiştir.

Bitkilerdeki yarı canlılığı ayrı bir âlem olarak düşünürsek, bundan şuurlu ve hisli bir varlığın süzülmesi de ayrı bir terakki safhasıdır. Son safhada, bu hayvanlar âleminden yeryüzünün halifesi olma kabiliyetine sahip bulunan harika bir mahlûk süzülmüştür: İnsan.

İnsana, akıl ihsan edilmesi apayrı bir lütuftur ve insan bu yönüyle hayvanlar âlemini çok gerilerde bırakmıştır. İşte, ‘süzülme’ ifadesinde bu terakki mânâsı saklıdır.

Bu süzülmeler daha sonra da devam etmiştir. Akıl sahipleri ayrı bir âlem, ayrı bir kâinat olarak düşünüldüğünde, bunlardan peygamberler süzülmüş. Peygamberler de yine ayrı bir âlem kabul edildiğinde, bu nuranî âlemden de Ahir Zaman Peygamberi (asm.) süzülmüştür.

“Ruh dahi, hayatın hâlis ve safi bir cevheri ve sabit ve müstakil zatıdır.” (30. Lem’a)

Ruh zattır, hayat onun sıfatıdır. Diğer taraftan, hayat bir sadefe benzetilmiş, o sadefteki incinin ruh olduğu ifade edilmiştir. Kâinatın, hayatı netice vermesi gibi, bu hayat da ruhu netice vermiştir. Ruhun kıymeti, diğer hayatlardan çok ileridir. Onlar kalb, ruh ise o kalbta saklanan cevher makamındadır.

Kâinat bütün unsurları ile insana hizmet ediyor, onun için tanzim ve tertib edilmiş. İnsan ise Cenab-ı Hakk’a iman ve ibadet etmek için yaratılmış ve ebedî âleme namzet kılınmıştır. İnsan yüzü maddî ve manevî bütün duygu ve cihazatı ile ahirete bakıyor ve ona müteveccihtir. İnsan bütün duygu ve cihazları ile beka istiyor ve beka için yalvarıyor. İnsanın bu beka arzusunu yerine getirmemek, duasına müsbet cevap vermemek en büyük bir hikmetsizlik olur. Allah hikmetsiz iş yapmaktan münezzehtir.

Her varlık kendine mahsus bir dil ile Allah’ı hamd ile tesbih etsin, O’nu sevsin ve kendini O’na sevdirmeye çalışsın, O da ahireti inşa etmemek sûreti ile onları ebediyen yok etsin. Hâşâ ve kellâ.

(1) bk. Şualar, Üçüncü Şua (Münâcât).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

emrem

Sizin ifadelerinizi çok iyi anlıyorum. Ancak ifadede zîhayatların zîruhlara musahhar olması, çalıştırılması, dünyaya gönderilmesi var. Yine aynı şekilde zîruhlar da insanlara musahhar ve yardım ediyorlar. Zîhayatlar zîruhlara nasıl musahhar oluyor? Zîruhlar da insanlara? Akla yaklaştırabilir misiniz? Teşekkür ederim.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Bitki ve hayvanların insanlara hizmet etmesi meseleyi izah ediyor. Bitkiler zihayat hayvanlar ve meleklerde ziruhlar oluyor. Hayvanların insanlara hem besin olması hem yük taşımada kullanılması bir musahhar olduğu gibi meleklerin insanlara hafaza, katip ve murakıp olmalarıda bir cihetle musahhar olma anlamına geliyor. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...