"Çünkü insan bilmediği ve yetişmediği şeye düşmandır." cümlesini izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
İnsan fıtratında; bilmediği ve eli yetişmediği şeylere karşı bir düşmanlık hissi vardır. Şayet insan, Allah tarafından ebedî olarak yokluğa mahkûm edilseydi, insandaki bu yaşamak ve cemale ve kemale olan sonsuz iştiyak ve sevgi, sonsuz bir düşmanlığa dönüşürdü.
Üstad, Onuncu Söz'ün Dördüncü Hakikat'inde, bu hakikati şu misallerle izah ediyor:
“HAŞİYE-2: Evet, dürub-u emsaldendir ki, bir dünya güzeli, bir zaman kendine meftun olmuş âdi bir adamı huzurundan tard eder. O adam kendine teselli vermek için, 'Tuh, ne kadar çirkindir!' der, o güzelin güzelliğini nefyeder."
"Hem, bir vakit, bir ayı, gayet tatlı bir üzüm asması altına girer, üzümleri yemek ister. Koparmaya eli yetişmez, asmaya da çıkamaz. Kendi kendine teselli vermek için, kendi lisanıyla 'Ekşidir.' der, gümler gider.”(1)
Kendini beğenen ve kendine güvenen insan şahsî ilmiyle erişemediği hakikatleri kabullenmek istemediği gibi, yine şahsî kuvvetiyle elde edemediği şeylere de zıt düşer, düşman olur.
Mü’min insan, kendisini kul ve kendindeki bütün maddî ve manevî sermayeyi de Allah’ın ihsanı bilir. Maksadına ermek için kendine düşen vazifeyi noksansız yerine getirdikten sonra Allah’a tevekkül eder. Çıkacak her türlü neticeyi rıza ile karşılamakla dünyada huzur ve rahat bulur. Üstad'ın ifade ettiği gibi, “İmanı ona bir emniyet-i tâmme verir.”(2)
Kâfir bu emniyet ve huzurdan mahrumdur. Ölümü hiçlik karanlığı bildiği ve âhirete inanmadığı için teselliyi “gaflette, sefahatta ve iman cephesine düşman olmakta” bulur.
Kâfirler Allah’a inanmadıklarına göre onların Allah’a düşman olmalarını, imana ve İslâm’a düşmanlık şeklinde yorumlamak gerekir. Veya iman etmediklerini zannettikleri, fakat derinden derine varlığını kabul ettikleri ve sadece bu dünya için eğlence olsun diye kendilerini yaratan ve sonrasında kendilerini ebedi bir yokluğa mahkum eden bir İlah'a düşmanlık etmeleri anlamında da anlaşılabilir.
Dipnotlar:
(1) bk. Sözler, Onuncu Söz, Dördüncü Hakikat (Haşiye-2).
(2) bk. age., Üçüncü Söz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Kafir veya sefih insanların, Allah'ı ve dolayısı ile Müslümanları sevmemelerinin sebebi, ahirete elleri yetişmediği içindir. İzlediği hayat çizgisinin cehenneme doğru gideceğini ve cennetin kendisinden çok uzak olduğunu bildiği için, Allah'a, ahirete, Müslümanlara karşı kin ve düşmanlık beslemekle kendilerini teselli etmek istiyorlar.
"İnsan bilmediği şeye düşmandır." kaidesini şöyle anlıyorum.
Mesela toplumda Risale-i Nur'a düşman bir kesim de var. Bu kesim belki çok azınlık, ama risalelerin mahiyetini bilse dost oluyor.
Yada Hz. Ömer'in Müslüman olmadan önce kardeşini dövmesi, sonra imana gelmesi vs.
Yada "O zat müşteri imişki ilişmiş." Yani aslında Risalelere zahiren ilişiyor, aslında ona müşteri olmak istiyor, mahiyetini BİLMİYOR. O düşmanca tavır aslında mahza düşmanlık değil.
Yada insan matematiği başta öğrenemiyor, düşman oluyor, sinir oluyor, düşman gibi oluyor. Sonra çabalıyor, bilince o düşmanlık gidiyor vs.
Gümleyip gitmek ne demek? Gümleme, patlamak demektir. Patlayıp gider, anlamsız oluyor. Burada farklı bir anlamı mı var?
"Gümlemek" tabiri avam dilinde paket olmak, bir işi batırmak ya da sınıfta kalmak gibi manalara geliyor. Ayının tatlı üzümlere yetişememesi kendi başarısızlığı ve beceriksizliğidir ki, Üstad Hazretleri bu manayı gümlemek ile tabir ediyor.
Ayrıca ayının gümlemesi, kendi dilinde homurdanarak, "GÜM" diye ses çıkartarak çekip gitmesi manasına da gelir...
Ayının konuşması bizim bildiğimiz lisan ile değil hal dili iledir. Örneğin bir aslan insana bakarak kükrediğinde hal dili ile seni parçalarım demek ister ve biz bunu kendi lisanımızla tercüme ederiz.
Cansız varlıkların veya hayvanların insan gibi konuşturulmasına “İntak” (konuşturma) sanatı denir. Örneğin; “Güneş bize “Merhaba!” dedi ifadesi ile güneşin doğduğunu anlarız.
Bezen soyut ve derin hakikatler böyle latif ve hoş intaklar ile anlatılır. Bu edebiyatta müstahsen bir yoldur.
Bir ayının ruh hali neden delil yapılmış gümleyip gitmesi ne demek
Ayı Örneğindeki Psikolojik Zorunluluk
Ayı örneği, sadece bir "bahane bulma" değil, bir "nefretle reddetme" halidir. İnsan, fıtraten ebediyet için yaratılmıştır ve ruhu sonsuzluğa aşıktır.
Eğer Allah (haşa) ahireti getirmeyip insanı yokluğa mahkûm etseydi, insan o müthiş ayrılık acısıyla ve hiçlik korkusuyla Allah’ın bütün kemalatını (mükemmelliğini) inkâr etme yoluna giderdi.
Tıpkı üzüme ulaşamayan ayının, o üzümü "ekşi" ilan ederek ona düşman olması gibi; insan da ulaşamadığı "Beka" (ebediyet) karşısında, kendisini yokluğa atan Zat'ın cemal ve kemalini inkâr ederek bir nevi intikam almaya çalışırdı.
"Gümleyip Gitmek": Dehşetli Bir Küsmek
Buradaki "gümleyip gitmek" tabiri, sizin işaret ettiğiniz bağlamda şu anlama geliyor: İnsan, ebedi bir hayata kavuşamayacağını anladığı an (eğer ahiret olmasaydı), kainattaki o muazzam sanatları ve Allah'ın isimlerini "anlamsız, çirkin ve tesadüfi" görerek, Allah'a olan sevgi ve hayranlığını bir kenara bırakır, büyük bir öfke ve hayal kırıklığıyla (gümleyerek) imandan ve huzurdan uzaklaşırdı.
Bu Neden Bir Delildir?
Bediüzzaman bu teşbihi şu mantık zinciriyle delil yapar:
Allah, insanı kendisine muhatap etmiş, ona en derin duyguları vermiş ve kendisini ona sevdirmiştir.
Eğer ahireti getirmeyip insanı idama mahkûm etseydi, kendi sevdirdiği zatı kendisine düşman ederdi.
Kendi kemalatını, bir "ayı" hükmündeki mahlukuna bile "çirkin" dedirtmekten münezzeh olan Allah; elbette ebedi alemi açacaktır ki, o kemalat ve cemal inkâr edilmesin, insan O'na düşman olmasın.
Yani özetle: Allah'ın kendi izzeti ve kemali, ahiretin gelmesini şart koşar. Aksi halde (haşa), en mükemmel sanatı olan insan, o ebediyetten mahrum kalmanın acısıyla Allah’ın bütün sanatını "ekşi/çirkin" diyerek fırlatıp atacaktı.