"İslâm kavimlerini, meselâ: Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri, menfi ırkçılık ifsad etmesin." Bu dönemde ırkçılığın çok tehlikeli olacağı mı ifade ediliyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Irkçılık belası, batının hastalıklı zihninin insanlığa bulaştırdığı bir mikroptur. Bunun ilacı ise İslam kardeşliğidir. Dünyada bulunan bütün Müslümanlar bir millettir. Bunun karşısında olanlar da küfür milletidir. Kısacık dünya hayatında, kısacık gençlik heveslerine hitap eden ırkçılık illeti hesabına, ebedî İslam kardeşliğini tepmek ve itmek hakikaten büyük bir hıyanet, büyük bir helaket ve büyük bir tehlikedir.

Risale-i Nur'un umumuna bakıldığında, bu zamanda dinsizlik fikrinden sonra, en tehlikeli ve en zararlı fikrin ırkçılık ve menfi milliyetçilik olduğu çok rahatlıkla anlaşılır. Üstad Hazretlerinin en sert söz sarf ettiği ve müsamaha göstermediği fikir, inkâr-ıulûhiyet ve ırkçılık fikridir.

İslâm dini kavmiyetçiliği şiddetle yasaklamıştır. Kavmiyetçilik, körü körüne bir ırkı veya bir soyu üstün sayarak diğer kavimleri hakir gören, kendi ırkından olmayanları kötüleyen, saldırgan, istilâcı ve zulümkâr bir zihniyettir. Kavmiyetçilik, dinî bağları gevşeten anarşi ve vahşete yaygınlık kazandıran ve içtimaî bünyelerde tahribe yol açan bir mikroptur. Zira ırkçılık, hayata nizam veren dinî ve ahlâkî esaslar yerine, ırkî ve kavmî râbıtaları esas aldığı için tahribkârdır.

Irkçılık, kanserden daha tehlikeli bir hastalık ve büyük bir musibettir. Hem ırkçılık, tarafgirliği, o da düşmanlığı netice verir; içtimaî hayatı zehirler ve yaşanmaz hale getirir.

Samimi bir Müslüman asla ve kat’a ırkçılık yapamaz, şayet yapıyorsa, samimiyetinde şüphe vardır. Yani İslam ile ırkçılık aynı kalpte beraberce bulunamaz. İnsanları milletlere ve kavimlere bölüp, dillerini ve renklerini farklı kılan Allah’tır. Irkçıların yabanî bir nazarla baktıkları diğer kavimleri var eden ve onları farklı kılan Hâlık Allah’tır. Demek ırkçılıkta zımnî olarak Allah’a karşı bir düşmanlık ve husumet vardır. Zira fiili beğenmemek, zımnî olarak faili beğenmemek demektir. Irkçılık bir nevi Allah’a düşmanlıktır, desek, mübalağa etmiş olmayız.

Kavimlerin ve milletlerin farklı ve muhtelif kılınması, birbirlerini inkâr edip, birbirlerini düşman olarak görmesi için değil, birbirlerini tanımak ve birbirleri ile yardımlaşmak içindir. Ayette, en göze çarpan husus tearüf ve teavündür; yani tanışma ve yardımlaşmadır. “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, kabilelere ayırdık”(Hucurat Suresi, 49/13)

Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu ayeti kerimeyi şöyle tefsir etmektedir:

"Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım; tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa sizi kabile kabile yaptım ki; yekdiğerinize karşı inkâr ile yabani bakasınız, husumet ve adavet edesiniz değildir.” (Mektubat)

Faraza bir adamın on tane oğlu olsa elbette ki hepsinin ismini Hasan veya Hüseyin koymaz, değişik isimler koyar. İşte milletler de değişik kabile ve ırklar olarak yaratılmışlardır.

Üstad'ın ordu misali çok manidardır. Şayet ordu taburlara, bölüklere, takımlara ayrılmamış olsa idi, ordunun birbirini tanıması, vazife yapması ve muvaffak olması mümkün olmazdı. Bir asker kısımlara ayrılmamış ordu içinde, nerede nasıl duracağını, hangi vazifeyi yapacağını bilemezdi. Demek taburlar birbirlerini tanımak ve yardımlaşmak için bölünmüşler, yoksa bir tabur başka bir taburu inkâr edip kavga etsin, düşman görsün diye değil. Irkçıların durumu, ordunun taburlara ve bölüklere ayrılmasına kızan ve öfkelenen bir ahmağın durumu gibidir.

Kavimlerin ihtilaf cihetleri, ittifak cihetleri yanında çok ehemmiyetsizdir. Hakikaten kavimlerin farklılıkları birliklerinin yanında çok adi ve basit kalıyor. Yani kavimler arasındaki ittifak münasebetleri, ihtilaflı cihetlerinden çok fazladır.

Üstad Hazretleri bu ittifak münasebetlerini ne güzel sıralamış:

“Aynen öyle de heyet-i içtimaiye-i İslâmiye büyük bir ordudur; kabâil ve tavâife inkısam edilmiş. Fakat bin bir bir birler adedince cihet-i vahdetleri var: Hâlıkları bir, Rezzakları bir, Peygamberleri bir, kıbleleri bir, kitapları bir, vatanları bir, bir bir bir... binler kadar bir bir...”(Yirmi Altıncı Mektup, Üçüncü Mebhas)

Bu kadar birlik noktaları varken, ayrılık noktaları öne çıkarıp bunu da düşmanlık vesilesi haline getirenler ne kadar zalim ve alçaktırlar, anlaşılır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 2.934
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...