İttihatçılar için hem "İslam'ın şu intibahına da bir sebep oldukları" hem de "bir derece dinde laübalilik tavrını gösterdikleri" ifadesi kullanılıyor, nasıl anlayabiliriz?
Değerli Kardeşimiz;
Üstad Hazretleri bu tespitiyle, bir hareketin büyük hedefler ve dış politika bağlamındaki faydaları ile o hareketin önderlerinin şahsi dindarlık seviyelerini birbirinden ayırıyor.
İlgili kısımları şu şekilde anlayabiliriz:
"İslam'ın şu intibahına da bir sebeb oldukları halde" (Etki ve Sonuç):
İttihat ve Terakki Hareketi (İttihatçılar), Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasını engellemek ve onu modernleştirmek amacıyla ortaya çıktı. Bu modernleşme çabaları, milliyetçilik akımlarına karşı bir tepki olarak "İslam Birliği (İttihad-ı İslam)" fikrini canlandırdı.
İttihatçıların Hilafeti koruma çabaları, dış politikada Pan-İslamizm'i (İslamcılık) kullanmaları ve Müslüman coğrafyadaki sömürgeciliğe karşı duruşları, dışarıdaki Müslümanlarda (Hariçteki İslâmlar) bir uyanışa (intibah) ve kendilerine karşı bir hürmete vesile oldu. Yani İttihatçılar, İslam aleminin genel uyanışına dolaylı olarak hizmet eden siyasi bir sonuç doğurdular.
"Bir derece dinde lâübalilik tavrını gösterdikleri için" (Şahsi Tavır ve İç Algı):
İttihat ve Terakki'nin önde gelen kadroları ve zümreleri, genellikle Batılılaşmayı ve pozitivizmi benimsemiş, dindar kesimin hassasiyetlerine tam riayet etmeyen, hatta bazı dini kurallara karşı gevşek (laübali) bir duruş sergileyen kişilerdi. Onların modernizm adına dine olan bu mesafeli veya gevşek tavrı, ülke içindeki dindar halk (dâhildeki millet) tarafından ciddi bir tepki ve hoşnutsuzlukla karşılandı. Bu durum, onların nefret ve tezyif görmesine yol açtı.
Özetle; Üstad Hazretleri İttihatçıların büyük bir gayret ve fedakârlıkla (azm ü sebat) yaptıkları siyasi hamlelerin ve icraatların İslam âleminde olumlu bir etki (intibah) yarattığını kabul ederken; aynı zamanda kişisel dini yaşam ve tavırlarındaki ciddiyetsizliğin (laübalilik) de dâhildeki halk tarafından hoş karşılanmadığını, hatta nefrete yol açtığını belirtiyor.
Bir hareketin siyasi ve stratejik faydaları olsa bile, o hareketin liderlerinin manevi duruşu ve dindarlığı, halkın o harekete olan nihai güvenini ve sevgisini belirler. Dışarıdakiler büyük resme (İslam Birliği hedefine) bakıp hürmet etti, içeridekiler ise liderlerin şahsi dindarlık eksikliğine (laübalilik) odaklanıp nefret etti.
Üstad'ımızın bu meseleyi değerlendirmede bir suale verdiği cevap tam olarak konuyu aydınlatma özelliği taşıdığını görüyoruz.
"Dediler: İttihada şedit bir muarızdın. Neden şimdi sükût ediyorsun?"
"Dedim: Düşmanların onlara şiddet-i hücumundan. Düşmanın hedef-i hücumu, onların hasenesi olan azim ve sebattır ve İslâmiyet düşmanına vasıta-i tesmim olmaktan feragatıdır. Bence yol ikidir: mizanın iki kefesi gibi. Birinin hiffeti, ötekinin sıkletine geçer. Ben tokadımı Antranik ile beraber Enver’e, Venizelos ile beraber Said Halim’e vurmam. Nazarımda vuran da sefildir." (bk. Sünuhat)
İlave bilgi için tıklayınız:
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü