"Kâhinler ve medyumlar ve bazı ispritizmacılar gibi gaipten haber vermelerini,.." Medyumların gayptan haber vermelerini nasıl değerlendirmeliyiz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Medyumluk, bir nevi kâhinlik gibidir. Kehanetler genellikle iki yoldan sağlanır:

Birinci yol, cinlerle kurulan bağlantı sonucu, onlardan öğrenilen bilgiler doğrultusunda verilen haberlerdir. Bu bağlantılar, insanların isteğine bağlı olarak gelişmez. Değişik sebepler altında gelişen olaylar sonucu ve o konudaki kaderin bir cilvesi olarak ortaya çıkar.

Cincilik de denilen bu konuda, eski kahinlerin insanlar üzerinde önemli etkileri vardı. Ancak bu gibi insanlar, kendileri doğru dahi olsalar, kendilerine yapılan telkinleri dinlemekten başka çareleri yoktur. Telkinlerin çoğu yalan olduğundan, İslam bu kapıyı kapatmış ve bu tür insanlara inanmanın doğru olmadığına dair dersini vermiştir.

İkinci yol, değişik doğa olaylarıyla ilgili ipuçlarını değerlendirerek bir sonuç çıkarmaya çalışmaktır. Eskiden "Araf" adını alan bu kimseler, zamanla bilimlerin biraz daha gelişmesiyle, söz konusu ipuçlarının dairesi de genişlemiştir. Özellikle astroloji alanında yapılan yorumlar, bunlar için önemli malzeme teşkil etmiştir. Bu konudaki bilgiler, Hz. Danıyal (as)'dan beri var olan bir ilim olarak değerlendirilmiştir.

Demek bunlar gaybdan değil, Allah'ın kainatta koyduğu alamet ve işaretlerden yaptıkları çıkarımlardan haber vermektedirler. Çünkü Allah'ın bildirmediği bir bilgiyi, hiç bir mahlukun bilmesi mümkün değildir.

Şu ayet-i kerîme, Allah’ın ilminin her şeyi kuşattığını ilân eder:

Gaybın anahtarları Allah’ın katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde ne varsa hepsini bilir. Düşen hiçbir yaprak ve yerin karanlıklarında hiçbir dane yoktur ki, Allah onu bilmesin. Yaş ve kuru ne varsa hepsi Kitab-ı Mübîn’dedir.” (En’am, 6/59)

Âyetin üslubundan anlaşılıyor ki, gayb, kapıları kilitli bir hazine gibidir. Bu hazinenin anahtarları da Allah’ın elindedir. Nitekim şu âyet, genel bir hüküm olarak gaybı ve geleceği sadece Allah'ın bildiğini haber verir:

De ki: Göklerde ve yerde Allah’dan başkası gaybı bilmez.” (Neml, 27/65)

Fakat her umumî hükmün istisnaları olabilir.

Geleceği hiç kimse bilemez mi? şeklindeki suallere, şu âyet bir açıklık getirmektedir:

“Gaybı bilen O’dur. Gaybını, razı olduğu rasulden başkasına bildirmez.” (Cin, 72/26-27).

Demek ki, “Gaybı Allah’dan başkası bilemez” hükmünün de bir istisnası söz konusudur. Allah’ın bildirmesi şartıyla gaybı Allah’dan başkası da bir derece bilebilir. Âyetteki “razı olunmuş resul” ifadesi değişik şekillerde tefsir edilmiştir.

Bazılarına göre, buradaki “Resul”den murat peygamberdir. Yani, Allah gaybını ancak bir peygambere bildirir.

Gayb; bilinmeyen demektir. Kur’ân-ı Kerimde müminlerin vasıfları sayılırken; “Onlar ki, gayba iman ederler” buyrulur. Biz melekleri görmeyiz ama onların varlığına iman ederiz. Bizim için melekler ve cinler gayb âlemindendir, görünmezler, ancak Allah Resulü cinlere de peygamberdir, onlar Kur’ân okuduğu zaman O’nu dinlemeye gelirlerdi. Hz. Cebrail dört büyük melekten biridir, görünmez amma Hz. Peygambere (asm.) sürekli vahiy getirir, bazen de insan kılığında sorular sorardı.

Habib-i Edip Efendimiz (asm.) Bedir Savaşı’ndan evvel müşriklerin reislerinin nerede öleceklerini teker teker göstermiş;“Ben de kendi elimle Übeyy İbn-i Halef’i öldüreceğim” buyurmuş ve haber verdikleri aynen vuku bulmuştur.

Resul-i Ekrem Efendimizin (asm.) İslam’a davet mektubunu alan Mağrur Acem Kisrâsı Hüsrev Perviz, öfkesinden çıldıracak hale gelmiş ve mukaddes mektubu yırtmıştı. Bunu duyan Allah Resulü (asm.) şöyle beddua etti: “Allah’ım nasıl ki o benim mektubumu parçaladı, Sen de onun mülkünü ve devletini param parça et!”

Mektubu yırtan Kisrâ, Bazen adındaki Yemen Valisine; “Nebîlik iddia eden o adamı hemen bana gönder!” diye emir verdi. Yemen Valisi de iki memurunun eline bir ferman verip Kâinatın Efendisine gönderdi. Hz. Peygamber’in huzuruna gelen memurlar: “Kisrâ seni çağırıyor hemen onun memleketine git. Eğer hemen gidersen vali senin hakkında Kisrâya şefaat mektubu yazar ve kurtulursun!” dediler.

Resul-i Ekerem Efendimiz (asm.) onlara; “Kisrâ kendi öz oğlu tarafından öldürüldü, artık öyle bir insan yok” dedikten sonra şöyle buyurdular: “Yakında İslam dini, Kisrâ devletinin bütününü kaplayacaktır.”

Hemen Yemen’e dönen memurlar, meselenin Allah Resulü tarafından haber verildiği gibi olduğunu öğrenince, başta Yemen Valisi Bazen olmak üzere bazı kimseler de İslam Dini ile şereflendiler.

Yüce Allah, seçkin kulları olan peygamberlerine veya evliyaya gaybı bildirebilir. Onlar da o hâdiseyi haber verirler. Fahr-i Âlem Efendimizin (asm.) haber verdiği binlerce hâdise vardır.

Vahiy sadece peygamberlere gelir. İlham ise Allah’ın veli kullarından herkese gelebilir. Nitekim Hz. Peygamber (asm.) şöyle buyurur; “Müminin ferasetinden sakının; çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.”

Âyetlerde de açıkça ifade edildiği gibi, Cenab-ı Hak, arıya, sineğe, kuşa ilham ettiği halde, manen ve maddeten bütün mahlûkatın fevkinde en mükemmel ve en şerefli bir mahlûk, âlemin özü ve özeti, arzın halifesi ve sultanı olan insana, hususen mürşit, müceddit ve âlimlere niçin ilham etmesin?!

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...