"Kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler." Sekeratın çok acı olduğu, şeytanın imanı çalmak için su ile geleceği gibi bilgiler ışığında burayı nasıl anlayabiliriz?

Soru Detayı

- Risalei nur okuyucusu değilim. Fakat dikkatimi çeken bir bölüm oldu. Paylaşıyorum.
''Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler.'' (11.Şua-4.Mesele)
- Şimdi iki sorum olacak. İmam-ı Gazali kitaplarında ölüm acısını tarif etmiş. Kısaca dünyevi hiçbir acının can verme anındaki acıyla kıyaslanamayacağını ifade etmiş.
- İnsanlar sekerat halinde bu acı içinde kıvranırken acıya dayanamadıkları için mi imanını şeytana kaptırıyor?
- Yani şeytanın mesela ''Gel Hristiyan ol ve al şu suyu iç ve bütün acıların dinsin'' gibi bir teklifine hayır diyemeyecek bir hale mi geliyor?
- Beni şeytanın bu tuzağına karşı mağlup etmeyecek, imanımı kuvvetlendirecek risalei nur bölümleri, bapları hangileri?
- Dediğim gibi nur talebesi değilim. Ama yine de bilmek istiyorum.

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İman kalbe, ruha, vicdana, duygulara yerleşmeyip sadece ağızda ve akılda kalırsa, şeytanın ölüm esnasında bu imanı çalması kolay olur. Bu sebeple imanımızı güçlendirip kalbimize, ruhumuza, vicdanımıza, duygularımıza öyle bir şekilde yerleştirip perçinlemeliyiz ki şeytan ölüm anında imanımıza zarar veremesin.

İman tahkiki ve taklidi olmak üzere iki çeşittir.

Tahkiki iman, Allah’ın isim ve sıfatlarını kainattaki tecellilerini okuyarak, her şey üzerinde Allah’ın rablık ve ilahlık unvanını görerek, Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmek demektir. Kainatta her şeyin Allah’a açılan bir pencere olduğunu ve bu pencerelerden Allah’ın isim ve sıfatlarını seyrederek, sağlam ve kuvvetli bir iman getirmek anlamındadır. Yani tahkiki iman, sarsılmaz ve şüphelere mağlup olmaz derecede, ispat ve deliller ile Allah’a ve onun bildirdiklerine iman etmek demektir. Tahkiki imanın da kendi arasında çok derece ve mertebeleri vardır.

Taklidi imanda ise, insanın önemli esasları ve azaları olan kalp, ruh, vicdan, duygular, imandan nasiplenip beslenemez. İman bu aza ve esaslarda perçinlenip kökleşmez. Bu yüzden çıkıp gitmesi kolaydır. Az bir şüphe ve inkar karşısında dayanamaz, çabuk söner.

İnsanın şu dünya hayatında en önemli en birinci ve en hayati vazifesi, sağlam ve tahkiki bir imanı kazanarak ahirete imanla gidebilmektir.

Diğer bir husus, insanın imanla ya da imansız kabre girmesi öyle anlık ve bir ana münhasır bir hadise değildir. İnsan dünya hayatında yaşamını nasıl sürdürmüş ise ölüm anında o yaşamın sonucunu görecektir. Ömrünü tahkiki iman, ibadet, tefekkür ve iyiliklerle geçirmiş bir insanın ölüm anında imanla gitmesi kuvvetle muhtemelken ömrünü taklidi bir imanla, günah ve gafletlerle geçirmiş birisinin de imansız kabre girme riski daha yüksek olacaktır.

Öyle ilaçla, acı ile bu olay izah edilemez. Bunlar işin hikaye kısmı. Asıl mesele insanın yaşarken gerekli tedbirleri alıp almadığı ile ilgilidir.

Üstadımız, imanla kabre nasıl girilir meselesini şu şekilde izah ediyor:

"İman-ı tahkikî ilmelyakînden hakkalyakîne yakınlaştıkça daha selb edilmeyeceğine ehl-i keşif ve tahkik hükmetmişler ve demişler ki: 'Sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip tereddüde düşürebilir.' Bu nevi iman-ı tahkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letâife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli o yerlere yetişemiyor. Öylelerin imanı zevalden mahfuz kalıyor."

"Bu iman-ı tahkikînin vusulüne vesile olan bir yolu, velâyet-i kâmile ile keşif ve şuhud ile hakikate yetişmektir. Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, iman-ı şuhûdîdir."

"İkinci yol, iman-ı bilgayb cihetinde, sırr-ı vahyin feyziyle, burhanî ve Kur'ânî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla, hakkalyakîn derecesinde bir kuvvetle zaruret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakînle hakaik-i imaniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol, Risaletü'n-Nur'un esası, mayası, temeli, ruhu, hakikati olduğunu has talebeleri görüyorlar. Başkalar dahi insafla baksa, Risaletü'n-Nur hakaik-i imaniyeye muhalif olan yolları gayr-ı mümkin ve muhal ve mümteni derecesinde gösterdiğini görecekler."(1)

"Şu Otuz Üç Pencereli olan Otuz Üçüncü Mektup, imanı olmayanı, inşaallah imana getirir. İmanı zayıf olanın imanını kuvvetleştirir. İmanı kavî ve taklidî olanın imanını tahkikî yapar. İmanı tahkikî olanın imanını genişlendirir. İmanı geniş olana, bütün kemâlât-ı hakikiyenin medarı ve esası olan marifetullahta terakkiyat verir, daha nuranî, daha parlak manzaraları açar. İşte bunun için, 'Bir pencere bana kâfi geldi, yeter.' diyemezsin. Çünkü, senin aklına kanaat geldi, hissesini aldı ise, kalbin de hissesini ister, ruhun da hissesini ister. Hattâ hayal de o nurdan hissesini isteyecek. Binaenaleyh, her bir pencerenin ayrı ayrı faydaları vardır."(2)

Sonuç olarak, Risale-i Nur bu zamanda tahkiki imanı kısa ve kolay bir şekilde kazandıran en önemli manevi bir tefsirdir. Mesleğimiz ve meşrebimiz ne olursa olsun Risale-i Nur'dan istifade etmenin yollarına bakmak gerekiyor. Risale-i Nur'dan aldığımız tahkiki iman dersleri inşallah ölüm anında bizi koruyan bir zırh gibi olacaktır. Şeytanın kalbe, ruha, vicdana ve diğer duygulara yerleşen bir imanı çalması âdeta imkansız bir hale gelecektir. Sekerat anındaki en büyük ilaç dünya hayatında kazandığımız bu tahkiki iman olacaktır.

Risâle-i Nur’u anlayarak okuyan herkes, o ispatlar karşısında Allah’ın varlığı ve birliği, melekler, öldükten sonra diriliş gibi iman hakikatlerine artık gözüyle görüyor gibi inanır ve bu imanla inşallah kabre girer.

Not: Risale-i Nur'un temelini oluşturan Sözler, Mektubat, Lemalar ve Şualar adlı kitapları okuyarak başlayabilirsiniz. İmanın altı esası da bu dört kitapta hiçbir şüpheye yer kalmayacak şekilde izah ve ispat edilmektedir. Bu okumalarınızın verimini artırmak için de bulunduğunuz yerdeki Nur sohbetlerine devam edebilir, ayrıca Nur Penceresi bölümümüzdeki sohbetlerimizi de seyredip istifadenizi artırabilirisiniz.

Dipnotlar:

(1) bk. Kastamonu Lâhikası, 13. Mektup.
(2) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, İhtar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...