"Kur’ân Arş-ı Âzamdan, İsm-i Âzamdan, her ismin mertebe-i âzamından geldiği için" ifadesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Önce arş-ı âzamın tarifini yapalım.

Arş-ı âzam: Arş, kelime olarak “yükseklik, yüksek yer, tavan, çardak, hükümdarın tahtı, saltanat,” mânâlarına geliyor.

“Arş; Zâhir, Bâtın, Evvel, Âhir isimlerinin halîta ve karışığıdır.” (1)

Arş; “İlâhî emirlerin meleklere tebliğ edildiği makam” şeklinde tarif edilir. Zaten, emir âleminin merkezi arştır.

Arş bütün mahlûkattan evveldir. Bütün âlemler, sistemler onun altında cereyan ederler, parlar sönerler, doğar ölürler. O ise onlardan evvel var olduğu gibi, onlardan sonra da varlığını devam ettirir. Arşın varlığı şu görünen âlemin varlığından daha zahirdir, zira bu âlemde olan bütün faaliyetler oradan idare edilmektedir. Bu, ruhun varlığı bedenden daha zahirdir dememiz gibidir. Yine Arşın mahiyeti bilinmez, bu da onun Batın ismine mazhariyetidir. Bunun da en güzel misali, ruhun mahiyetinin bilinmeyişidir.

“Arş-ı Âzam” tabir edilen Büyük Arş ise, “Kâinatın daire-i âzamının ünvanıdır.” Arşların arşı, kâinatın payitahtı ve merkezidir. Cenâb-ı Hakk'ın, sınırsız hükümranlığı ve yüce haşmetiyle tecellî ettiği makamdır. O’nun o Büyük Arşı, “kâinatın ve bütün varlık âlemlerinin sağını, solunu, üstünü, altını kaplamış ve hükmü altına almıştır.” Yani baştan sona, sondan başa, içten dışa, dıştan içe her şeyi kuşatmıştır.

Kur’ân Allah’ın ezelî kelamından gelen bir kitap olduğu için, kuşatmadığı ve ifade şümulüne almadığı bir mesele ve bir mahlûk yoktur. Kur’ân’ın bu yüksek ve muhit makamını dile getirmek için, “arş-ı azamdan geldi” ifadesi kullanılmıştır. Zira Arş-ı âzam yukarıda da izah edildiği gibi, her şeyin üstünde ve her şeyi içine alan umumi ve muhit bir mefhumdur. Madem Kur’ân oradan geliyor, öyle ise yaş ve kuru her şeyi içine almış demektir.

(1) Mesnevî-i Nuriye, Hubab.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

şeref askar

Kur'an’ın Arş-ı azamdan gelmesinin birkaç veçh-i manası:

Kanaatimizce Kur'an'ın Arş-ı Azamdan gelmesinin mana vecihleri, Arş-ı Azamın her bir özelliğinden ve hasiyetinden terettüp eder ve mana ve hikmetler anlaşılır. Bunları şöyle sıralayabiliriz;

Birinci manası olarak ;
Kur'an, ezeli kelamından geldiği ve Arş-ı azam "cihetinden" geldiği için, kuşatmadığı ve şümulüne almadığı hiçbir varlık yoktur. Onun için herkes ve her şey Kur'an'a muhatap kılınmıştır. Çünkü Arş-ı Azam, yaratılan her şeyi kuşatmıştır.

Hem ism-i a'zamın muhitinden nüzul ile arş-ı a'zamın bütün muhatına bakan, teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir.
Sözler (RNK) - 147

İkinci bir mana olarak ;
Arş-ı Azam, Alem-i emirin merkezi olup kainatın idare merkezi olduğu için, ondan gelen Kur'an'ın kuşatmadığı, değinmediği ve ilgilenmediği hiç bir mesele yoktur. Yaş ve kuru ne varsa içindedir.

 

Herşeye muhit olan Arş-ı A'zam'ın külliyat-ı umûrunu idareden, tâ kalbin gayet gizli ve cüz'î hatıratını ve arzularını ve dualarını bilmek ve işitmek ve idare etmeye kadar cereyan eden rububiyetinin derece-i haşmetini..
Lemalar (RNK) - 418

üçüncü bir mana olarak

Bir iletişimin gerçekleşmesi için, iki tarafın aynı seviyede yani makamda olması gerekir.

Mesela farklı mahiyetteki canlılar birbirini anlamazlar. Hayvan ile insan veya farklı cins hayvanlar da birbiriyle farklı seviyelerde olduğundan birbirlerini anlamazlar. Farklı dilleri konuşan insanlarda hatta farklı lehçeleri konuşanlarda bazen birbirini anlamaz.

Aynen öyle de nasıl ki, farklı alemler arasında köprü/berzah alemler vardır. Mesela uyku alemi, misal alemi ile yakaza alemi arasında bir köprüdür. Aynen öyle da vâcib alemi ile imkan/mahluk alemleri arasında da köprü vazifesini yapacak hatta tabiri caiz ise -bila teşbih vela temsil - tercümanlık yapacak bir âlem lazımdır. O da Arş-ı Azamdır. Çünkü Arş-ı Azam "mecül'dür. Yani ne vâcibtir ne de mümkündür. Ne vücub alemindendir ne de imkan alemindendir. Böylece sahip olduğu bu mahiyetle bir berzah/köprü vazifesi görür. Kur'an'ın, Arş-ı Azamdan gelmesinin önemli bir sebebi ve "Tenezzülatü ilahiye" denilmesinin bir hikmeti de bu olabilir.

Nasıl bir çocukla konuşulsa, çocukça tabirat istimal edilir.
Öyle de:
تَنَزُّلَاتٌ اِلٰهِيَّةٌ اِلٰى عُقُولِ الْبَشَرِ
denilen, mütekellim üslûbunda muhatabın derecesine sözüyle nüzul edip öyle konuşan esalib-i Kur'aniye,
Sözler (RNK) - 423


O dereler üstünde her iki âlemle münasebettar köprüler lâzımdır ki, her iki âlem arasında gidiş geliş olsun.
Mesnevi-i Nuriye (RNK) - 217

Hz. Peygamber'in Mirac-ı Azamına baktığımızda Arş-ı Azama çıktığını görürüz. Bu imkan alemindeki bir insan/mahluk için en nihai mertebe/makam ve yerdir. Kab-ı kavseyn denilmesinin hikmeti de budur. Ta ki aracı ve köprü olmadan iletişim/vahiy gerçekleşsin.

Tâ daire-i a'zamiyesinin unvanı olan Arş-ı A'zamına girecek, tâ Kab-ı Kavseyn'e, yani imkân ve vücub ortasında Kab-ı Kavseyn ile işaret olunan makama girecek ...Sözler (RNK) - 613

Şuna da ayrıca değinmek istiyoruz. Arş-ı Azam, meleklerin bulunduğu bir yer değil, meleklere tebliğin yapıldığı yerdir. Onun için Cebrail bile kendisi mahluk olduğu için o da Arş-ı Azamdan yani bir berzah/köprü ile vahyi alır ve onun emrini iletir.

Hazret-i Cebrail Aleyhisselâm, Dıhye suretinde huzur-u Nebevîde bulunduğu bir anda, huzur-u İlahîde haşmetli kanatlarıyla Arş-ı A'zam'ın önünde secdeye gider. Sözler (RNK) - 212

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...