Kur’ân-ı Kerîm'in "Bütün insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi’ bir kitab-ı mukaddes" olmasını izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın muhtelif mânevî ihtiyaçları var, mesela; istinad etme ve medet alma noktasına insan fıtraten şiddetle muhtaçtır ve bu büyük ihtiyacı Kur’ân'dan öğrendiğimiz Allah'a ve ahirete iman esasları temin eder.

Hiçbir insan gençliğinin elinden gitmesini istemez, daima genç kalmak ister. Lâkin Kur’ân bu derin ihtiyacı ahiret imanı ile karşılamaktadır, zira cennette yaşlanmak yoktur, ebedî bir gençlik vardır.

Yine Kur’ân'da bir âyette "Canlar ne isterse cennette vardır." buyurulmaktadır; dolayısıyla Kur’ân, dünyevî ve uhrevî bütün insanî ihtiyaçlara cevap veren mukaddes bir kitaptır.

Vahiy; Allah’ın ezelî ilminden süzülüp gelen bir rehber olmasından dolayı, değil kâinatı, Allah’ın bütün mülkünü kuşatacak ve ihata edecek bir mahiyettedir. Varlık hakikatini bütünü ile tarif ve tasvir etmek; ancak vahye mahsus bir hususiyettir. İşte bu nokta "ezelî ve ebedî tercüme" şeklinde ifade ediliyor.

Kur’ân’ın bir ucu maddî âlemde iken, diğer ucu Vacibü'l-Vücud olan Allah’ın Zat-ı Akdesi ve sıfatlarındadır. Böyle ihatalı bir kelam elbette bünyesinde sayısız ilim ve fikirleri taşır.

"Ne yaş, ne de kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir şekilde kitapta yazılmış olmasın." (En'âm Sûresi, 6/59)

"Her bir âyetin mânâ mertebelerinde bir zâhiri, bir bâtını, bir haddi, bir muttalaı vardır. Bu dört tabakadan herbirisinin (hadisçe شُجُونٍ وَغُسُونٍ tâbir edilen) fürûatı, işârâtı, dal ve budakları vardır."(1)

meâlindeki hadisin de hükmüyle âyetin çok mânâ ve mertebeleri vardır ve birçok ilim dalları bunlardan neş’et etmiştir.

Bu âyet ve hadisin nuruyla meseleye bakacak olursak, Kur’ân yüz binlerce kitabı, işarî ve remzî olarak içinde barındıran cami’ bir kitaptır. Bu hükmün en büyük şahidi ise, üç yüz elli bin tefsir ve ayrıca yüz binlerce müstakil kitapların telif edilmesidir.

İslâm tarihinde hadis, kelam, tefsir, siyer, esbab-ı nüzul, belağat, siyak ve sıbak gibi birçok ilim dalı, Kur’ân temelli ve Kur’ân menşe’li ilim dallarıdır. Yani bu ilim dallarının teşekkül etmesinde ve gelişmesinde baş aktör Kur’ân ve içindeki sonsuz ilimdir.

Üstelik meslek ve meşrepleri farklı olan âlimlerin hepsinin hocası ve asıl kaynağı Kur’ân'dır. Demek Kur’ân bir meslek ya da meşrebi değil bütün meslek ve meşrepleri ihata ile çatısı altında toplamıştır. Bu da onun ne kadar cami’ bir kelam olduğunu gösterir. İşte Kur’ân bu cami mahiyetiyle insanın bütün manevi ihtiyaçlarına cevap vermekte ve onu iki dünya saadetine mazhar kılmaktadır. Bu manevi ihtiyaçlar, başta iman, takva ve salih amel olmak üzere teslim, tevekkül, sabır, ümit ve bütün şubeleriyle güzel ahlaktır.

(1) Şualar, Birinci Şua

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...