"Sair nihayetsiz kelimât-ı İlâhiyenin ise, bir kısmı dahi has bir itibarla, cüz’î bir ünvanla, hususî bir tecelliyle, cüz’î bir isimle..." devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kur’ân, küllî ve umumî bir hitaptır ve bütün isim ve sıfatların namına yapılan bir konuşmadır. Bunun mânâsı; Kur’ân belli bir kavme ve belli bir döneme hitap etmiyor. Bütün zaman ve kavimleri nazara alan bir hitaptır. Ama diğer kitap ve suhuflar öyle değildir. Belli bir zaman ve kavmi nazara alıyor. Bu yüzden hususi kalıyor.

Allah’ın bir veli ve bir melek ile ilham suretinde konuşması, padişahın bir vatandaşın evine misafir olup onunla hususi alâkadar gibidir.

İşte Allah’ın bütün mahlûkatı ile makam ve durumuna göre bir konuşması ve hitabı vardır. Bu konuşmaların da aralarında makam ve kuvvet farkı vardır. Allah’ın Azrail ve Mikail (as) ile konuşması ile bir arı ile konuşması arasında ciddi bir fark vardır.

"Sair nihayetsiz kelimât-ı İlâhiyenin ise, bir kısmı dahi has bir itibarla, cüz'î bir ünvanla, hususî bir tecelliyle, cüz'î bir isimle ve has bir rububiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususî bir rahmetle zahir olan ilhamat suretinde bir mükâlemedir."(1)

Bu tarifte ve cümlede Kur’ân’ın geliş noktasından ne kadar kuvvetli ve kaynak noktasından ne denli yüksek ve ulvî bir kitap olduğuna dikkat çekiliyor.

Kur’ân öyle bir kitaptır ki, bütün isimlerin âzamî mertebesinden ve İsm-i Azam'dan nüzul etmiştir. Bu yönü ile Kur’ân bütün âlemlerin Rabbi ünvanı ile insanlığa hitap ediyor. Diğer semavî kitap ve sahifeler ise belli isimlerin tecellisi olduğu ve belli kavimlere hitap ettiği için, Kur’ân gibi küllî ve cihanşümul olamıyorlar, makam olarak Kur’ân’a yetişemiyorlar, demektir.

Allah’ın kelamında ve hitabında hususiyet ve umumiyet noktasında çok makam ve mertebeler vardır. Allah’ın cansız varlıklardan ta insanlara kadar her taife ile bir konuşması vardır. Ama bu konuşmaların derece ve mertebeleri muhteliftir, kimisi hususi, kimisi umumi, kimisi bir ismin gölgesinde, kimisi birçok ismin gölgesinde Allah’ın kelamına mazhar oluyor. İşte bu muhtelif konuşmalar içinde en âzamîsi ve küllîsi ve bütün isimlerin azamî tecellisini yansıtan Kur’ân'dır.

Mesela: Hazreti İsa (as)’da Allah’ın kudret sıfatı galip olduğu için, diğer isimler ona tabi oluyor. Ama Hazret-i Peygamber (asm.) İsm-i Azam'a ve her ismin azamî tecellisine mazhar olduğundan kelam da bu mazhariyete uygun olarak tecelli ediyor. Allah’ın her bir ismi Kur’ân sahnesinde en haşmetli ve en ihatalı bir perdede kendisini sahneliyor. Bu mânâ sair kelamlarda yoktur. Yani Tevrat, İncil, Zebur ve diğer suhuflar bu noktada Kur’ân gibi değillerdir.

Nasıl ki, bir insan bebeklik, çocukluk, gençlik, olgunluk ve ihtiyarlık sürecinden geçip gidiyor ise, aynı süreci insanlık da toplum olarak takip ediyor. Bu sebeple insanlığın hitaba kabiliyetleri her dönemde farklılık arz eder. Hazret-i Âdem (as)‘ın dönemi insanlığın en basit ve ibtidaî dönemi olduğu için, Allah onlara hitap ederken az bir kelam ile konuşur. İnsanlığın en mükemmel hitaba kabil olduğu dönem Resul-i Ekrem Efendimizin (asm.) dönemidir. Bu sebeple Kur’ân da kelamlar içinde en geniş ve en ihatalı bir kelamdır. Hazret-i Peygamber (asm.)'in manevî azameti, ümmetinin kemale ermiş olması, hitabı ve muhataplığı da külliyete çıkarmıştır.

Tıpkı eğitim sistemlerinin ilk, orta, lise ve fakülte şeklinde kısımlara ve sınıflara ayrılması gibi, Allah da insanlığı böyle kısımlara ayırmış ve buna göre muamele etmiştir. Allah, insanlık artık olgunluk yaşına geldiğinde bu olgunluğa uygun olarak en kâmil ve mükemmel muallimini gönderir. Terbiye ve tebliğ de buna uygun olarak en mükemmel bir şekilde olur. En kâmil peygamber olan Resulullah Efendimizin (asm.) en kâmil olan Kur’ân-ı Kerim ile gönderilmesi, insanlığın artık kemal çağını yaşadığını gösterir.

(1) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...