"Kur'ân okunurken, namazın, tesbihatın tetimmesi ise, kıbleye karşı duranlar, vaziyetlerini bozmamak evlâdır... Müstakil olarak okunursa, okuyana karşı teveccüh etmek evlâdır." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Birinci sualiniz: Eğer Kur'ân okunurken, namazın, tesbihatın tetimmesi ise, kıbleye karşı duranlar, vaziyetlerini bozmamak evlâdır. Yalnız müezzinin önündeki adam arkasını çevirsin, yahut çekilsin."

"Eğer Kur'ân müstakil olarak okunursa, okuyana karşı teveccüh etmek evlâdır. Hem cihât-ı sitte ile mukayyed olmayan ruh kulağıyla dinleyen adam kıbleye karşı teveccüh etse ve cismanî kulağıyla dinleyen adam, okuyana karşı teveccüh etse, evlâdır."(1)

Namazların sonunda imam veya müeezzin aşr-ı şerif okuduğu zaman, cemaat kıble yönünü değiştirmiyor olduğu gibi kalıyor. Kur’an’ı müezzin okuyor ise, sadece onun önündeki adam yana dönmeli ya da müezzinin önünden kalkmalı. Çünkü Kur’an okuyan birisinin önünde, sırtı dönük bir şekilde oturmak edebe uygun düşmüyor.

Şayet Kur’an namazın devamında değil de müstakil bir şekilde okunuyorsa, o zaman cemaatin tamamı Kur’an’ı okuyan kişiye karşı yönelebilirler, evla olanı da budur.

"Ruh kulağı ile dinlemek" Kâbe’yi görüyor gibi veya kıbleye yönelerek dinlemek demektir. Demek makamı yüksek insanların kıbleye dönerek Kur’an dinlemesi daha faziletli oluyor.

Beden kulağı ile dinleyenler de okuyana yönelerek dinlemelidirler.

(1) bk. Barla Lâhikası, (210. Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 8.693
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)

Kur'an'ın "Ruh Kulağı ile Dinlenmesi" hususunu biraz daha açar mısınız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Bu bir seviye meselesidir. İbadette derinleşmenin bir tezahürüdür. Anlatılan bir durumdan ziyade yaşanılan bir durumdur. Esasen işiten, gören, konuşan ve hisseden ruhtur. Beden sadece yardımcı bir vesiledir.

Ruh o hanede misafirdir. Bu hanede gözlere “pencere olma” görevi düşmüştür. Gören pencere değildir, ruh o pencereden bakar.

“Göz bir hassedir ki ruh bu âlemi o pencere ile seyreder” ifadesinde “bu âlem” kaydı vardır. Demek ki ruh, başka âlemleri göz olmadan da seyredebilir. Bunun en açık örneği “rüya” hâdisesidir. Uykuda bu dünyaya bakan pencerelerin kapanmasıyla ruh için başka âleme pencereler açılır. Uyanık halinde karşısındaki duvarın arkasını göremeyen insan, uykuya geçtiğinde geçmiş asırlardaki dostlarıyla görüşür, binlerce kilometre ötedeki mekânları rahatlıkla seyreder.

İktisad risalesinde dil için ifade edilen hakikatı aynen kulak için de vermek mümkündür.

"Sabık İkinci Nüktede, "Kuvve-i zâika kapıcıdır" dedik. Evet, ehl-i gaflet ve ruhen terakki etmeyen ve şükür mesleğinde ileri gitmeyen insanlar için bir kapıcı hükmündedir. Onun telezzüzü hatırı için isrâfâta ve bir dereceden on derece fiyata çıkmamak gerektir.

Fakat hakikî ehl-i şükrün ve ehl-i hakikatin ve ehl-i kalbin kuvve-i zâikası, Altıncı Söz'deki muvazenede beyan edildiği gibi, kuvve-i zâikası rahmet-i İlâhiyenin matbahlarına bir nâzır ve bir müfettiş hükmündedir. Ve o kuvve-i zâikada taamlar adedince mizancıklarla nimet-i İlâhiyenin envâını tartmak ve tanımak, bir şükr-ü mânevî suretinde cesede, mideye haber vermektir. İşte, bu surette kuvve-i zâika yalnız maddî cesede bakmıyor. Belki kalbe, ruha, akla dahi baktığı cihetle, midenin fevkinde hükmü var, makamı var." (1)

Ve Gavs-ı azam için verilen misalin sonundaki şu tespit konumuzu izah etmektedir.

"İşte, Hazret-i Gavs'ın bu emrinin mânâsı şudur ki: Ne vakit senin oğlun da ruhu cesedine, kalbi nefsine, aklı midesine hâkim olsa ve lezzeti şükür için istese, o vakit leziz şeyleri yiyebilir."

İşarat-ül İ'caz'da geçen şu ifadeler de konumuza ışık tutar;

"Hatta kulaktaki zar, nur-u imân ile ışıklandığı zaman, kâinattan gelen manevi nidaları işitir. Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatları fehmeder. Hatta o nur-u imân sayesinde rüzgârların terennümatını, bulutların naralarını, denizlerin dalgalarının nağamatını ve hakeza yağmur, kuş ve saire gibi her neviden Rabbani kelamları ve ulvi tesbihatı işitir. Sanki kâinat, İlahi bir musiki dairesidir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbani aşkları intiba ettirmekle kalbleri, ruhları, nurani alemlere götürür, pek garip misali levhaları göstermekle o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere garkeder." (2)

Dipnotlar

(1) bk. Lem'alar, On Dokuzuncu Lem'a.

(2) bk. İşarat-ül İ'caz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...