"Tagayyür, inkılâp ve felâketlere mâruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir." İzah eder misiniz?
- Bu üç kuvvet olmadan yaşanılmaz mı ya da bu kuvvetleri ifrat ve tefrit mertebesinde kullananlar ölüdür diyebilir miyiz?
Değerli Kardeşimiz;
"Tagayyür, inkılâp ve felâketlere mâruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin,
Birincisi, menfaatleri celp ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye,
İkincisi, zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiye-i gadabiye,
Üçüncüsü, nef' ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.
"Lâkin, insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmişse de fıtraten tayin edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin her birisi, tefrit, vasat, ifrat namıyla üç mertebeye ayrılırlar."(1)
İnsanın maddî hayatının devamı; şehvet, öfke ve akıl temeli üzerine bina edilmiş.
Şehvet; hayata lazım olan şeyleri elde etmek için, insana verilen kuvve-i menfaati celbetme duygusudur ve dünya imtihanının bir muktezası olarak bu hisse bir had konulmamıştır
Öfke yani kuvve-i gadabiye, insanı her türlü tehlikelerden ve zararlardan korumak için verilen duygudur.
Akıl ise; kavrayış, zekâ, idrak etme ve düşünme aletidir. Akıl, hak ve batılı, hayır ve şerri, kemal ve noksanı, faydalıyı ve zararlıyı birbirinden tefrik edip insanı doğru yola sevk eden İlahî bir nur, Rabbanî bir mürşid ve manevî bir kuvvettir.
Bu üç kuvve insanın maddî hayatının esası hükmündedir. Bunlardan birisi olmazsa, insanın hayatı devam etmez ve söner.
Burada maddî hayatın ruha nisbet edilmesi dolaylı cihetledir. Nitekim ruh ne kadar baki ve cevher de olsa, bu dünya hayatında bir kanun ile maddî hayatla irtibatlıdır, dünya hayatını onunla devam ettiriyor. Yani ruh bedensiz, beden de ruhsuz olmuyor; ikisi arasında şiddetli bir münasebet olduğu için, ruh da dolaylı bir şekilde, bu üç kuvvenin iyi çalışmasına muhtaçtır. Bu ihtiyaçtan dolayı ruha nisbet ediliyor.
Bu kuvveleri ifrat ve tefrite götürenlere manen meyyit demekte bir mahzur yoktur. Zira insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti iman ve ibadettir. İman ve ibadet de; bu duyguları dengeleyip istikamete sokan, ince ve latif bir ayar ve iksirdir. Bu sebeple kim iman ve ibadeti terk ediyor ise, ifrat veya tefritte olduğundan manen ölü hükmündedir.
İstikamet, kuvve-i akliyenin ifratı olan cerbezeden, tefriti olan gabavetten uzak olup hikmetle hareket etmektir. Gabavet; kavrayış ve anlayış noksanlığı, cerbeze ise yanlışı doğru gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya sahip olmaktır.
İstikamet; kuvve-i gadabiyenin ifratı olan öfkeden, aşırı derecede kızmaktan, köpürmekten, tefriti olan korkaklıktan uzak durup, şecaatli olmaktır.
Kuvve-i şeheviyenin ifratı “fücur” tefriti “humud”, istikameti ise “iffettir. Humud, helal şeye de istek duymamak, fücur ise çekinmeden her türlü ahlaksızlığı yapmaktır. “Sırat-ı müstakime hidayeti istemek” bu üç kuvvenin ifrat ve tefritinden uzak durmayı, “hikmet, şecaat ve iffet” çizgisinde hayat geçirmeyi talep etmektir.
(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Fâtiha Sûresi.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Helale ve harama şehveti olmamak olan humuda sevkeden bir hal varmıdır
Humûd sıfatı bulunan kimse, helâl olan zevkleri ve meşrû arzûları terk eder. Böylece ya kendi helâk olur, yâhut nesli kesilir. (Muhammed Hâdimî)