"Lezzet dahi, bir kemale müteveccihtir; belki bir nevi kemaldir." Allah için böyle bir tefekkür uygun mudur?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Nasıl ki mahlukatta faaliyet ve hareket; bir iştiha, bir iştiyak, bir lezzetten, bir muhabbetten ileri geliyor. Hatta denilebilir ki; her bir faaliyette bir lezzet nevi vardır; belki her bir faaliyet, bir çeşit lezzettir."

"Ve lezzet dahi, bir kemale müteveccihtir; belki bir nevi kemaldir. Madem faaliyet bir kemal, bir lezzet, bir cemale işaret eder."

"Ve madem Kemal-i Mutlak ve Kâmil-i Zülcelal olan Vâcib-ül Vücud, zat ve sıfat ve ef'alinde, bütün enva'-ı kemalata câmi'dir; elbette o Zat-ı Vâcib-ül Vücud'un vücub-u vücuduna ve kudsiyetine layık bir tarzda ve istiğna-i zatisine ve gına-i mutlakına muvafık bir surette ve kemal-i mutlakına ve tenezzüh-ü zatisine münasib bir şekilde; hadsiz bir şefkat-i mukaddese ve nihayetsiz bir muhabbet-i münezzehesi vardır." (Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, Birinci Makam.)

İnsanın çok güzel bir eser yaptıktan sonra ona bakıp ondan büyük bir keyif ve lezzet alması, o sanatın insanı esir almasını ya da ona mahkûm olmasını göstermez. Bu keyif ve lezzet insanın kendi mahiyetinde bulunan büyük bir sıfattan çıkmaktadır. İnsan bu manası ile haricî bir tesir altında kalmaktan, eserin kanunlarına tabi olmaktan münezzehtir.

Hatta insan bu eseri tekrar bozup orada ihdas ettiği kanunları lağvedebilir. Eserin dağılmaya ve bozulmaya müsait olması, insanın mahiyetindeki o yüksek sıfata ya da haslete zarar vermez.

"Elbette, o Zat-ı Vâcib-ül Vücud'un vücub-u vücuduna ve kudsiyetine layık bir tarzda ve istiğna-i zatisine ve gına-i mutlakına muvafık bir surette ve kemal-i mutlakına ve tenezzüh-ü zatisine münasib bir şekilde; hadsiz bir şefkat-i mukaddese ve nihayetsiz bir muhabbet-i münezzehesi vardır." (bk. age., a.y.)

Bu cümlede de ifade edildiği gibi, Allah’ın Zat-ı Akdesinde de sonsuz şuunat vardır. Bu şuunat kâinata ve kâinat içinde sonradan ihdas edilen kanunlara tabi ya da mahkûm değildir. Yani açık bir ifade ile Allah’ın kâinattan ve kâinat içindeki faaliyetlerden büyük ve münezzeh bir şekilde keyif, lezzet ve memnuniyet duyması, Allah’ın Zat-ı Akdesindeki şuunatıdır. Ve bu şuunat asla ve asla kâinata ve kâinat içindeki kanunlara muhtaç, tabi ve mahkûm değildir.

Allah için, "lezzet alma" tabirini kullanmak uygun düşmez. Zira Allah’ın lezzet alması ile insanın lezzet ve keyif alması arasında kıyasa gelmeyecek kadar azim farklar vardır. Biz kendimize ait lezzet ve keyif alma hâlini Allah’a izafe edersek, onu mahlukata benzetmiş ve onunla kıyas etmiş oluruz ki, bu da bir çeşit şirk olur.

Cenab-ı Hakk’ın, birbirinden ayrı bütün isimlerinin farklı tecellilerini birlikte yaratmaktan duyduğu lezzet-i mukaddesesi her türlü tahminin ötesindedir. Yani Allah, bir şeyi yaratmaktan aldığı lezzet-i mukaddese yanında, rızık vermekten, hayat ihsan etmekten, ikram etmekten, suret vermekten, zalimleri cezalandırmaktan kısacası bütün fiillerini birlikte icra etmekten de mukaddes bir lezzet almakta ve bütün bunlar sırayla değil beraber tahakkuk etmektedir. Bir anda ancak bir çeşit zevk tadabilen insanoğlu bu hadsiz ve birbirinden farklı lezzet-i mukaddesenin birlikte tahakkukunu aklına sığıştıramaz ve ancak “O ilahi lezzetlerin insan anlayışından münezzeh olduğunu kabul etmekle” aklı ikna ve kalbi mutmain olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 4.199
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Süleymanbey
Madem o kudsi lezzet ve muhabbet O'nun Zat'ındandır, o halde yarattığına bağlı olmasa da, yarattıkları ile hele de insanla Rabb'i arasındaki en sıradan bağ insanın diğer muhabbet bağlarının en kuvvetli olanından nihayetsiz derece ulvidir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
muratkul

Burada şuunat hem etkileniyor hemde etkiliyormu yani kemalden etkileniyor subuti sıfatlarımı etkiliyor bu aradaki şuunatı biraz açarmısınız 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Kemalden etkileniyor sıfatları etkiliyor denilebilir ama bunu bizim idrak etmemiz mümkün değil. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
muratkul

Ve madem Kemal-i Mutlak ve Kâmil-i Zülcelal olan Vâcib-ül Vücud, zat ve sıfat ve ef'alinde, bütün enva'-ı kemalata câmi'dir
işte şuunat buradaki kemalden bir lezzeti mukaddedesi olup sıfatları tahrik edip eşyanın vücud bulma serüveninin başlangıcı oluyor buradaki şuunatın ilk başlangıç serüveni nedir hiç bir şey yok idi burada eşya yokki esere bakılıp lezzeti mukaddese olsun bu sonraki en son aşama ilk olarak nasıl anlamalıyız 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Allah'ın Zatında olan şeyler için harici bir sebebe ihtiyaç yoktur cemal ve kemal ister irade kabul eder ilimdede bu malumat olarak zaten vardır. Yani eşyanın harici bir şekilde olması gerekmiyor bu tecellinin gerçekleşmesi için. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mtahir42

Benim anlayamadığım kısım şurası;

Dünya'da hastalıklar oluyor. Burada Şuunatı İlahiye bakan taraf nedir?

Birde Zulümler oluyor musibetler oluyor. Yani olumsuz kötü şeylerde şuunati ilahiye bakan yönü nedir cevaplarsanız memnun olurum.

Birde Allah azze ve celle İnsanların yer yüzünde kan dökecelerini biliyordu sonra çoğunluğunun da cehenneme gideceklerini biliyordu acaba? Burada şuunati ilahiye bakan taraflar nelerdir. Allah razı olsun...

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Dünyadaki hastalıklar, musibetler ve insanların yaratılış hikmeti gibi derin meseleleri Risale-i Nur perspektifiyle ve Şuunat-ı İlahiye (Allah’ın mukaddes sıfatlarının ve kabiliyetlerinin tezahürleri) ekseninde şöyle özetleyebiliriz:

1. Hastalık ve Musibetlerdeki Şuunat

Cenab-ı Hakk’ın binbir ismi vardır ve her isim kendi hükmünü icra etmek, kendini göstermek ister. Örneğin, Şafi (şifa veren) isminin tecelli etmesi için hastalığın, Rezzak (rızık veren) isminin tecelli etmesi için açlığın olması gerekir.

Faaliyet ve Değişim: Kainattaki her şey bir değişim ve dönüşüm içindedir. Risale-i Nur’da belirtildiği üzere, durağanlık (yeknesaklık) bir nevi yokluktur; hareket ise varlığın ve hayatın lezzetini gösterir. Hastalıklar ve musibetler, insanın mahiyetindeki aczini ve fakrını hissettirerek onu Rabbine yöneltir.

Elmas ve Kömür Ayrımı: İmtihanlar, insan ruhundaki yeteneklerin işlenmesini sağlar. Nasıl ki ateş altını posasından ayırır; musibetler de "Ebu Cehil" ruhlu kömürleşmiş fıtratlar ile "Ebu Bekir" ruhlu elmas fıtratları birbirinden ayırır.

2. Zulümler ve Kötülüklerin Hikmeti

Allah, hayrı murad eder fakat şerri halk eder (yaratır). Şerrin yaratılması şer değil, o şerrin kesbi (insan tarafından seçilmesi) şerdir.

Cüz-i İrade: İnsana irade verilmesinin sebebi, kemalata kendi isteğiyle ulaşmasıdır. Zulümler, insanın iradesini kötüye kullanmasının bir sonucudur. Ancak Allah, bu zulümlerin içinden dahi mazlum için ebedi bir saadet, zalim için ise adalet-i mahza (tam adalet) çıkarır.

Vahidiyet içinde Ehadiyet: Kainattaki genel nizamda (hayırda) Allah’ın birliği görünürken, ferdi musibetlerde insanın şahsi duası ve ilticasıyla Allah’ın hususi terbiyesi tecelli eder.

3. İnsanın Yaratılışı ve Kan Dökülmesi

Meleklerin "Kan dökecek birini mi yaratacaksın?" sualine verilen cevap, neticenin ehemmiyetine bakar.

Keyfiyet Kemmiyetten Üstündür: Bir bahçede binlerce çekirdek ekilse ve çoğu çürüse, fakat on tanesi mükemmel ağaç olsa; o on ağaç bütün çekirdeklerin kaybını telafi eder. İnsanlık nevinden de binlerce peygamber, evliya ve asfiya çıkmıştır. Bu "parlak meyveler" hürmetine, insanlık ağacının yaratılması rahmet ve hikmettir.

Cehennem ve Adalet: Çoğunluğun cehenneme gitmesi, Allah'ın haşa -şefkatsizliğini- değil, insanın kendi iradesiyle sunduğu nimetleri reddetmesinin bir neticesidir. Cehennem, hukuk-u İlahiyeyi çiğneyenler için adaletin tecelligahıdır.

Özetle; bütün bu "olumsuz" görünen hadiseler, Esma-i Hüsna'nın nakışlarını tamamlayan, hayatı tasfiye eden ve insanı gerçek makamına (kulluğa) sevk eden İlahi birer senaryodur.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mtahir42

Allah razı olsun manalar biraz daha oturdu şunu anladım. Mesela birisi Aç olmadan onu Er-Rezzak ismi açığa çıkmayacak. Birisi Hasta olmadan Eş-Şafi ismi açığa çıkmayacak. Yada zulüm olmadan El-Adl ismi açığa çıkmayacak yada El- Kahhar gibi. 

Yani sormak istediğim şuydu aslında olumsuz faaliyetlerde Şuunat-ı İlahiye bakan taraflar nelerdir? Mesela Zalim zulüm ediyor. Yani sadece ahirette adalet sağlanması mı acaba? Yani Allah Şifa vererek yada Peygamberler gibi güzel İnsanları sıkıntıya sokarak onların Dergahı İlahiye müracat ve ızdırar haliyle yapışmalarından Mukaddes bir Lezzet alıyor değil mi? 

Burada şu geliyor aklıma yani yani soru yanlış olmasın hikmetini anlmak adına soruyorum.  Haşa Sümme Haşa  Yani biraz Bencilce birşey olmaz mı Yani Esmalarını tecelli ettirmek için Zalim zulüm ediyor yada İlahi hallerden dolayı mı Dünyada kötülük zalim adaletsiz olmak zorundaydı? 

Yani neden gerekliydi bunlar. Tamam tohum örneğini anlıyorum Diğer güzel insanlar çıkması için anlıyorum. Ama başka Kötülüksüz Zulümsüz adaletsiz olmadan tamamıyle Güzellikle olamaz mıydı ? Anlatabildim mi bilmiyorum? Hakkınızı helal edın çok sordum yanlış bir şey dediysem Allah affetsin. tamamıyla hikmetini öğrenmek adına merak ediyorum. Birde Cehennemin Şuunat-ı İlahiye bakan tarafları nedir hiç olmazsa olmazmıydı? 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Estağfurullah, ne demek; bu sorular hakikati arama yolunda atılan samimi adımlardır. Zihnindeki bu düğümleri çözmek, Allah'ın isim ve sıfatlarını (Esma-i Hüsna) ve bunların kâinattaki işleyişini (Şuunat-ı İlahiye) anlamak adına çok kıymetlidir.

Sorduğun meselelerin merkezinde "Zıtların birbirini tanımlaması" ve "İlahi kemalin tezahürü" yatar. Bu derin meseleyi birkaç maddeyle berraklaştıralım:

1. Neden Kötülük ve Zulüm Var? "Güzellik" Tek Başına Yetmez miydi?

Kâinatta bir şeyin derecesini ve hakikatini anlamak için o şeyin zıddına ihtiyaç vardır. Eğer karanlık olmasaydı, ışığın varlığından ve derecelerinden bahsedemezdik. Soğuk olmasaydı, sıcağın lezzetini bilemezdik.

Esmanın Tecellisi: Dediğin gibi, açlık olmazsa Rezzak ismi bilinemez. Ancak buradaki can alıcı nokta şudur: Allah, isimlerini göstermek için kötülüğü "icad" etmez; insanın iradesine (Cüz-i İrade) alan açar. Zalim, kendi iradesiyle zulmü seçer; Allah ise bu çirkin fiilden dahi bir güzellik (Adalet, Sabır, Mazlumun makamının yükselmesi) çıkarır.

Mertebelerin Oluşması: Eğer dünyada sadece mutlak güzellik olsaydı, melekler gibi sabit makamlı varlıklar olurduk. İnsanın potansiyelinin (tohum örneğindeki gibi) inkişaf etmesi için bir "mübareze" (mücadele) meydanı gereklidir. Ebu Bekir (r.a.) ile Ebu Cehil'in birbirinden ayrışması, bu zıtlıklar zemininde gerçekleşir.

2. "Bencillik" (Haşa) Sorusuna Hikmetli Bir Bakış

Bu noktada insan merkezli düşünmek bizi yanıltabilir. Allah'ın kendi isimlerini seyretmek ve seyrettirmek istemesi, bir ihtiyaçtan değil, "Her cemal ve kemal sahibi, kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek ister" kaidesindendir.

Kutsal Lezzet (Şuunat): Allah’ın mahlukatın aczinden duyduğu "lezzet-i mukaddese", bir beşerin egosu gibi değildir. Bu, bir annenin çocuğuna yardım ederken duyduğu şefkat lezzetinin veya bir sanatçının şaheserine bakarken duyduğu memnuniyetin milyarlarca kat fevkinde, mukaddes bir memnuniyettir.

Müracaat ve Izdırar: Peygamberlerin ve salihlerin sıkıntıya düşmesi, onların Allah'a daha çok yaklaşmasına vesile olur. Bu, onlar için bir azap değil, manevi bir terfidir. En büyük madalyalar, en zor savaşlarda kazanılır.

3. Cehennemin Şuunat-ı İlahiye Bakan Yönü

Cehennem sadece bir "cezaevi" değildir; o da bir adalet ve hikmet tecellisidir.

Adaletin İzzeti: Eğer bir zalim, mazlumun hakkını gasp edip cezasız kalsaydı, kainattaki "El-Adl" ismi yaralanırdı. Cehennem, adaletin izzetini korur.

Varlığın Kıymeti: Cehennem, cennetin ebedi ve eşsiz güzelliğini daha derinden hissettirir. Ayrıca kötülüğün bir "son durağı" olması, kainatın temizlenmesi ve kirlilikten arınmasıdır.

Celal ve Heybet: Nasıl ki çiçekler Cemal'i (güzelliği) gösteriyorsa, fırtınalar ve Cehennem de Celal'i (azameti) gösterir. Allah hem Rahman'dır hem Kahhar'dır. Biri olmazsa, uluhiyet eksik kalırdı (haşa).

Özetle;

Dünyada kötülüğün olması, kötülüğün "iyi" olduğu anlamına gelmez. Ancak kötülüğün varlığına müsaade edilmesi, ondan daha büyük hayırlar (insanın tekamülü, esmanın tezahürü) üretmek içindir.

Zalim zulmettiği için Allah zalim olmaz; o zulmün karşısında Adl ismini, mazlumun sabrında Sabur ismini, yardım ulaştığında Muğis (İmdada yetişen) ismini gösterir. Yani şer, hayra hizmet eden bir birim (ölçü) haline gelir.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...