Medresede kalanlar ile dışarıdakilere yapılacak tebliğ arasında ne gibi fark vardır? Tebliğ nasıl ve nerde yapılırsa yapılsın, tanıyacağı varsa olur mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tebliğin en mühim rüknü; mukteza-yı hale mutabık hareket etmektir. Yani şahsın haline, durumuna, birikimine ve kapasitesine göre tebliğ yapmak gerekir. Muhatabımız çocuk ise onunla çocuk dili ile yaşlı ise yaşlının anlayacağı bir üslup ve dil ile konuşmak gerekir.

"Adam hidayete erecekse benim nasıl konuştuğumun bir ehemmiyeti yok" demek, Cebriyecilik olacağı gibi, "Adam mutlaka benim hitabıma ve tebliğime göre hidayete erecek" diye kendimize mutlak bir paye çıkarmamız da Mutezilenin fikri olur. Halbuki Ehl-i sünnete göre insan tebliği en güzel bir şekilde yaptıktan sonra, neticesini Allah’tan beklemelidir.

İnsanların ilmi, içtimai, iktisadi ve fıtri durumlarını hesaba katarak tebliğde bulunmalıyız. Kader birisine hidayet götürmeyi murat ettiği zaman, bu hidayeti o şahsa götürecek uygun ve mutabık bir sebep arar. Şayet biz bu murada uygun ve mutabık bir sebep olamaz isek, kader başka sebeplere yönelir; biz de bu azim sevaptan mahrum kalırız.

Bütün sebepler birer perdedirler. Aklı başında olan her insan, bu sebeplerin eliyle gelen nimetleri, o sebeplerin kendi malları ve ihsanları olarak değil, Allah’ın birer ikramı olarak görür ve sebepleri birer perde, birer vasıta olarak bilir.

İslâmın esası tevhiddir. Hidayet vermek, kalpleri iman ile nurlandırmak ve küfür karanlığından kurtarmak ancak Allah’a mahsustur. Şu var ki, bu hikmet âleminde her şey bir sebebe bağlanmıştır. Meyveyi ağaçtan alırız, ama iyi bilir ki o ağaç ta bizim gibi rızka muhtaç bir biçaredir. Onu toprakla, su ile güneşle rızıklandıran Allah, bizi de onun meyveleriyle beslemektedir.

Gözün aydınlanması için güneşi sebep kılan Allah, kalplerin nurlanmasına da peygamberleri ve onların izinde giden ve onlara varis olan âlimleri ve mürşitleri sebep kılmıştır. Müslümanlar, peygamberi kul ve resul olarak tanırlar. O mümtaz ve seçkinkula risalet vazifesini yükleyen Allah, bizleri de o Sevgili Peygamberi (asm) vasıtasıyla irşat etmekte, bize hidayet yolunu öylece göstermektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 2.958
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

artiha

İşyerinde selamlaşmak harici kimseyle özel bir münasebet peyda olmadı. Bununla beraber kendileri soru sordular ahlaka ve hayata dair. Cevaplayınca, münbit bir zemin olduğu düşüncesiyle devam ettim. Sonra anladım ki, ihtiyacına dair olursa kulak veriyor ve ilgi gösteriyor. Onun harici farklı. Bu tür kimselere karşı tavsiye var mı? 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Risale-i Nur süzgecinden bakıldığında, muhatabın halini doğru okuduğunuzu gösteren iki temel esas öne çıkar:

  • İhtiyaç Dili ve Mizan (Hakikati Satmamak): Risale-i Nur’da ifade edildiği üzere, "Müşterisiz متاع (mal) satılmamalı." Bir hakikat ne kadar kıymetli olursa olsun, karşı tarafta ona dair duyulmuş bir ihtiyaç (iştah) yoksa zorla itilmez. Kalbin ve aklın pencereleri ancak ihtiyaç hissiyle açılır. Muhatap soruyorsa, aradığı kadarını ve yarasına merhem olacak ölçüyü vermek en hikmetli yoldur.

  • Lisan-ı Hal ile Temsil: Sözle anlatılan hakikatler ilgi çekmediği anlarda en etkili tebliğ ve irşat, güzel ahlakı ve iş disiplinini fiilen yaşamaktır. Doğruluk, güvenilirlik ve samimiyet zaten başlı başına suskun ama çok güçlü birer bürhandır.

Muhatabın soru sormasını ve ihtiyacını hissetmesini beklemek, sorulduğunda ise uzatmadan tam yarasının üstüne bastıracak sadelikte cevap verip gerisini onun tefekkürüne bırakmak en selametli yoldur.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...