"Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler." ne demektir, "Pencerelerden seyret, içlerine girme." nasıl olabilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Manen sevdiğin ve alakadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefasını değil, safasını çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi 'Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler.' de, pencerelerden seyret, içlerine girme." (Mektubat, Yirminci Mektup)

Bu ifade, bir muhakkik âlim olan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin işi Allah'a havale etme anlamına gelen "Tefvizname" eserinden alınmadır. Üstad Hazretleri güzelliği ikiye ayırıyor: "Hüsn-ü bizzat" ve "hüsn-ü bilgayr." Yani bir şey ya zatında güzeldir yahut neticeleri itibariyle güzeldir. Mesela, çiçek bizzat güzeldir, gübre ise neticesi itibariyle güzeldir.

İnsan hayatında da sıhhat bizzat güzeldir, hastalıklar ise günahlara kefaret olması ve insan kalbinden dünya sevgisini azaltması cihetiyle neticesi itibariyle güzeldir.

İbrahim Hakkı Hazretleri, bu iki mısra ile zahirde çirkin görülen hadiselerin de hakikatte güzel olduğunu ders veriyor.

Allah’ın bütün isimleri güzel olduğundan, onların bütün tecellileri de güzeldir. Biz, hikmetini bilmediğimiz hadiselerin arkasında kaderin ne gibi ince sırları olduğunu anlamasak bile, onlara “pencerelerden seyreder gibi bakmamız”, fazla derinlere dalmamamız gerekir. Bu konuda bize ışık tutan rehber hakikatlerden birkaçını takdim edelim:

“Rahmetim gadabımı geçti.” (bk. Aclunî,Keşfü'l-Hafâ, 1/448)

“Belaların en büyüğü (yani en ağır imtihanlar) peygamberlere, sonra derecesine göre diğer salih kullara gelir.” (bk. Tirmizi, Zühd 57; Ahmed b. Hanbel, I/172, 174)

“Allah’a hüsnüzan ibadettir.” (bk. Ebu Davud, Edeb, 81, no: 4993)

Ve Üstad Hazretlerinden çok mühim bir tavsiye:

“Kıl kadar şuur ile büyük taşları kaldırmak teşebbüsünde bulunma.”

İnsan, kendi vücudunu emanet bilerek onu koruma konusunda gerekli bütün tedbirleri aldıktan sonra Rabbine tevekkül etme durumundadır. Böyle yapmayıp da bütün hastalıkları ve başına gelebilecek bütün musibetleri ve kazaları bir liste olarak önüne koyup, bunlara yakalanma ihtimallerini düşünerek üzülse, o zaman “kıl kadar şuur ile büyük taşları kaldırmak teşebbüsünde” bulunmuş gibi olur ve istirahatini, huzurunu kaybeder.

Bu dünyaya bir misafir nazarıyla bakmak, mülkü sahib-i hakikisine bırakmak icab eder. Bu dünya bir imtihan yeri olduğu için, insan bazı sıkıntılara giriftar olabilir, bela ve musibetlere düşebilir, deprem, kuraklık ve sel gibi afetlere maruz kalıp, maddî ve manevî zarar görebilir. Böyle durumlarda iman, tevekkül ve sabır ile Rabbimize teslimiyetimizi izhar edip, dua ve niyaz ile ona iltica etmemiz; "Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler.” demeliyiz.

Sıkıntıların nereden geldiğini derk edip, imtihan edildiğimizin şuurunda olup, fazlaca üzerinde durmamalıyız. Ta ki ruhen, aklen rahat edelim. Yani bir manada pencerelerden seyredip içlerine girmemeliyiz.

Bu ifade, hikmetini bilmediğimiz, elimizin ulaşmadığı ve gücümüzün yetmediği hadiseler için geçerlidir. Yoksa yapılması gereken şeyleri yapmamak, demek değildir. "Neden böyle oldu, bu musibet niçin benim başıma geldi?.." diye isyan etmemek, “Bunda da bir hikmet vardır.” deyip, kaderin hükmüne rıza göstermek, sabır ve tevekkül ile neticesini beklemek gerekir.

Diğer taraftan bütün tedbirleri almasına rağmen başına gelen musibetlerde kaderin ince sırlarını anlamaya zorlansa, yine “büyük taşları kaldırma” yoluna girmiş olur. Böyle durumlarda, “Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.” hakikatine yapışacak, tedavisi tamamlanıp sıhhate kavuşuncaya kadar, sabır ve tahammül ile o hastalıktan manen faydalanmaya bakacaktır.

İnsan bedeninin bir tahammül gücü olduğu gibi, aklının ve kalbinin de dayanabilecekleri ve kaldırabileceği bir yük vardır. Ondan fazlasını yüklenirse akıl incinir, rahatsız olur. Meselâ, akıl şu beden ülkesini ruhun idare etiğini bilir, ama ruhun mahiyetini anlamaya kalkıştı mı o yükün altından kalkamaz.

Aynı şekilde, akıl “Şu harika âlemin elbette bir yaratıcısı ve tanzim edicisi vardır.” hükmünü rahatlıkla verir. Ancak, onun mukaddes zatını anlamaya yöneldiğinde kaldırması imkânsız bir yüke talip olmuş olur ve altında ezilebilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

cio.mgy
Müthiş bir söz.Bu sözü bu meseleden yananlar iyi anlar....
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Guzel bir izah olmus. Tesekkurler.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Üstada bayılıyorum.Allah ondan ebeden razı olsun.Risalei nurları 1 veya 1buçuk senedir tanıyorum hepsini okumadığım halde beni kendisine bağladı.arada bir külliyatı karıştırıp bakıyorum da her sözü hikmet Maşaallah...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...