Block title
Block content

Meyelânın anlaşılmasında Maturidi ve Eş'âri mezheplerinin görüşleri hakkında bilgi verir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kader Risalesi'nin başında yer alan; "Kader ve cüz-i ihtiyârı iki mes'ele-i mühimmedir." ifâdeleri, kaderin olduğu kadar, cüz-i irâdenin de ne denli önemli olduğu vurgulanmıştır. Kaderi iyi anlamış ve ancak irâde konusunu tam kavrayamamış bir insanın  sıhhatlı bir kader anlayışı olamaz. Zira mesuliyeti üzerine alan cüz-i irâdedir.

İşte Maturidi ve Eş'âri imamlarının bu izâhları, irâdenin mesuliyeti deruhte etmesinin gerekliliği üzerinedir. "Benim irâdem vardır ve Allah yaratmıştır. Öyle ise yönlendiren de Allah'tır." deyip mes'uliyetten kaçanlara verilecek bir cevabı izâh etmişlerdir.

Eş'âri imamları, irâdenin esası olan meyelân için mahluktur. Dolayısıyla Allah'a verilir. Ancak tasarrufu, yani kullanılması mahluk değildir, nisbidir. Öyle ise kula verilir, demişlerdir.

Maturidi imamaları ise, meyelânın kendisini nisbi kabul etmişlerdir. Dolayısıyla kula vermişlerdir. Her iki mezhep de aynı arayış içindeler. Meyelânın nasıl kula veridiği konusunu izâh etme arayışı. Böylece iki mezhep de aynı sonuca varmış ve meyelânın insana âit olduğunu ortaya koymuşlardır.

Nisbî ve itibârî emirlerin hariçte vücutları yoktur. “Gecekondu, apartmandan daha küçüktür.” cümlesinde geçen gecekondunun da apartmanın da hariçte vücutları vardır, ama “Küçük” diye bir varlık söz konusu değildir. 

Büyük, küçük, sağ , sol, üst, alt gibi nice nisbi ve itibârî emirler vardır ve bunların hiç biri mahluk değildir, hiç birinin hariçte vücutları yoktur. İmam Maturidî, meyelânı da nisbî bir emir olarak kabul ederken, İmam Eş'ârî meyelânı mahluk olarak görmüş, ancak ondaki tasarrufu yani meyil kâbiliyetinin şu veya bu işe yönlendirilmesini emr-i nisbi kabul etmiştir.

Kader noktasındaki izâhına gelince; Meyelan veya tasarrufu kul'da olunca, kul istediği zaman ve şartta istediği şeye yönlendirme hürriyetine sahiptir. O, yönlendirir ve ister. Allah'ta isterse yaratır. Ancak mesuliyet kul'a âittir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

MUHAKEMA

Buraya takviye ve teyid bakımından benim acizane bir yazımı eklemenizi rica ederim.

NİSBİ VE SABİT EMİRLER:  Nisbi emirler ve işler kainatta en kesretle bulunan ve nizamlar arasında yada kainatın cüzleri arasındaki kıyasi ve nisbi bağlardır.Vucudu haricisi olmayan zıddının dahli ile anlaşılan mevcud ile madum arasında bir kayfiyettir.Bunlara orantısal farazi hatlarda denilebilir.Misal hararetin sabit bir hakiki bir mertebesi varken zıddı olan burudetin dahli ile binler milyonlar nisbi hakikatları ve mertebeleri ortaya çıkar buda gösterirki kainatta sabit emir ve hakikattan ziyade nisbi hakikatlar vardır.Nisbi olan bu emirler olmasa idi kainatta hiçbir mutlak gerçek anlaşılmaz ve muamma olarak meçhullerden olurdu.Bu nisbi emirler Cenab-ı Hakkın mutlak isim ve sıfatlarında anlaşılmasında temel bir paradigmadır ama mihenk değildir.

Nisbi emirlerin harici bir vucudu olmadığı için illet-i tamme olan İlahi irade ve kudretin taallukuna mahal değildir bu bakımdan nisbi emirler mevcud değildir fakat madumda değilki sabit emirlerin meratibini ve manasını ihsas ettirmesin ikisi ortasında bir varlığı olan şeylere denir. Bunlara misal uzak,yakın,aşağı,yukarı,alt,üst,sıcak,soğuk,şer,hayır,çirkin,güzel,hendesi hatlar,cüzi irade,ve hakeza yalnız burada nisbilik meratibe bakar yoksa sabit bir hakikat olan şeylere bakmaz misal hayır sabit bir emirken yani tekdüze,yeknesak iken meratibi ve dereceleri ancak şer gibi zıddının dahli ile ortaya çıkar yoksa şer olmasa mutlak hayır yine var ama kıymet ve mertebesi nisbilik olmazsa anlaşılmaz anlayamayanda yine idraki mahdut kullardır.Sabit emirler ise vucud-u haricisi olup illet-i tamme olan İlahi irade ve kudretin taallukuna mahal olan mevcud ve mahluk şeylere denir.Bunlar mutlak hakikatın bir tecelliy-i sureti hakikatıdır ama çok gölgelerden geçmiş zaif bir şuadır ne kadar zaifde olsa hakikatı sabit bir surettir.Bunların nisbi emirlere nispeten miktarı azdır.

Burada tercih bila müreccih muhaldir kaidesi caridir yani tercih eden olmadan tercihin olması imkansızdır ile hülasa edilen imkan ve hudus delilinin mahiyeti burada zahirdir.Misal hararetin sabit bir vucudu varken burudetin müdehalesi ile binlerce nisbi vucudları ve mertebeleri ortaya çıkıyor.Onun için nisbi emirleri Cenab-ı Hak kesretle yaratmış taki kainatta var olan sabit emirlerin ve işlerin nihayetsiz mertebeleri ve kemalatı anlaşılıp bilinsin.Cenab-ı Hak insandada kesretle nisbi emir ve sıfatları yaratmışki taki Uluhiyetin mutlak ve ezeli sıfatları vahid-i kıyas ile rasat edilsin ve uzaktan uzağa anlaşılsın,tam mikyas olmasada bütün bütün meçhul kalmaz.Yoksa nisbiyet ve vahid-i kıyas olmasa ne kainatın sabit hakikatlarının meratibi bilinir nede Uluhiyetin mutlak isim ve sıfatları anlaşılır bütünüyle meçhul kalır,manasız kalır,anlaşılmaz.

Şer,nefis,seytan,tahrib,gibi nisbi şeyler olmasa idi asla hayrın kemalatını ve ince meratibini bilemeyecektik Hz Ebubekirin ebu cehile olan nispeti ve farkı asla tezahür etmeyecekti.Bu mesele ile alakalı en mühim esasda insandaki irade-i cüziyenin mahiyeti ile alakalı olanıdır.

Evet insanın eline verilmiş olan irade sıfatı sair nisbi emirler gibi harici bir vucudu,hissi bir cismiyeti yoktur ondan illet-i tamme olan İlahi irade ve kudretin taallukuna mahal değildir. Bundan irade ve kudret-i İlahi devreye girib insan iradesini selb ile cebir hasıl olmuyor tam bir mesuliyeti mucib istiklaliyet sağlanmış oluyor insanın şikayete hakkı kalmıyor.

Buna şöyle bir temsil getirebiliriz;  mesala mahir sanatkar bir usta boş ve geniş bir arazide bir bina yapmaya başaladı bina cismani ve vucudi olduğundan ustanın irade ve kuvvetine ve mübaşeretine ihtiyac var ve o kuvveti ile binanın temel ve duvarlarını yapmaya başladı. Bu temel ve duvarların vucuduna müterettib bazı nisbi emirlerde vucudsuz ve mübaşeretsiz varlığa çıkmaya başlar. Mesela, binanın önü,arkası,üstü,altı,yönleri,içi,dışı gibi bunların varlık sahasına çıkması için ustanın kuvvet ve mübaşeretine ihtiyac yoktur ama planlamış olabilir bunlar.  illet-i tamme olmaksızın varlık alemine çıkarlar kudretin cebir ve tasallutundan hali kalabilirler.  binanın vucudu gitse ona bağlı nisbi ve orantısal hallerde kaybolur. Aynen bu misaldeki gibi insan vucudu sanatlı ve mükemmel bir bina gibi,  Cenab-ı Hak inşasına başladığı vakit bir takım nisbi emirler ve işlerde bu vucuda müterettib olarak varlık sahasına çıkmaya başlarlar insandaki bu nisbi emirler harici bir vucuda sahip olmadıklarından illet-i tamme olan İlahi kudretin taalluku ile değildir.  iradenin esası olan meyalan yada meyalandaki tasarrufta bu nisbi emirlerden olduğu için kudretin cebir ve tasarrufunun haricindedir böylece cebir lazım gelmez. Cebir ve tasallut sadece kudret sıfatına baktığı için sair ilahi sıfatların ihata ve şamile olması iradeyi selb ile mesuliyeti cerh etmez bahane yok. Misal ilm-i İlahinin maluma olan taalluku malumu cebir altına almaz tesir etmez malum nasıl olacaksa taallukta öyle oluyor bu ilim maluma tabidir şeklinde ifade edilmiştir.Kainatta asıl olan hayırlardır tebei olan ise şerdir şerlerin halkı ise nisbi olup hayırların kıymet ve meratibini izhar içindir onun içinki halkı şer şer değil kesbi şer şerdir diye ifade edilmiştir. İnsan bu nisbi emirler ile kainat miratında tecelli eden Cenab-ı Hakkın mücerred ve mutlak olan esma,sıfat ve kemalatını kıyas ile nispet ederek iman ile intisap edip ona hakikatlı bir abd olmak en mühim vazifesidir.İkinci bir misalde ilm-i sarfda ifade edildiği gibi ism-i fail bir emri nisbi olan masdardan müştakdır yoksa bir emri sabit olan hasıl-ı bilmasdardan inşikak etmez ifadesidir.

Evet bu ifadede fiili yapan, yani fail itibari olan iradeye atf ediliyor failden çıkan iş ve oluşta sabit emir telakki olunduğundan fail unvanı verilemez deniyor.  Buna bir misal yazmak emr-i nisbi ve itibaridir yazmaktan hasıl olan yazı ise emri sabit olan hasıl-ı bilmastardır onun için yazı ism-i fail olamaz failin işi ve eylemi olabilir o zaman masdar nisbi emirler hasıl-ı bilmasdarda sabit emirler sınıfındandır yazıyı yazan ünvanını yani fail ünvanını yazmak mastarından alıyoruz hasılı bilmastar olan yazıdan almıyoruz.Yazmak masdar olduğundan mahluk değildir yani harici bir vucudu yoktur insanın sağ ve sol kollarından kollar mahluk olup icadı ilahi iledir ama sağ ve sol mefhumları itibari bir emir ve kavram olduklarından mevcud değiller ama madumda sayılmazlar.Elhasıl eşya üç neve ayrılır bir nevi hariçte vucudu olan mevcud diğer nevi madum yani vucuda çıkmamış olanlardır mevzubahis olan nisbi ve itibari emirler ise mevcud ile madum arasında varlığı olan farazi hatlardır bunların ne harici bir vucudu var nede madumdurlar ki vucudu inkar edilsin.Burda farazi ve itibari demek hayali,vehmi ve zihni demek değildir bunların nefsül emirde bir varlığı ve hakikatı vardır iltibas olunmamalıdır.

Zaten hayali ve vehmi olan medar-ı mesuliyet değildir.Arapçada şey mefhumu mevcud eşya için yani harici vucudu olanlar için müstameldir bu yüzden Kuran-ı Kerimdeki  kavramının hallakiyet noktasında itibari ve nisbi emirlere ıtlakı ve şumulu yoktur .Ondandırki irade-i cüziyenin mahiyeti nisbi ve itibari sınıfana girdiğinden kudretin şumullu ve vasi taallukuna mahal teşkil etmiyorki kudret tasarruf ve tasallut ile selb edip iradeyi iptal etsin.İnsanın mahiyetinde iradenin ve nisbi olan hatların dışında herşey mevcud ve mahluktur ruh,sır,latifelerde dahil olmak üzere.Ehli sünnet vechesinden irade-i cüziye hakkında kadim sözlerden hülasa olarak bahsedecek olursak bu hususta iki esas görüş ve tarif var Maturidi ve Eşari.Maturidinin tarifi vechesi ile irade iki kısıma ayrılır iradey-i külliye ve iradey-i cüziye irade-i külliye insanın yapabileceği imkan dahilinde olan işlerin tümüne denirki bu mahluktur yani hasıl-ı bilmasdardır bu çok imkanlardan birisine yönelip taalluk edip diğerlerini safdışı bırakmayada cüzi irade denilirki buda emri itibari olmasından yani harici bir vucudu olmadığı için mahluk değildir.Burada çok imkanattan birisine taalluk etme hususunda tasarruf etme tabiri ile Eşariden ayrılır buna meyalandaki tasarruf denilir.

İmam Eşari ise irade-i külliyeye mahluk dediği gibi irade-i cüziyenin çok imkanattan olan birisine olan meylin ve tasarrufunda mahluk olduğunu söyler ama sevab ve ikaba medar bir iradenin varlığınıda kabul eder bu fikri ile cebriyeden ayrılır. İmam Eşari irade-i cüziyenin esası olan meyli mahluk olarak kabul eder ama meyle karşı bir iştiyak bir arzu ile sahip olunur der buna meyildeki tasarruf denir.İkisi arasındaki lafzi ihtilafa şöyle bir misal ile bakabiliriz;İki çocuk bir şeyi talepte iki farklı talep şekli gösterir birisi kalbinden bilniyyetin ve arzunun ötesinde bir şekil ile ifade ediyor birinin talebi kalbde zayıf ve hafi diğeri ise yüze yansıyacak kadar kuvvetli bir taleb ile ister her ne kadar talebin biri zayıf diğeri kuvvetlide olsa talebi elde edecek kuvvetten ikiside mahrumdur.Her iki haldede iktidarları fiilin teşekkülüne kafi değilki nihayetsiz muktedir bir zattan istiğna etsinler ama arzu ve iştiyakta muktedirdir o iki çocuk.O nihayetsiz muktedir Zat-ı Akdes kudretini o iki çocuğun arzu ve iştiyakına bir şartı adi yapmış onlar ne istese veriyor onları mesul yapıyor.O arzu ve iştiyak vucud sahasına çıkacak kadar uzun değil madum olacak kadarda kısa ve zayıf değil iki hal arasında yani mevcud ve madum arasında nisbi ve itibari bir emirdir onun için iradeye mahluk denilemez bu hususta her iki imamda müttefik Eşari için cebri mutavassıt tabiri yerinde değildir.Zahiren bakıldığında İmam Maturudi mutezileye İmam Eşari ise cebriye mezhebine meyilli gibi duruyor ama hakikatta öyle değildir haddi vasat olan ehli sünnetin yolundan asla zerre miskal sapmamışlar bazı ahmak ,müfritler ve materyalist ilahiyatçılar bu içtihadi önemsiz farklılığı büyütüp abartmışlar.Oysa mutezile hallakiyetin şumulunü bozup iradeye hakiki bir tesir verip kul fiilinin halıkıdır fikriyle kaderi inkara kadar gidiyorlar.Cebriye ise irade-i cüziyenin itibari vucudunu inkar ile sevab ve ikaba medar bir imtiyazı red ile safsataya sapmışlar.Ehl-i Sünnet olan İmam Eşari ve Maturudi ise kader ve iradeyi kabul ile aralarını telif ediyorlar bu zamanda Risale-i Nur bu meseleyi tam halletmiş.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Teoman Keskin
MUHAKEMA'nın yorumunda (((Arapçada şey mefhumu mevcud eşya için yani harici vucudu olanlar için müstameldir)))geçmektedir.Halbuki İşarat-ül İ'caz'da "ŞEY" TABİRİ, MEVCUT-MÜMKÜN-MÜMTENİ OLARAK İZAH EDİLMEKTEDİR..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...