Müminler Risale-i Nur'a muhtaç mı? Kur'an'da muhtaç olduğumuz yazmıyor. Eser niye bu kadar büyütülüp, sürekli okunuyor?
Değerli Kardeşimiz;
Bu sorunuza birkaç açıdan cevap verilebilir.
Birincisi, müminler Risale-i Nur'a değil, onda harika bir şekilde anlatılan iman hakikatlerine muhtaçtırlar. Risale-i Nur'da izah edilen iman hakikatleri de Kur’an'dan alınarak bu asrın anlayacağı bir üslup ile ifade edilmektedir. Malum her dönemin bir hükmü ve anlayış seviyesi farklıdır; ona uygun bir şekilde konuşmak gerekiyor. Her asırda gelen müceddidlerin Kur'anı o asrın insanlarının idrak ve anlayışına göre tefsir etmesinin ve yorumlamasının hakikati buradan gelmektedir. Merhum Mehmet Akif'in “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı / Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” beyti de bu hakikate işaret etmektedir.
İkincisi, gıdalar koruyucu bir ambalaj olmadan marketlerde satılamazlar. Risale-i Nur da iman hakikatlerini derleyen, koruyan bir ambalaj gibidir. Esas olan Risale-i Nur'un ismi ve şekli değil, izah ettiği Kur’anî ve iman’i hakikatlerdir.
Üçüncüsü, tefsirler, mealler, müçtehidler, âlimler hatta peygamberler Kur’an’ı anlamamızda birer vesiledirler. Risale-i Nur bu vesilelerden sadece bir tanesidir. İslam dini günümüze kadar bu vesileler sayesinde geldi.
"Ey iman edenler, Allaha itaat edin, Resule itaat edin ve ulülemrinize itaat edin! ..." (Nisa, 4/59)
Bu ayetteki "ulülemr" tabiri, içtihad derecesine yükselmiş olan âlimler manasına gelmektedir. Tarihte Risale-i Nur gibi binlerce tefsir aynı vazifeyi üstlenmiş, Kur’an’ın herkes tarafından görülemeyen inceliklerini, sırlarını, hakikatlerini kendi asrının insanlarına bildirmişlerdir.
“Resulullah (a.s.m), Muaz bin Cebeli Yemene hâkim olarak gönderirken, 'Orada nasıl hüküm edeceksin?' buyurunca, Allah’ın kitabıyla dedi. 'Allah’ın kitabında bulamazsan?' buyurdu. Allah’ın Resulünün sünnetiyle dedi. 'Resulullahın sünnetinde de bulamazsan?' buyurunca, ictihad ederek anladığımla dedi. Resulullah, mübarek elini Muaz’ın göğsüne koyup, 'Elhamdülillah, Allah Teâlâ, Resulünün elçisini, Resulullahın rızasına uygun eyledi.' buyurdu.”(1)
Ulülemrin müçtehid, müfessir, âlim demek olduğunu ve buna itaat edenden Peygamber Efendimiz (asm)'in razı olduğunu, bu hadis-i şerif açıkça göstermektedir.
Bu ayet ve hadis açık bir şekilde dini muhakkik ve ihlaslı alimlerden öğrenmemiz gerektiğini ifade etmektedir. Ki Üstad ve Risale-i Nur da bu alimlerden birisidir.
Dördüncüsü, dinin kaynağı dörttür. Bunlar sırası ile Kitap, sünnet, icma ve kıyastır. İcma ve kıyas Üstad gibi fani alimlerden oluşuyor. Yani dini doğru, sağlıklı ve istikametli anlayabilmek için icma ve kıyasa tabi olmak gerekiyor. Alimleri devre dışı bırakanların nasıl bidate ve sapkın fikirlere kapıldığını günümüzde çoklukla görmekteyiz.
"De ki: 'Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu!' Doğrusu ancak akıl iz‘an sahipleri bunu anlar." (Zümer, 39/9)
Bu ayette de insanların ilim ve anlayış açısından bir tarağın dişleri gibi eşit olamayacağını ve bilenlerin bilmeyenlere daima üstün olduğu vurgulanıyor. Demek Kur’an’ı anlama hususunda alimler cahillerden daha üstündürler. Dolayısı ile bu hususta cahillerin alimlere tabi olması gerekiyor. Bu durumda; "Üstada, alime, evliyaya ne gerek var, herkes Kur’an’ı en üst seviyeden kendi dağarcığı ve istidadı ile anlayabilir" demek, çok cahilce bir hüküm olur.
“Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.” (Yusuf, 12/76)
Nasıl ki, kâinat kitabının gizli manalarını ve sırlarını o işte uzman olan bilim adamlarından öğreniyor ve yadırgamıyorsak, aynı şekilde; "Ben Kur’an’ı kendi aklımla, kasır fehminle, sathi nazarımla ve cahil gözümle değil, şu büyük alimin eserlerinden veya Bediüzzamanın o engin ve derin gözleri ile yani Risale-i Nurları okumakla anlamak istiyorum" diyenleri de yadırgamamamız lazımdır.
(1) bk. Tabakât, 3/584; Müsned, 5/230; ibn-i Kesîr, Sîre, 4/199.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü