"Mütekellimînden ve ilm-i kelâm ulemasından birisi gelecek, bütün hakaik-i imaniye ve İslâmiyeyi delâil-i akliye ile kemâl-i vuzuhla ispat edecek." Bu, İmam Rabbani'nin hangi mektubunda geçiyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu hususta yaptığımız araştırmanın neticesini şöyle özetleyebiliriz:

Sultan Abdulaziz dönemi, taş baskılı ve Arapça olan Mektubat'ını inceledik. Mektubatın 234 ile 260. Mektuplarlardan yola çıkarak Üstad'ın verdiği bilgiye karine ve delil bulmak gayet mümkündür.

İmam Rabbanî Hazretleri 234 Nolu mektupta yine Resul-i Kibriya Efendimiz (asm)'den bin yıl sonra, Kur'an ilimlerinde çok derin parlak bir zatın geleceğini ifade etmektedir.

Keza, 260 nolu Mektupta, Peygamber Efendimiz (asm)'den bin sene sonra mehdinin geleceğini, zahir batın ilimleri ile mücehhez olacağını ve veraset-i nübüvvet mesleğini tekrar ihya edeceğini ifade etmektedir.

260. Mektubun bir bölümü şöyle:

“Şunun da bilinmesi yerinde olur: Nübüvvet mansıbı, Hatemü’r rüsül Resulüllah (sav.) Efendimizle mühürlenmiştir. Ona ve âline salât ve selâm. Lâkin tebaiyet yolundan, ona tabii olanlara bu mansıbın kemalâtından kâmil manada bir nasip vardır. Bu kemâlat nasibi diğerlerine nazaran, ashab tabakasında daha ziyadedir.

Bu devlet, kıllet yolu ile çoğalarak tabiine, sonra da teba-i tabiine sirayet etmiştir. Bundan sonra gizlenmiş, saklılığa geçmiştir.

Bundan sonra, velayet kemâlatının zılliyeti yayılıp üstün gelmeye ve şüyu’ bulmaya başlamıştır. Ancak beklenen odur ki; aradan bin sene geçtikten sonra, bu saklı devlet tecdid edile. Ona bir üstünlük verilip şüyu bulması artırıla. Böylece kemâlatın aslı zuhur edip onun zıllıyetini örte. Ve nisbet–i aliyyenin mürevvici Mehdi gelsin. Allah ondan razı olsun.” (Mektûbât-ı Rabbânî, Çile Yay. İstanbul, 1983. Çeviri A. Kadir Akçiçek 1 cilt, sayfa 569)

Resul-i Ekrem Efendimiz (sav.) döneminde başlayan risalet cenahıyla İslam’a hizmet, Kur’an hakikatlerini hayata tatbik, gönüllere sevdirip fikirlere kabul ettirme mesleği, tebe-i tabiin döneminden sonra yerini tarikatlara bırakmıştır. Ahir zamanda yine, sahabe döneminde olduğu gibi, veraset-i nübüvvet cenahının vazifeyi deruhte edecektir.

İşte, Müceddid-i Elfi Sanî İmam-ı Rabban Hazretleri’nin bu ifadesi, Bediüzzaman Hazretleri’nin içtihadiyle tam bir uygunluk göstermektedir. İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin sarahaten ifade ettiği tarih, tam olarak bu asra tevafuk etmektedir.

Diğer yandan, İmam-ı Rabbani Hazretleri, Mektubat eserinin ilk mektuplarında, bu şahsın kendisi olabileceğine dair ifadeleri olsa da son mektuplarında, bu zatın ancak kendisinden sonra geleceğini ifade buyurmaktadır.

Numaraları verilen mektuplar baştan sona okunduğunda ve yukarıdaki ifadeler birleştirildiğinde,

Hem diyordu: “Eski zamanda, büyük zâtlar demişler ki: ‘Mütekellimînden ve ilm-i kelâm ulemasından birisi gelecek, bütün hakaik-i imaniye ve İslâmiyeyi delâil-i akliye ile kemâl-i vuzuhla ispat edecek.’ Ben istiyorum ki, ben o olsam, belki (HAŞİYE) o adamım.” diye, iman ve tevhid bütün kemâlât-ı insaniyenin esası, mayesi, nuru, hayatı olduğunu ve تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ düsturu, tefekkürat-ı imaniyeye ait bulunması ve Nakşî tarîkatında hafî zikrin ehemmiyeti ise, bu çok kıymettar tefekkürün bir nev’i olmasıdır diye tâlim ederdi.(1)

cümlesinin dayanakları ortaya çıkmaktadır, diye anlıyoruz.

(1) bk. Şualar, Yedinci Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...