Bazı Sahabeler, dine hizmet ve ubudiyet noktasında bir İmam Gazalî, Rabbani veya Üstad gibi zatlar kadar tesiri ve hizmeti olmadığı halde, makam olarak nasıl daha büyükler?
Değerli Kardeşimiz;
Evvelâ, kemiyet ile keyfiyeti birbirine iltibas etmemek gerekir. Kemiyet sayı çokluğu, keyfiyet ise kalitedir. Bir ton toprak bir gram altına müsavi gelmez. Zira altın kemiyet olarak az olabilir, ama keyfiyet noktasından çok kıymetlidir, pahalıdır. Biz sadece kemiyeti esas alarak "Bir ton toprak bir gram altından çok, öyle ise daha kıymetlidir" diye bir hükme gidersek, yanılırız.
Sahabelerin az ama keyfiyetli amelleri ile sayıca çok olan evliya ve alimlerden daha üstün ve daha racihtir. Sahabelerin elinde bir gram altın varken, sair evliyaların elinde on gram gümüş var. Şimdi on gram gümüşün kemiyetine bakarak bir gram altından daha üstündür dersek, o zaman haksızlık eder hakikati incitmiş oluruz.
İkincisi: Söz konusu üstünlük her noktada ve her sahada değil, ekseriyet noktasındadır. Öyle ise bazı hususi noktalarda bir müçtehid, bazı sahabelerden üstün olabilir. Mesela, İmam Gazzalî umumi manada sahabelere yetişemez, ilim, talebesinin fazlalığı ve eserler telif etmesi gibi hususi cihetlerden bazı sahabelerden üstün olabilir. Yani mercuh olan İmam-ı Gazzalî racih olan sahabelere hususi noktalarda tereccüh edebilir, yani üstünlük sağlayabilir. Sahabeler içinde bir iki talebesi olanlar varken, İmam Gazzalînin milyonlar talebeleri var. Ama umumî fazilette hiçbir sahabeye yetişemez.
Üçüncüsü: Nübüvvet ile velâyet, evliya makamı ile sahabenin makamı arasındaki fark. Peygamber Efendimizin (asm) velayet ve nübüvvet olmak üzere iki ciheti vardır. Sahabeler bizzat nübüvvet yönü ile muhatap olmuşlar, ondan sonra gelen bütün evliya, mürşid, müceddid ve müçtehidler ise velayet cihetine muhatap oluyorlar.
İslâm’ın başlangıcındaki hizmetleri yönünden sahabenin üstünlüğü. "Sebep olan yapan gibidir" kaidesinde, bizim bütün amel ve ibadetlerimiz sahabelerin amel defterine yazılıyor. Zira onlar bütün Müslümanların iman ve ibadetine ilk sebeptirler. Hazret-i Üstad'ın bütün amel ve sevapları o bedevi sahabenin sevap hanesine yazılıyor.
Bütün bu ölçüler ışığında meseleye bakacak olursak, sahabelerin üstünlüğü hem kat’i hem de gayet haklı bir üstünlük olduğu anlaşılacaktır.
Peygamber Efendimiz (asm.): “Benim sahabelerim yıldızlar gibidir. Onlara uyarsanız hidayete erersiniz” buyurmuş ve ashabından her birinin birer yıldız mesabesinde olduğunu belirtmiştir.
Sahabeler, o yüce Zatın (asm.) imanından feyiz almış ve ahlâk-ı aliyesinden yakinen istifade etmiş, ondaki manevî güzelliklere ayna olmaya gayret etmişler; Allah ve Resulünü, canlarından çoluk-çocuklarından, mallarından daha çok sevmişler ve bu davadan bir an bile geri kalmamışlardır. Akıl almaz zulüm ve işkenceler bile Allah’a ve Hazret-i Peygambere (sav) olan imanlarını asla sarsmamış ve gerektiğinde Allah yolunda canlarını seve seve feda etmekten çekinmemişlerdir.
Sahabelerin her biri kendi istidadına göre bir vazifeyi omuzuna almış, ciddi bir gayret ve fedakarlıkla çalışmışlardır. Bir kısmı iman hakikatlerinin, bir kısmı Kur’an’ın ahkâmın ve bir kısmı da hadislerin muhafazasına çalışarak, İslam âleminde muhtelif renklerde çiçeklerin açılmasına vesile olmuşlardır. Her biri başka bir memlekete hicret ederek, insanları irşat edip, İslâm’a girmelerine vesile olmuşlardır.
“Sahabelerin kurbiyet-i İlahiye noktasındaki makamlarına velayet ayağıyla yetişilmez.” (Sözler)
Bundan dolayıdır ki, en büyük bir veli olan Muhyiddin-i Arabî ve Celaleddin-i Süyûtî gibi zatlar bile, sahabelerin derecelerine çıkamamışlardır.
“İşte daire-i nübüvvet, daire-i velayetten ne kadar yüksek ise, daire-i nübüvvetin hademeleri ve o güneşin yıldızları olan sahabeler dahi, daire-i velayetteki sulehaya o derece tefevvuku olmak lâzım geliyor. Hatta velayet-i kübra olan veraset-i nübüvvet ve sıddıkıyet ki, sahabelerin velayetidir; bir veli kazansa, yine saff-ı evvel olan sahabelerin makamına yetişmez.” (Sözler)
Enbiyalardan sonra, derece bakımından insanların en faziletlileri sahabelerdir. Fazilet noktasında onlara yetişilmez. Çünkü sahabeler bütün kalpleriyle "Rabbimizin bizden istediği nedir?" diye merak ederek, Allah’ın rızasına mazhar olmak için azamî gayret göstermişlerdir. Bunun içindir ki, Cenab-ı Hakkın yanında kadir ve kıymetleri yüksek olan, başta dört halife olmak üzere, sahabe-i kiram efendilerimize muhabbet etmek imanın gereğidir.
“Allah beni, bütün enbiyadan üstün, sahabelerimi de peygamberlerden sonra bütün insanlardan üstün kıldı.”
Bu hadisten de anlaşılacağı gibi, sahabe-i kiram efendilerimizin Allah-ü Teâlâ’nın ve Peygamber Efendimizin (asm.) yanında kıymetleri çok âlidir. Çünkü onlar Peygamber Efendimizin (asm.) risalet cenahına bir nevi ortak olup, bu din-i mübîni dünyanın her tarafına yaymaya gayret göstermişlerdir. Harcını kanlarıyla kardıkları İslâm binasına kemiklerini de temel taşı yapmışlardır.
“Fazilet-i a'mal ve sevab-ı ef'al ve fazilet-i uhreviye cihetinde sahabelere yetişilmez. Çünkü nasıl bir asker bazı şerait dâhilinde, mühim ve mahuf bir mevkide, bir saat nöbette, bir sene ibadet kadar bir fazilet kazanabilir ve bir dakikada bir kurşunu yemekle, en ekall kırk günde ancak kazanılacak velayet derecesi gibi bir makama çıkıyor. Öyle de, sahabelerin tesis-i İslâmiyette ve neşr-i ahkâm-ı Kur'aniyede hizmetleri ve İslâmiyet için bütün dünyaya ilân-ı harb etmeleri o kadar yüksektir ki, bir dakikasına başkaları bir senede yetişemez. Hattâ denilebilir ki; bütün dakikaları, -o hizmet-i kudsiyede- o şehid olan neferin dakikası gibidir. Bütün saatleri, müdhiş bir makamda bir saat nöbet tutan fedakâr bir neferin nöbeti gibidir ki; amel az, ücreti çok, kıymeti yüksektir. Evet sahabeler madem İslâmiyet’in tesisinde ve envâr-ı Kur'aniyenin neşrinde, saff-ı evvel teşkil ediyorlar. Essebeb-ü kel fail sırrınca, bütün ümmetin hasenatından onlara hisse çıkar. Ümmetin Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihi ve ashâbihi demesiyle; sahabelerin, bütün ümmetin hasenatından hissedarlıklarını gösteriyor. ”(Sözler)
Kış mevsiminde bir bahçeye giren kişi, soğuk çehreli, donuk ve bakıldığında insana hoş görünmeyen ağaçlarla karşılaşır. O kişi, bu ağaçlardan birinin gölgesinde dinlenmek isterse, derhal soğuk alır ve rahatsızlanır. Çünkü bu ağaçların kendileri gibi gölgeleri de menfaatsiz, hatta zararlıdır. O kişi, aynı bahçeye yaz mevsiminde uğradığında çok farklı bir manzara ile karşılaşır. Zira bahçe aynı bahçe, ağaçlar aynı olduğu halde, gördüğü manzara kıştaki ile taban tabana zıttır ve onunla kıyas kabul etmez. Yemyeşil yaprakları, muhtelif ve leziz meyveleri, serinlik ve ferahlık veren gölgeleriyle her bir ağaç her cihetiyle faydalı ve hoş bir sûret almıştır. Çünkü, kıştaki donuk ağaçların üzerinden bir bahar mevsimi geçmiş; bahar güneşine yüzlerini çeviren bu ağaçlarda ilk tebeddülat, üzerlerindeki karların erimesi ve içlerine kadar nüfuz eden donukluğun çözülmesi olmuştur. Daha sonra, bahar yağmuruyla sulanan ve bahar havasından fevkalade istifade eden bu ağaçlar, kısa zamanda inanılmaz derecede terakki etmişler, yeşil yapraklarla, çiçeklerle ve meyvelerle bezenmişlerdir.
İşte sahabe-i kirâmın İslâmiyet’ten önceki ve sonraki halleri bu misâle benzer. Cenâb-ı Hak tarafından insanlara doğru yolu göstermek, onları irşad etmek ve onların üzerlerindeki küfür ve isyan buzlarını çözmekle vazifelendirilen Resûl-i Ekrem’in (sav.) mânevî güneşi, bütün haşmetiyle Asr-ı Saadet’te tezahür etmiş ve küllî feyzini o asrın bahçesine akıtmıştır. Buzları çözülenlere Kur’an’ın âb-ı hayatını emzirmeye başlayan o Zat-ı Mübârek, kısa zamanda o bahçeye meyve verdirmiş ve o asrın insanlarını, peygamberlerden sonra, kimsenin yetişemeyeceği bir yüksekliğe ve bir taravete eriştirmiştir.
Hz. Peygamber’i (sav.) görmeden iman eden müminler de o güneşten istifade etmektedir. Lakin onlar dağın kuzey yüzündedirler; sahabeler ise daima güneş alan güney yüzünde idiler. Onlar derslerini o güneşin zatından aldıkları halde, bizler o feyzi sadece ziyâsından almaktayız. Bu bakımdan bir mümin ne kadar terakki ederse etsin onların manevî derecesine yetişmesi mümkün değildir. Ona düşen vazife, onların yolundan gitmek ve şefaatlerine nail olmaya gayret etmektir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü