"Mürşid-i umumi olan vaiz ve hatipler hem âlim-i muhakkik olmalıdır, ta burhan ile ikna eylesin. Zira tasvir ve tezyin-i müddea, müteharri-i hakikata karşı faidesizdir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Beşinci Madde"

"Mürşid-i umumi olan vaiz ve hatipler hem âlim-i muhakkik olmalıdır, ta burhan ile ikna' eylesin. Zira tasvir ve tezyin-i müddea, müteharri-i hakikata karşı faidesizdir. Ve hem de hakîm-i müdakkik olmalıdırlar, ta ki bir şeyi terğib veya terhib ile ondan daha mühim şeyi tenzil ve tahfîf edip muvazene-i Şeriatı bozmasınlar. Ve hem de belîğ-i hakîm olmalıdırlar. Ta ki, mukteza-yı hâle mutabık ve ilcaât-ı zamana muvafık ve teşhis-i illete münasib söz söylesinler." (Asar-ı Bediiyye, Makale-9: Dağ Meyvesi Acı da Olsa Devadır)

"Mürşid-i umumî olan vâiz ve hatipler hem âlim-i muhakkik olmalıdır, ta bürhan ile ikna' eylesin."

Topluma din konusunda rehberlik ve öğretmenlik yapmak isteyen vaiz ve hatiplerin tahkik ehli alim olmaları gerekiyor. Ta ki insanları delil ve ispatlarla ikna edebilsinler. Tahkik ve ilim sıfatı olmayan kimselerin toplumu irşada soyunması sağlıklı değildir.

"Zira tasvir ve tezyin-i müddea, müteharri-i hakikata karşı faidesizdir."

Zira vaiz ve hatiplerin topluma anlattıkları şeyleri güzel betimlemesi ve süslü ve alengirli laflar etmeleri hakikatı araştıran insanlara işlemez ve işe yaramaz. Bu asır delil ve ispat asrıdır, insanların akıl ve kalplerini ikna edecek deliller sunulmadan toplumu etkileyemezsin.

"Ve hem de hakîm-i müdakkik olmalıdırlar, ta ki bir şeyi terğib veya terhib ile ondan daha mühim şeyi tenzil ve tahfîf edip muvazene-i Şeriatı bozmasınlar."

Vaiz ve hatipler aynı zamanda hikmetli ve müdakkik olmalıdırlar. Dini bir şeyi överken ya da yererken dengeyi gözetmeli, ölçüyü kaçırmamalıdırlar. Mesela, gıybetin kötülüğünü ifade etmek için zinayı hafife alan "Bir gıybet otuz üç zinaya eşittir." gibi ifadeler kullanmak ölçüsüz ve dengesiz ifadelerdir. Gıybeti yereyim derken zinayı basitleştirme dengesizliği ve ölçüsüzlüğü vardır. Bu hikmetsiz ve ölçüsüz tergib (teşvik) ve terhibi (sakındırma) vaizler çok yapıyor.

Bir şeyin ehemmiyetini insanlar nazarında büyüterek ona teşvik ederken veya bir kötülükten de nefret ettirip ondan uzaklaştırmaya çalışırken, diğer dini değerleri gözden düşürmemeli, dindeki dengeyi bozmamalı, kafa karışıklığına yer vermemelidir.

"Ve hem de belîğ-i hakîm olmalıdırlar. Ta ki, mukteza-yı hâle mutabık ve ilcaât-ı zamana muvafık ve teşhis-i illete münasib söz söylesinler."

Hatip ve vaizler, aynı zamanda karşılaştıkları hâl ve durumların gereğine uygun ve mutabık konuşmaları gerekiyor. Hem bu zamanın gereklerini, şartlarını ve anlayışlarını da dikkate almak zorundadırlar.

Vaizler, nasihatlerinde yaşanan hayatın şartlarını daima göz önünde bulundurmalıdırlar. Şimdiki zamanı geçmiş zamana kıyas ederek hareket etmemelidirler. Çünkü her zamanın kendine has hükmü vardır. Eskiden, iddia edilen şeyi parlak ve mübalağalı göstermek revaçtaydı ve bu hareket halk üzerinde tesirli olabiliyordu. Çünkü teslimiyet kuvvetli idi.

Hâlbuki zamanımızda, teslimiyet kırılmış, akıl ve hikmet yönünden meselenin hükmünü koymak anlayışı inkişaf etmiş, hadiselerin sebep ve hikmetini aramak meyli uyanmıştır. Bu bakımdan zamanımızda iddia edilen şeyin tasviri değil ispatı gerekmektedir. Bu da ancak muhakkik bir âlim olmakla mümkündür. Çünkü muhakkik âlim, meseleleri tahkik eden, bildiği şeylerin delillerini arayan, öğrendiklerinin kuru bir taklitçisi değil, onların doğru olup olmadığını araştıran ve muhakemeden geçiren kimsedir.

Vaiz, teşhis ettiği illete yani manevi hastalığa uygun ve uyumlu bir reçete ve ilaç kullanmalıdır. Her hastalığa aynı ilacı vermek hastayı öldürür. Mesela, ümitsizlik girdabına düşmüş bir günahkâra af ve ümit ilacı verilmesi hikmetli iken, şehvet ve hissiyatına mağlup bir gence elem verici bir azabı hatırlatmak iktiza eder.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 826
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...