Ahiret hayatı ebedî midir? Allah isim ve sıfatlarında ezelî ve ebedî iken, biz nasıl ahirette ebedî olacağız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ahiret hayatı ebedîdir, lakin ezelî değildir. İkisi arasında çok fark var, ezelilik başlangıcı olmamak demektir ve Allah’a ait bir sıfat olup mahlûkata verilemez. Çünkü Allah’tan başka her şeyin bir başlangıcı vardır ve her şeyi yoktan var edip varlığını devam ettiren Allah’tır.

Allah ahiret hayatını ebedî bir şekilde devam ettirecektir. Ahiretin ebedî bir şekilde ayakta kalması ve devam etmesi, Allah’ın yaratması ile olacak. Yani ahiret, kendiliğinden ebedî olmayacak. Bu ebedîlik zatî olmayıp, Allah'ın baki kılmasıyla olacaktır.

Hâlihazırda kâinatı yoktan var edip milyarlarca yıldır ayakta tutan ve varlığını devam ettiren nasıl Allah ise, benzer bir şekilde cennet ve cehennemi de ebedî bir şekilde ayakta tutacak olan ve varlığını devam ettirecek olan yine Allah olacak.

Mahlûkat Allah’ın kayyumiyet sıfatı ile ebedîyete mazhar olabilir, ama ezeliyet sadece Allah’a mahsus bir sıfattır. Allah dilediğini yoktan var eder, var ettiğini de sonsuza kadar yaşatabilir. Bu O’nun sonsuz kudretine çok kolay bir şeydir. Ebediyet ile ezeliyeti karıştırmamak gerekiyor. İnsan ezelî değildir, ama Allah’ın irade ve kudreti ile ebedî bir şekilde yaşayacaktır. Aksine "Allah bir kulunu sonsuza kadar yaşatamaz" demek, tehlikeli ve küfre müncer bir durumdur.

Kur'an-ı Kerim'de pek çok ayette cennet ve cehennemden bahsedilirken hâlidîne fîhâ ebedâ "Orada ebedî (sonsuz) olarak kalacaklardır." (bk. Nisa, 4/57; Maide, 5/119; Ahzâb, 33/65; Cin, 72/23 ...) ifâdesiyle cennet ve cehennem hayatının sonsuz olduğu ifâde edilmiştir.

Yine, "İrinli suyu içmeye çalışır fakat fakat boğazından geçiremez. Ona her taraftan ölüm gelir, fakat o ölmez" (İbrahîm, 14/17),

"İnkâr edenlere de cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez..." (Fâtır, 35/36),

"(Cennetlikler) ilk tattıkları ölüm dışında orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur." (Duhân, 44/56)

Gibi ayetlerde de cennet ve cehennemde ölüm olmadığı hem cennetliklerin hem de cehennemliklerin bulundukları mekânlarda ölümsüz olarak kalacakları ifade edilmiştir. Bu husus, itiraza yer bırakmayacak bir şekilde açık ve kesindir.

“İnsan, ebed için yaratılmıştır. Onun hakikî lezzetleri, ancak marifetullah, muhabbetullah, ilim gibi umûr-u ebediyededir."

İnsanın mahiyetindeki bütün cihazat ve latifelerin yüzü ahirete bakıyor ve oraya işaret ediyor.

Mesela, kalbteki aşk-ı beka bu dünyaya sığmıyor. Kalb ebedî yaşamak arzu ettiği halde dünya geçici ve fanidir. Ya da kalbin o kadar çok emel ve arzuları vardır ki, bu dünyada binden birisine ulaşamıyor. Demek kalb bu dünya için değil, ahiret için yaratılmıştır.

Ruh latif ve nuranî bir varlıktır, dünyevî ve cismanî kayıtlardan sıkılır ve bunalır. Ama beden kafesinde kayıt ve prangalar içindedir. Demek ruhun mahiyeti de bu maddî dünyaya sığmıyor, daha nuranî ve daha latif olan bir âlemi talep ediyor. Ruhun o kadar çok incelikleri var ki, hepsi dünya torbasını yırtıp başlarını çıkararak "Ebed, ebed!.." diye inliyorlar.

Bu iki misal, insanın duygu ve latifelerinin bu dünya için olmadıklarını gayet zahir bir şekilde ortaya koyuyor. Tıpkı anne karnındaki bir çocuğa takılan âzaların başka bir bir âleme işaret etmesi gibi.

Evet, nasıl anne karnındaki bebeğin âzaları dünyaya işaret ediyor ise, aynı şekilde dünya da ahiret âlemine nisbetle anne karnı gibi dar ve sınırlı olduğu için, insanın latife ve duyguları da ahiret âlemine işaret ediyor. Dünya hayatı insan mahiyetine dar gelen bir elbise hükmündedir. Bu da insanın bu dünyaya ait olmadığının en büyük ispatıdır. Bu yüzden, insanın kalb ve ruhunu tatmin edip doyuracak şey, dünyevî meşgaleler değil, iman, marifet, ilim ve zikir gibi ebedî neticeleri olan ulvî şeylerdir...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 1.547
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...