Üstada ait matematik kitabı olduğu, yangında yandığı, 27.Dereceden denklem çözdüğü söyleniyor. Bilgi verir misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Bu konu, Tarihçe-i Hayat adlı eserde şöyle ifade edilmiştir:
"Bediüzzaman, riyaziyede harikulâde bir sür’at-i intikale malik idi. Herhangi bir müşkil meseleyi, zihnen hemen hallederdi. Hattâ cebir mukabele ilminde bir risale telif etmişti. Tahir Paşa nezdinde hesap meseleleri münakaşa mevzuu olduğunda, hesaba dair hangi mesele bahsedilse, başkaları ve en mâhir kâtipler neticeyi bulamadan, Molla Said zihnen çıkarıyordu. Çok defalar böyle yarışlara girişir ve umumunda daima birinci gelirdi. Bir defasında şöyle bir sual sordular:"
"“On beş müslim, on beş gayr-ı müslim farz edilerek, birbiri ardına dizilince bunlara yapılacak her kur’ada gayr-ı müslime isabet etmesi matluptur. Nasıl taksim edilir?”
Bu suale cevaben,
“Bunların yüz yirmi dört vaziyet-i muhtemelesi vardır,” diyerek yapar. Hem de der;
“Bundan daha müşkilini de kendim icat ederim. İki bin beş yüz vaziyet-i muhtemeleye göre yaparım.”
İki saat zarfında yüz adamdan elli adet gayr-ı müslimi o vaziyette taksim eder ki, daima kur’ayı gayr-ı müslime düşürür. Ve hattâ beş yüz gayr-ı müslim olmakla iki yüz elli bin vaziyet-i muhtemele üzerine bir mesele çıkarttı ve Tahir Paşaya göstererek bir risale şeklinde yazdı. (HAŞİYE)""HAŞİYE: Maatteessüf o risale Van’da bir yangında yanmıştır." (Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı)
Üstad Bediüzzaman'ın Eski Said diye ifade ettiği döneminde, herkes kendi ilminin üstünlüğünü ortaya koyacak şekilde tatlı bir müsabaka ortamı vardı. Kimin bir meziyeti ve ilmi varsa, hemen o sahada müsabakalar düzenler herkese meydan okurdu. Böylece ilmin inkişafı sağlanır, insanların ilimlerinin artmasına teşvikler yapılırdı. İşte Van Valisi Tahir Paşa da konağını bu gibi münazaralara devamlı açar, insanların münazarasına zemin hazırlar, böylece ilim ehli insanları kaynaştırırdı.
Tahir Paşanın ısrarıyla Üstad da onun konağında epey bir müddet kalmış, kütüphanesinden istifade etmiş, bu gibi münazaralara katılmış ve ilminin takdir görmesine zemin bulmuştu. Üstad'ın ilmi noktada çok meseleleri burada münazara ve mütalaalarla ilerlettiğini görüyoruz. Burası âdeta dini, içtimai, ferdi ve siyasi meselelerin talim, müzakere ve mütalaa edildiği bir üniversite hükmündeydi. İşte burada bazen matematik konularında da sorular sorulur, ilimler kamçılanırdı. Üstadımız dini ilimlerdeki derinliğini matematikte de göstermiş, hatta kitaplar telif etmişti. Fakat bu matematik kitapları bilahare, bir yangında yanmıştır. Orada vuku bulan matematik konularından bir kısmını aşağıya alıyoruz:
MATEMATİK MÜNAZARALARI
Bediüzzaman Hazretleri, tekrar Van'a avdetinde, Tahir Paşa'nın meclislerinde, sık sık matematik ve ince zor hesap meseleleri mevzu olmakta idi. Bu konuda da Bediüzzaman fevkalâde acîb bir sürat-ı intikal ve kavrayışa mâlikti. Herhangi bir mes'ele medar-ı bahs olmuşsa, derhal zihnen kalemsiz hallediyordu. Hatta cebir-mukabele ilminde kendi zihninden bir risale vücuda getirmişti.
Tâhir Paşa'nın meclisinde matematik ve hesap meseleleri mevzu olduğu zaman, en mâhir kâtipler, kalemle onun henüz yarısını yapmadan, Bediüzzaman zihnen halleder, ortaya koyardı. Defalarca böylesi yarışmalara katılır, daima üstün gelirdi.
Bir gün Tahir Paşa'nın meclisinde şöyle bir sual mevzu oldu: On beş tane Müslüman ile on beş gayri müslim farz edilerek, birbiri ardı sıra dizilince, (Yani, bir Müslüman ve bir gayri müslim şeklinde birbirlerinin arkasında dizildiğini farz edersek) on beş defa kura çekilecek, her defasında kura daima gayri müslime isabet ettirilmek matlubdur. Taksimi nasıl yapılacak? Bediüzzaman:
- Bu meselenin yüz yirmi dört ihtimalli durumu vardır, diyerek, buna göre hemen taksimatını zihninden çözer ortaya kor. Hem der:
- Bundan daha müşkülünü ben kendim icad ederim ki; iki bin beş yüz ihtimalli olanı yaparım diyerek; elli ferd Müslüman ile elli de gayri müslim farz olunan meseleyi iki saat zarfında zihninden halledip yapar ve Tahir Paşa’ya bir risale halinde ibraz eder.
- Daha sonraları bir gün şöyle bir sual mevzu olur: Küre-i arzın tamamı buğday taneleri farzolunsa, kaç tane olur? Bunu da yine zihninden kalemsiz halledip ibraz eder.
- Başka bir gün, "Âdem Aleyhisselâm'dan bugüne kadar saniyenin onda biri olan âşireden ne kadar zaman geçmiştir?" şeklindeki meseleyi de Bediüzzaman zihninden iki buçuk saatte hesaplayarak çözer.
- Başka bir gün: "Küre-i Arzın her noktasına yağmurun yağdığı farzedilirse, kaç damla eder?" diye bir sual medar-ı bahs olur. Buna karşı Bediüzzaman der ki; ‘O şekil değil de belki bütün küre-i arza bir saniyede yağan yağmur, her dört parmak yere dört damla düşerse, bu surette on sene mütemadiyen durmadan yağarsa, kalemsiz zihnimden çıkarabilirim diyerek üç saat içinde halleder.
- Fakat Bediüzzaman bu dakîk ve acîb hesapları yaptıktan sonra, bir sû-i nazar neticesi olarak, Bitlis'te Şeyh Emin Efendi'nin suallerine cevaplar verdikten sonra dimağında bir rahatsızlık, bir yorgunluk görüldüğü gibi; bu defasında da şiddetli, ona benzer bir rahatsızlık ârız olur. Ve uzun müddet devam eder. Bundan sonra, artık bu gibi hesap işlerine karışmaz. Bir müddet sonra lillahilhamd tamamıyla şifayab olur. (1)
Ek bilgi için tıklayınız:
Gerçekte olmadığı hâlde, Necmeddin Şahiner matematik, Şerif Mardin ise cebir kitabı yazdırdığını iddia ediyor Bediüzzaman'ın, ne dersiniz?
(1) bk. Badıllı, A. Mufassal Tarihçe, I, 164-165.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Eski zamanlarda ki bir matematik sorusuna benziyor. Sorunun orijinali şu şekilde anlatılıyor. Üstadınki de buna benzer bir sorunun cevabı gibi görünüyor.
(Josephus Sorusu diye biraz daha basit bir soru olarak Matematik'de geçiyor)
İçinde 15 Müslim ve 15 Gayr-ı Müslim bulunan bir gemi fırtınaya yakalanmış ve gemiyi ve mürettebatı kurtarmak için yolcuların yarısının denize atılması gerekmiştir. Buna göre, yolcular bir daireye yerleştirilecek ve her dokuz kişiden biri, belirli bir noktadan itibaren gemiden denize atılacak.
Bütün Müslimlerin kurtulmasını sağlayacak bir düzenlemenin bulunması istenmektedir. Bu durumda erkekleri şu şekilde düzenlemeliyiz: MMMMGGGGGMMGMMMGMGGMMGGGMGGMMG , burada M bir Müslim ve G bir Gayr-ı Müslim anlamına gelir