"Gayr-ı müslimin askerliği nasıl caiz olur?" soru ve cevabını açar mısınız? Gayr-i müslim komutanlara nasıl güveneceğiz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sual: Gayr-ı müslimin askerliği nasıl caiz olur?

"Cevap: Dört vecihle:

"Evvelâ: Askerlik kavga içindir. Dünkü gün siz o dehşetli ayı ile boğuştuğunuz vakit karılar, çingeneler, çocuklar, itler size yardım ettiklerinden size ayıp mı oldu?"

"Sâniyen: Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın, Arap müşriklerinden muâhid ve halifleri vardı. Beraber kavgaya giderlerdi. Bunlar ise, Ehl-i kitaptır. Orduda toplu olmayıp müteferrik olduklarından, bizdeki ekseriyet ve kuvvet-i hissiyat, mazarrat-ı mütevehhimeye karşı set çeker."

"Salisen: Düvel-i İslâmiyede velev nadiren olsun gayr-ı müslim, askerlikte istihdam olunmuştur. Yeniçeri ocağı buna şahittir."(1)

İfadelerden anlaşıldığına göre; böyle bir hadise gerçekten yaşanmış ve oradakiler buna şahit olmuşlardır. Yani bir ayı saldırınca; kadını, çocuğu, köpeği ayıyı kovmak için bir araya gelip mücadele ediyorlar, bu durum ayıp karşılanmıyor da neden gayri müslimlerin askerlik yapması ayıp olsun, bu normaldir, mealinde cevap veriliyor.

"Madem gayri müslimlerle beraber yaşıyoruz, onların asker olmalarına da muhalif olmamalıyız, bize kuvvet verirler." şeklinde değerlendirmek icap eder. Devletin bu tebaadan istifade etmesi mantıklı ve faydalıdır, denilmek isteniyor.

"Râbian: Neslen ve serveten tedennîmize ve gayr-ı müslimlerin terakkîsine sebep, askerliğin bizde münhasır olması idi. Zira bundan kaç asır evvel şu devletin nüfus-u İslâmiyesi kırk milyondan fazla idi. Ve şimdilik, içimizdeki o gayr-ı müslimler, o vakitte yalnız beş altı milyon idi. Servet ve ticaret elimizde idi. Hâlbuki biz yirmiye yuvarlandık, fakr bataklığına düştük; onlar, fakrın ayağı altından çıkıp servetin başına binerek, on milyona çıktılar. Bunun en mühim sebebi: Meselâ, senin dört oğlun varsa, askerlik mülâhazasıyla evlenmezler. Şâyet evlenseler, memuriyet ilcâsıyla kedi yavrusu gibi her tarafta gezdirerek, mahsül ü hayatını zâyi edecektir. Delil istersen Van’a git; bir Ermeni kapısını, bir İslâm dergâhını aç, bak. Göreceksin ki, Ermeni evi on sağlam delil gösterecek, İslâm'ın evi iki zayıf burhanı nazar-ı ibrete arz edecektir."(1)

Memurluğun ve askerliğin Müslümanlarca meslek edinilmesi, hem Müslüman nüfusunun çoğalmasına hem de Müslümanların zengin olmasına engel olarak görülüyor.

Memurlar sürekli tayin olma nedeni ile memleketi gezdiği için, çocukları hem eğitim hayatı açısından hem de ticaret açısından bir yerde karar kılamıyorlar. Üstad'ın ifadesi ile memurun çocuğu kedi yavrusu gibi sürekli yer değiştirdiği için, hayatın mahsulünü (ticaret, evlenme barklanma) verimli bir şekilde elde edemiyor.

Ama Ermeni ve Rumlar memur ve askerlikten men oldukları için, onlar hem çok çocuk yapıyor hem de bulunduğu yerde ticaret erbabı oluyorlar. Ermeni ve Yahudiler sürekli çoğalıp zenginleşirken, Müslümanlar sürekli savaşlar nedeni ile azalıp fakirleşiyorlar.

“Delil istersen Van’a git; bir Ermeni kapısını, bir İslâm dergâhını aç, bak. Göreceksin ki, Ermeni evi on sağlam delil gösterecek, İslâmın evi iki zayıf burhanı nazar-ı ibrete arz edecektir.” Ermenin hanesinde kuvvetli ve eğitimli on çocuk, Müslüman evinde ise her açıdan zayıf iki çocuk göreceksin diyor.

Müslüman memurların genelde iki çocuğu olur, çok çocuklu Müslümanların da çocukları ya askerdedir ya da şehit olmuştur.

Sorunun ikinci kısmına gelince;

İslam ordusunun içinde bir hiyerarşi olduktan ve gayri müslim bir komutan da bu hiyerarşiye tabi olduktan sonra, korkulacak bir şey olmaz. Zaten gayri müslim birisi İslam’ın başkomutanı olamaz; ama başkomutanın emrinde bir subay olmasında sakınca da yoktur.

Benzer bir cevabı Üstad Hazretleri şu şekilde veriyor:

"S - Şimdi Ermeniler kaymakam ve vali oluyorlar. Nasıl olur?"

"C - Saatçi ve makineci ve süpürgeci oldukları gibi. Zira, meşrutiyet, hâkimiyet-i millettir. Hükûmet hizmetkârdır. Meşrutiyet doğru olursa, kaymakam ve vâli, reis değiller, belki ücretli hizmetkârlardır. Gayr-ı müslim reis olamaz, fakat hizmetkâr olur."(3)

Meşrutiyet; milletin oyları ile seçilmiş bir meclisin, devleti tedbir ve idare etmesidir. Hükümet ise bu meclisin görevlendirmesi ile milletin işlerini ve hizmetlerini gören bir hizmetkardır. Şimdilerdeki gibi millete tepeden bakan, efendilik taslayan bir tekebbür vasıtası değildir.

Meşrutiyet ve sistem düzgün ve sağlam bir şekilde çalışırsa vali, kaymakam gibi idareciler efendi değil maaşlı hizmetkar olurlar. İslam’a göre gayriı müslim bir teba İslam ümmetine efendi ve reis olamaz, ama maaşlı bir hizmetkar olabilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Münazarat, Sualler ve Cevaplar.
(2) bk. age.
(3) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...