Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin pozitif bilimler olan hümanistlik anlayışı hakkındaki görüşleri nelerdir?
Değerli Kardeşimiz;
Üstad Hazretlerinin temel yaklaşımı, iyisini almak, kötüsünü terk etmek şeklindedir. Yani bir düşünceye veya bir ekole toptancı yaklaşmaz, iyi tarafını kabul eder kötü tarafını reddeder.
Risale-i Nur'da hümanizm hakkında hususi bir değerlendirme geçmez. Lakin hümanizmin savunduğu fikirler genel bir şekilde tadil edilir.
Meselâ; Risale-i Nur, Allah merkezli hayat anlayışına bedel, insan merkezli hayat anlayışını kabul eden hümanizmin bu fikrini kısmen reddeder kısmen de tadil eder. Hümanizmde Allah merkezcilik geri plana atılır ve bir manada reddedilir, insan merkezcilik esas alınır.
Hümanizm vahye bedel aklı esas almaktadır ki, Risale-i Nurlar bu fikri de kabul etmez. Yanlış anlaşılmasın Bediüzzaman aklı değil akılcılığı (akıl mutlak bilgi kaynağıdır düşüncesi) reddeder.
Hümanizm, doğaüstü güçlerin varlığıyla ilgilenmeyen bir fikrin mahsulüdür. Seküler bir hayat duruşu prensibi ve her otorite karşısında insanı hür kılma çabası hümanizmin hedefidir. Oysa insanın vazifesi Allah’a kul olmak ve O’nun emir ve yasaklarına itaat etmektir. Oysa insan Allah’a karşı değil, mahlûkata karşı hür olmalıdır.
Risale-i Nur Allah ve ahireti esas alan dini değerleri savunur ve ona göre hayata bakar. Hümanizm ise beşerin ihtiyaçlarını ve arzularını esas tutup, bu noktayı halletmeyi hedefleyen batıl bir ekoldür. İçinde elbette doğru noktalar ve İslam'a uygun hususlar vardır. İnsanın hür olup, köleleştirilmesinin doğru olmadığı ve her insanın hakk-ı hayatı olduğu gibi. Fakat "Derman hadden geçerse, dert getirir" kaidesiyle, bu fikirler Allah'a karşı da hürriyeti savunmaya kadar götürüldüğü için yanlış bir hâl alır.
Hürriyet; fikrini serbest söyleyebilme ve serbest hareket edebilme hakkına sahip olmaktır.
Hürriyet, Allah’tan başka hiçbir mahlûkun kulu ve kölesi olmamaktır.
İlâhi bir rahmet ve büyük bir nimet olan hürriyet, medeniyetin ruhu, kaynağı ve adaletin de temelidir. Zira hürriyetin olmadığı yerde adalet tecelli etmez, onun yerini istibdat ve zulüm alır. İnsan, hakkı olmayan şeylerde tasarruf etmekte hür olmadığı gibi, akıl ve edebe aykırı hareketlerde bulunması da hürriyet değil, ahlaksızlıktır. “İnsan zanneder mi ki, başıboş yaratılmıştır” (Kıyamet Suresi, 36) ayet-i kerimesi kâinatın hulasası olan insanın mutlak hürriyete sahip olmadığını ifade etmektedir.
“Belki insana karşı hürriyet, Allah'a karşı ubudiyeti intaç eder.”
“Evet,“İnsanlar hür oldular amma yine abdullahtırlar.” (Münazarat)
İnsanlar, ancak başkalarının hukukuna taarruz etmemek şartıyla kendi fiillerinde serbesttir. Ancak bu serbestlik, mutlak ve sınırsız değildir. İnsanın şahsi hürriyeti, her türlü haksız taarruz ve tecavüzden korunmuştur. İnsan kendine zarar vermekte de hür değildir.
“Hürriyetin şeni odur ki, ne nefsine ne gayrına zararı dokunmasın.” (Münazarat)
İnsanlar Allah’a karşı kul, insanlara karşı hürdürler. İslâmiyet’te hakiki hâkim ve mutlak kudret sahibi yalnız Allah’tır.
İlave bilgi için tıklayınız:
- Sosyal Adalet, İnsan Hakları ve Bediüzzaman
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü