Bütün Müslümanların, sürekli olarak "Filistin" hakkında dua etmesinin bir karşılığı neden görünmüyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dua, fiili ve kavli olmak üzere iki kısımdır. Fiili dua; Allah’ın kâinata koymuş olduğu fıtri kanunlara sarılmak, onu eksiksiz bir şekilde yerine getirmektir. Bu dua hem öncelikli hem de tesiri ve karşılığı peşin alınan bir dua şeklidir. Ve bu duayı kim yaparsa mükâfatını peşinen alır; kâfir mümin ayrımı yoktur.

Tarlanın sürülmesi, ekilmesi, sulanması, ilaçlanması fiili bir duadır ve neticesi güzel bir mahsul almaktır. Bu fiili dua yapılmadan kavli dua ile Allah’tan buğday istemek, beyhude ve karşılığı olmayacak bir duadır. Kavli dua ise, fiili duadan sonra yapılır.

İslam dünyası maalesef fiili dua konusunda İsrail'e göre çok geride kalmıştır. İsrail fiili duanın şartlarını eksiksiz yerine getirdiği için, maddî bakımdan Müslümanlardan bir adım önde ve daha güçlü. İsrail bilime, üretime, ticarete öncelik verdiği için yani fiili duayı yerine getirdiği için, her yönden Müslümanlardan daha güçlü bir vaziyettedir.

Müslümanlar hem dağınık hem zayıf hem bilim, sanat ve sanayi açısından geri kaldığı için yani fiili duayı ifa edemediği için bir avuç İsrail karşısında aciz, çaresiz ve zavallı bir konumdadır. Allah böyle miskin, fakir, dağınık ve birbirine düşman olmuş Müslümanları desteklemez. Onların kavli duasına önem verip kabul etmez.

Bekâr bir adam gece gündüz ağlayarak bir çocuğu olması için kavli duada bulunsa, evlenmediği müddetçe bu dua kabul olmaz. Çünkü çocuk, evlilik ile olan bir mahsuldür. Evlenmek burada fiili duayı, bekarken yapılan dua da kavli duayı temsil ediyor.

Sert bir cisim yumuşak bir cismi ezer. Mesela, çelik kılıcın tahta kılıca karşı fıtrî bir üstünlüğü vardır. Bu üstünlük çeliğin zatına ait bir üstünlüktür. Öyle ise çelik kılıç kimin elinde ise, avantaj da üstünlük de onun elinde olacaktır. Çünkü çeliğin sağlamlık açısından tahtaya karşı yaratılıştan gelen bir üstünlüğü vardır. Bu bir âdetullah kanunudur. "Sırr-ı hilkat" de bu manayı ifade ediyor. Çelikten yapılmış kılıç, tahtadan yapılmış kılıçtan daima üstün ve kuvvetlidir. Galip gelmek için çelik kılıca sahip olmak gerekiyor, "Ben imanımla ve tahta kılıcımla, çelik kılıcı ikiye bölerim" demek yanlıştır, İslam'ın âdetullah kanunlarına zıttır.

Çelik kılıcın da otomatik tüfek veya füze karşısında bir ehemmiyeti yoktur. Uzaktan atılan mermilere kılıçla mukabele etmeye çalışan ölmeye mahkûmdur. Demek kuvvet kimin elinde ise, dünyadaki üstünlük ondadır ve zafer de ona daha yakındır. Muzaffer olmak, düşmanınıza yahut rakiplerinize galip gelmek istiyorsanız, kuvvetli olmaya çalışmanız gerekir. Zira, kuvvetin de bir hakkı vardır. O hakkı kim elinde tutarsa, galip gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Çelikle tahtayı çarpıştırırsanız, tahtanın mağlup düşeceği bellidir.

Netice olarak, çeliğin sırr-ı hilkati yani sağlam ve sert oluşu, tahtanın sırr-ı hilkatine yani yumuşak ve dayanaksız oluşuna daima galip gelecektir. Bunu füze, tank, jet, bomba vs... gibi diğer teknik eşyalara da tatbik edebiliriz...

İsrail’in elinde çelik ve keskin bir kılıç olduğu hâlde, Müslümanların elinde ise tahtadan yapılmış çürük bir kılıç bulunuyor. İkisi vuruşsa çeliğin tahta kılıcı parçalaması hakkıdır. Çünkü çeliğin tabiatı ve fıtratı tahtadan daha sağlam, daha keskin ve daha etkilidir. Müslümanların vaziyeti, çürük tahta kılıçla çelik kılıcı yenmek için dua etmesidir. Bu durumda değil kırk gün, kırk bin yıl dua edilse yine tahta çeliğe galip gelemez. Çeliğin karşısına ya çelik ya da ondan daha kuvvetli bir kılıçla çıkmak gerekiyor. Müslümanların kavli duasının kabul edilmemesinde bu sır bulunuyor.

İslam ülkeleri çoğunlukla birbirine düşman ve birbirinin kuyusunu kazma peşinde iken, İsrail başta Amerika ve Avrupa ülkeleri olmak üzere bütün zengin ve güçlü ülkeleri arkasına almasının da gücü ve etkisi ile zulmüne devam ediyor. Yani bütün bu şartlar dikkate alınmadan sadece kavli dua ile bu işler çözülemez. Allah’ın kâinata koymuş olduğu âdetullah kanunlarına riayet edilmeden sadece kavli bir dua ile bu işler hallolmuyor.

Müslümanlar önce fiili duayı yerine getirip bilim, sanat ve sanayide ilerlemelidir. Sonra Kur’an ve sünnete riayet edip ahlakını düzeltmelidir. Sonra birlik ve beraberliği tesis etmeli, en sonunda da kavli duaya sıra gelsin. Bunları yapmadan sadece kavli dua ile yürümüyor vesselam.

Sünnetullah kanunlarına uymak zaruridir, terki ve başkalarına havalesi kabil değildir. Maalesef Müslümanlar bilhassa son bir asırda Kur’an ve sünnet çizgisinden uzak bir hayat yaşadıkları ve sünnetullah kanunlarına uymadıkları için, hem manen hem de maddeten terakki edemediler.

Cenab-ı Hakk’ın emirlerini yerine getiren, sadece ahirete çalışan ancak kevnî şeriatı terk eden bir Müslüman dünyada muvaffak olamayacağı gibi, kevnî şeriata sımsıkı sarılıp da İslam şeriatını terk ederek sadece dünyaya hasr-ı nazar eden biri de ebedî saadeti kaybedip perişan olacaktır.

Allah her iki âlemde de saadeti ancak her iki şeriata sarılana veriyor. Bu yüzden kevnî şeriatı görmeyip sadece İslam şeriatı ile hareket eden ve dünya hayatında zayıf ve fakir düşmüş Müslümanlara bakıp da kabahati İslam dinine fatura etmek cehalet ve hamakattir.

Mesela hac, zekât, cihad, tebliğ gibi emirlerin yerine getirilmesi maddî kuvvetle mümkündür. Öyle ise dünya hayatını asıl maksad ve gaye yapmadan, ebedî saadete vasıta yapmak maksadı ile dünyanın nimetlerinden istifade edilebilir.

Sadece kevnî şeriatı alıp İslam şeriatını terk eder isek, bu sefer de dünyada geçici ve yalancı bir rahatlık yaşar, ebedî saadeti kaybetmiş oluruz. Öyle ise her iki âlemde rahat edip perişan olmamak için, her iki şeriata da uymak mecburiyetindeyiz.

Kâfirlerin kevnî şeriata sarılmaları ve muvaffak olmaları, vesile açısından bir hak iken, Müslümanların kevnî şeriatı terk etmeleri vesile açısından bir batıldır. Öyle ise kâfirlerin dünya açısından bize üstün olmaları, vesilelerinin hak olmasından gelen bir üstünlüktür. Dolayısı ile Müslümanlara galip gelen, kâfirlerin batıl inançları değil, hak vesileleridir.

Hâlbuki İslam insanlara çalışmayı ve dürüstlüğü emrediyor. Biz bu emre yeterince itina gösteremedik, maddeten geri kaldık. Maddî kuvvet de kâfirlerin eline geçti. Yapılacak tek şey var; Allah’ın hem İslam şeriatına hem de fıtrî şeriatına, yani ilim ve teknolojiye sımsıkı sarılmaktır. O zaman inşallah İslam dünyası bu makûs talihini kırar ve her iki cihanda bahtiyar ve mes’ud bir hayat sürer.

Düşmanların şerrini defetmek ve saldırılarını önlemek için zamanın şartlarına göre kuvvet hazırlamak, maddi bakımdan güçlü olmak Rabbimiz emri, Resulllah Efendimizin (sav.) tavsiyesi, tevekkülün esası ve aklın gereğidir. Aksi halde namus ve izzetimizi, vatan ve milletimizi koruyup muhafaza edemez, perişan oluruz.

Nitekim bir ayette mealen şöyle buyurulur: Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihat için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. (Enfal Suresi, 8/60)

Resul-i Ekrem Efendimiz (sav.) bu ayetin tefsirini yaparken üç defa şöyle buyurmuştur: “Ey Ashabım! Dikkat edin! Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır.

Atmak, sadece ok atmak değil, zamanın gerektirdiği silahları yapmak demektir. O gün en büyük kuvvet, ok, at ve kılıç idi. Bugün ise top, tüfek, tank, uçaksavar ve füze gibi silahlardır. Düşmanların saldırılarını bertaraf etmemiz için, manen ve maddeten güçlü olmamız lazım. Maddeten zayıf olan devletler, güçlü olan devletlerin tahakkümü altına girmeye mecbur olurlar.

Cenab-ı Hak Hz. Davud’a hitaben şöyle buyurur: “Bol bol zırhlar yap ve biçimlemede ölçüyü gözet dedik. Siz de iyi işler yapın…” (Sebe Suresi, 34/ 11)

Kur’an’da korumak için Allah tarafından Dâvûd’a zırh yapma sanatının öğretildiği (el-Enbiyâ 21/80), demirin onun için yumuşatıldığı ve ondan itinayla muntazam zırhlar yapmasının istendiği (Sebe’ 34/10-11) ifade edilir. Rivayete göre zırh yaparak giyen ilk kişi de Hz. Davud’dur.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Bazı çevreler İslam aleminin bugünkü perişan haline İslam’ın sebep olduğunu iddia edip din aleyhinde bulunuyorlar. "El-hakku ya'lû" ışığında bilgi verir misiniz?

- El-hakku yâ'lû / Hak Yücedir (Video: Dr. B. SABAZ).

- Hak Üstün İse; Neden Öyle Görünmüyor? (Video: Prof.Dr. A. BAŞAR).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...