"Hak haktır; küçüğe büyüğe, aza çoğa bakılmaz." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Hak haktır; küçüğe, büyüğe, aza, çoğa bakılmaz." (Kastamonu Lâhikası, 104. Mektup)
“Hak haktır; küçüğe büyüğe, aza çoğa bakılmaz.” ifadesi, Bediüzzaman’ın adalet-i mahza ile adalet-i izafiye arasında yaptığı ayrımı yansıtan temel bir düsturdur. Bu söz, bize adaletin ölçüsünü verir, şöyle ki;
Hak eğer bir kişiye aitse, o hak ister büyük ister küçük olsun, ister zengin ister fakir olsun, fark etmez. O korunmalı ve gözetilmelidir. Yani, bir insanın ufacık bir hakkı bile çiğnense bu adalete aykırıdır.
Bir topluluğun büyük menfaati için bile olsa, bir ferdin hakkı feda edilemez. İşte bu, İslam’ın adalet anlayışıdır.
Bir insanın bir lirasını çalmak ile bir milyarını çalmak noktasında hırsızlık ve çalmak anlamında bir fark yoktur. Bu eylemi işleyen adamın ruh dünyasını yansıtma ve kalbinde ki zaafiyeti ifşa etme noktasında bir tek lira çalması yeterlidir. Yani bir tek lira çalması, kişinin içinde bulunduğu durumu yansıtmaya kâfidir.
Hakkın büyüğü küçüğü olmaz, hak haktır bir hak zayi edilip gasp ediliyorsa o kimse zalimdir, alçaktır ve haindir. Küçük bir hakkı gasp eden bir adam eline imkân ve güç geçse, büyüğünü de gasp eder. Bu onun ruh dünyasının dibini ve çürümüşlüğünü gösterir.
Bir insana zulmetmekle bütün insanlığa zulmetmek arasında adalet-i mahza açısından bir fark yoktur. 'Bir insan insanlığa göre küçüktür' deyip o insana zulmetmeyi küçük görmek, Kur’an adaleti açısından mahza zulüm ve yanlıştır. Kur’an’ın adalet anlayışında bir insana zulmetmek, bütün insanlığa zulmetmekle eşdeğerdir.
Netice olaral; hak, hakikattir. Hak, Allah’ın ismidir. Hakkı tanımayan, zulmü meşrulaştırır. Bediüzzaman, Risale-i Nur’da bu düsturla adaleti, hukuk sisteminin ve toplum düzeninin temeline yerleştirir.
İlave bilgi için tıklayınız:
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü