Risale-i Nur'un sadece bir cemaate mahsus bir kitap olmadığını nasıl izah edebiliriz?

Soru Detayı

- Malesef çoğu insan bu kıymetli eserleri sadece belli bir cemaate ait eserler olduğu düşüncesi vartasına düşüp yanaşmıyorlar. Nurlar, bir İslam aliminin kendi zekasından ve bilgisinden çıkan eserler olmadığını, doğrudan Kuran'a bağlı olduğunu, sürekli olarak okumanın elzem ve faydalı olduğunu nasıl ispatlayabiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nur’un bir cemaate veya şahsa ait değil, doğrudan Kur’an’ın malı olduğunu anlamak, bu eserlere karşı olan ön yargıları kırmak adına hayati bir öneme sahiptir. Bediüzzaman Hazretleri, eserlerinin pek çok yerinde bu meseleyi şahsını aradan çıkararak ve kaynağı Kur'an'a bağlayarak açıklar.

  • "Ben Bir Dellalım, Eserler Kur'an'ın Malıdır" Hakikati

Üstad, Risale-i Nur’un kendi zekâsının ürünü olmadığını her fırsatta vurgular. Kendisini sadece bir mübelliğ veya dellal olarak görür. "Risale-i Nur, Kur’an’ın bir mucize-i maneviyesi ve bu asırda bir dersidir. Benim malım değil, Kur’an’ın malıdır." der.

Eğer bu eserler bir insanın şahsi ilmiyle yazılmış olsaydı, o insanın kusurlarıyla sınırlı kalırdı. Ancak Risale-i Nur, Kur’an’ın bu asrın ihtiyaçlarına bakan bir tefsiri olduğu için, Güneş'in ışığının her eve girmesi gibi Kur’an’a inanan herkesin hakkıdır.

  • İlm-i Ledün ve İlham-ı İlahi Meselesi

Risale-i Nur’un yazılış tarzı, klasik akademik bir çalışma gibi değildir. Üstad, birçok risalenin çok süratli, zor şartlar altında (hapis, sürgün, hastalık) ve bir plan yapmadan kalbine ihtar edilmesiyle yazıldığını ifade eder.

Bir insanın en dahi olduğu bir alanda bile, binlerce sayfalık bir külliyatı, birbirini nakzetmeden (çelişmeden) ve her seviyeden insana hitap edecek bir derinlikte yazması, beşer takatinin ötesindedir. Bu durum, eserlerin kaynağının bir insan zihni değil, Arş-ı Azam’dan gelen bir feyiz olduğunu gösterir.

  • Cemaate Değil, Hakikate Bağlılık

Bediüzzaman, "Benim şahsımı değil, elimdeki elması (Kur'an hakikatlerini) alınız." diyerek, talebelerini bile kendi şahsına değil, doğrudan hakikate yönlendirmiştir.

Risale-i Nur’un dili ve konuları sadece bir gruba özel değildir. Allah’ın varlığına dair bir delil, sadece bir grubun değil, tüm insanlığın ihtiyacıdır. Bir tıp kitabı nasıl sadece bir hastaneye ait olamazsa, manevi hastalıkların şifası olan bu eserler de bir cemaatin tekeline alınamaz.

  • Neden Sürekli Okumalıyız?

"Bir kere okudum, anladım." mantığı bu eserlerde geçerli değildir. Üstad bunu şöyle açıklar:

İnsan her gün ekmeğe ve suya ihtiyaç duyar; "Dün yedim, bugün yemeyeyim." diyemez. Ruh da her gün manevi gıdaya muhtaçtır.

Dünya her gün değişiyor, insanın nefsi her gün yeni vesveseler üretiyor. Risale-i Nur, sarsılan iman kalelerini her gün yeniden tamir etmek ve tahkim etmek için okunur. Bu bir bilgi edinme süreci değil, bir huzur ve iman tazeleme ameliyesidir.

  • Bu Eserler Neden "Sıradan Bir Alimin Kitabı" Değildir?

Klasik eserler genellikle geçmişteki içtihatları nakleder. Risale-i Nur ise doğrudan doğruya iman esaslarını akli delillerle ispat ederek, bu asrın fen ve felsefeden gelen şüphelerini darmadağın eder.

Bediüzzaman, en derin imani meseleleri temsil metoduyla en avam insanın bile anlayabileceği bir seviyeye indirmiştir. Bu, bir dâhi sanatı değil, bir ihsan-ı İlahidir.

Özetle; Risale-i Nur bir kulüp tüzüğü veya bir grubun manifestosu değildir. O, sönmez ve söndürülemez bir güneş olan Kur’an’ın bu asırdaki parıltısıdır. Güneş'ten istifade etmek için bir yere üye olmak gerekmediği gibi, Nurlardan istifade etmek için de sadece insan ve muhtaç olmak kâfidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 221
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

ihsand

Allah razı olsun ve hizmet-i Kuran'da bizleri muvaffak etsin inşaallah.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
artiha

Burada daha çok lisan-ı hal ve bizim dikkat etmemiz önemli belki de. Kişiler kendi meslek ve meşrepleri ile hareket edince bir yol buluyor kendisine. Risale-i Nur herkesin fıtratına muvafık cereyan veriyor. Bunu teşvik etmek gerekirken nakıs anlayışı ile set çeken dahi var. Malum bizim ilmimize münhasır değil. Üstad da demiş ki, bir beldede nur talebeleri perde olmasa, orada hizmet inkişaf eder.Hulusi ağabey, en büyük hizmet, hizmete zarar vermemektir buyurmuş. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...