Kelamın ulviyetine, kuvvetine, hüsnüne, cemaline kuvvet veren mütekellim, muhatap, maksat, makam olmak üzere dört şeydir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"ALTINCI KATRE: Kur’ân başka kelâmlar ile mukayese edilmez. Aralarında münasebet yoktur. Evet, kelâmın ulviyetine, kuvvetine, hüsnüne, cemâline kuvvet veren mütekellim, muhatap, maksat, makam olmak üzere dört şeydir. Ediplerin zannettikleri gibi yalnız makam değildir. Demek, bir kelâmın derece-i kuvvetini anlamak istediğin zaman, fâiline, muhatabına, gayesine, mevzuuna bak." (Mesnevi-i Nuriye, On Dördüncü Reşha)

Bu vecize, bir sözün ne kadar yüce, güçlü, güzel ve etkileyici olduğunu belirleyen dört temel edebi ve belagat unsurunu harika bir formülle ortaya koyar. Bir sözü sadece kelimelerden ibaret görmez; ona ruh ve kıymet veren arka planı açıklar. Yani bir sözün kıymeti; "Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne makamda söylemiş? Niçin söylemiş?" sorularına verilen cevapla ortaya çıkar.

Mütekellim (Sözü Söyleyen): Sözün değeri, onu söyleyenin makamı, ilmi, sıfatı ve gücü ile doğrudan orantılıdır. Mesela, sıradan bir askerin "Hücum!.." demesiyle, bir ordular komutanının demesi arasında güç ve tesir bakımından dağlar kadar fark vardır.

Muhatap (Sözün Söylendiği Kişi): Sözün kalitesi ve üslubu, kime hitap edildiğine göre şekillenir. Muhatabın seviyesi, büyüklüğü veya konumu ne kadar yüksekse, söz de o derece ciddiyet, önem ve derinlik kazanır. Sözü söyleyen aynı sultan olabilir. Lakin bir sözü ülkeyi kurtaracak komutana veya başvezire söylemesinin ayrı ciddiyeti ve ağırlığı var, aynı sözü hususi hizmetkârına söylemesinin ayrı bir etkisi var.

Maksat (Sözün Söyleniş Amacı): Sözün hangi gayeyle söylendiği çok önemlidir. Büyük, ulvi ve hayati bir amaca hizmet eden kelâm kuvvetli ve güzel olur. Gelip geçici, küçük ve ehemmiyetsiz meseleler için söylenen sözler ise sönük kalır.

Makam (Sözün Söylendiği Yer, Zaman ve Şartlar): Bir sözün tam yerinde, doğru zamanda ve duruma en uygun şekilde söylenmesidir. En güzel söz bile yanlış makamda söylenirse kıymetini kaybeder; makamına tam oturan söz ise sarsılmaz bir kuvvet kazanır. Üstad'ımızın Kur'andan konu ile ilgili verdiği bu misal çok muhteşem bir örnek hükmündedir.

Hem meselâ, يَاۤ اَرْضُ ابْلَعِى مَاۤءَكِ وَياَسَمَاۤءُ اَقْلِعِى وَغِيضَ الْمَاۤءُ وَقُضِىَ اْلاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِىِّ وَقِيلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ İşte şu âyetin bahr-i belâğatinden bir katreye işaret için, bir üslûbunu bir temsil âyinesinde göstereceğiz.

Nasıl bir harb-i umumîde bir kumandan, zaferden sonra, ateş eden bir ordusuna “Ateş kes!” ve hücum eden diğer bir ordusuna “Dur!” der, emreder; o anda ateş kesilir, hücum durur. “İş bitti, istilâ ettik, bayrağımız düşmanın merkezlerinde yüksek kalelerinin başında dikildi. Esfelü’s-sâfilîne giden o edepsiz zalimler cezalarını buldular.” der.

Aynen öyle de Padişah-ı Bîmisal, kavm-i Nuh’un mahvı için semâvât ve arza emir vermiş. Vazifelerini yaptıktan sonra, ferman ediyor: “Ey arz, suyunu yut. Ey semâ, dur, işin bitti.” Su çekildi. Dağın başında memur-u İlâhînin çadır vazifesini gören gemisi kuruldu. Zalimler cezalarını buldular. (Sözler, 25. Söz, Birinci Şule, Birinci Şua)

Bu dört unsur açısından Kur'ân-ı Kerîm'e bakıldığında: Mütekellimi Kâinatın Sultanı, muhatabı bütün insanlık ve Peygamberimiz (asm), maksadı ebedi kurtuluş ve ezelî hakikatler, makamı ise Göklerin ve Yerlerin ilahi emir sahası olduğundan; Kur'ân kelâmının ulviyeti, kuvveti ve güzelliği en zirve noktadadır ve dengi yoktur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 31
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...