Bir sözün güzelliği, mükemmelliği, yüksekliği ve derinliği dört unsura bağlıdır: Mütekellim, muhatap, maksat ve makam. Bunlardan "maksat" nedir, biraz açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir askeri kışla düşünelim. Ortada bir emir varsa, asker önce emir verenin kim olduğuna bakar. Şayet yetkili birinden ise emri dikkate alır; sıradan bir askerden ise umursamaz. Bu noktadan bir onbaşı kalkıp bölüğe emir veremez.

Diğer yandan bir avam ve ami adam kalkıp fetva ve içtihatta bulunamaz. Şayet vermeye kalksa, tıpkı onbaşının durumu gibi olur. Fetva ve içtihad ancak ehline ait bir sıfattır. Fetva makamında olmayan birisinin fetvası dikkate şayan değildir.

"Kime söylemiş" sözü, söylenen sözün muhatabın haline uygun olup olmadığına işaret ediyor. Peygamber Efendimiz (asm) bir bedeviye hitap ederken, onun halini ve seviyesini dikkate alıp ona göre hitap ediyor. Ya da onun hususi bir durumuna hitap ediyor. Şimdi bunu alıp genelleştirsek ve bütün insanlığa yaysak, insanların yolunu daraltmış oluruz. Hususi bir durumu genel yapmış oluruz ki, bunda fayda yoktur.

Mesela, Peygamber Efendimiz (asm) cimri bir bedeviye "En güzel şey cömertliktir." derken, korkak birisine de "En güzel şey cesarettir." diyor. Burada bir tezat ve tenakuz yoktur, sadece muhatabın haline uygun ıslah metodu var. Bunları bilmeyen cahiller, -hâşâ- "Peygamber burada böyle derken, şurada başka diyor..." diyerek şüpheye düşüyorlar.

Niçin söylemiş ifadesi ise, söylenen şeyin hakikatine işaret ediyor. Hukukta hükmün illeti hükmün ana mesnedidir. Yani insanlar bir emir ya da yasağın sebeplerini anlamadan ona uyması zordur. Bu sebeple bir şeyin illeti yani gerekçesi bilinmeden anlatılması yanlış anlaşılmalara sebep olabilir.

Mesela, Peygamber Efendimiz (asm) ateşte pişirilmiş bir yemeği yedikten sonra abdest alır. Ebu Hureyre (ra) bu harekete binaen "Ateşte pişmiş yemek abdesti bozar." diye bir hüküm veriyor. Sahabenin büyük müçtehitlerinden İbn-i Mesud (ra) hemen duruma müdahil olur ve; "Abdest alma gerekçesine yani illetine bir karine bir ipucu yok iken, neden hüküm verdin." diyerek durumu düzeltir. Demek bir şeyin hangi maksat ve hangi gaye ile söylendiği çok ehemmiyetli bir husustur. Bunlar bilinmeden hükme gitmek yanlış olur.

Üstad Hazretlerinin şu sözleri de bu mânâya işaret ediyor:

"İkinci nükte: Bazan olur ki, iki adamın söyledikleri bir söz, bir kelâm, mütefavit olur; birisinin cehline, sathîliğine; ötekisinin ilmine, maharetine delâlet eder. Şöyle ki:"

"Bir adam, düşünmeden, gayr-ı muntazam bir surette söyler; ötekisi, o sözün evvel ve âhirine bakar, siyak ve sibakını düşünür ve o sözün başka sözlerle münasebetlerini tasavvur eder ve münasip bir mevkide, münbit bir yerde zer' eder. İşte bu adamın şu tarz-ı hareketinden, derece-i ilim ve marifeti anlaşılır. Kur'ân-ı Kerimin fenlerden bahsederken aldığı fezlekeler, bu kabil kelâmlardandır."(1)

Burada ne söylendiğinin değil, nasıl ve ne makamda söylediğinin ehemmiyeti nazara veriliyor. İlimde rasih ve derin olan birisi, hangi sözü hangi makamda ve ne suretle söyleyeceğini çok iyi bilir ve makamında söylediği o söz onun ne kadar derin ve vukufiyetli birisi olduğuna işaret eder.

Aynı sözü bir cahil de söyler, ama makamına ve ne suretle söyleneceğine dikkat etmediği için söz yerini bulmaz. Demek sözü söylemek kadar, ne makamda ve ne suretle söyleneceği de o kadar ehemmiyetlidir. Öyle olmamış olsa idi, herkes her sözü ezberleyip söylemekle âlim olurdu.

Allah bir kelamı ifade ederken, bütün ayetlerin mânâ yapısına ve münasebetine dikkat eder, aralarında bir irtibat kurar ve şüpheye meydan vermeyecek bir şekilde beyan eder. Aynı kelamı bir insan söylese, sadece kendi basit ve cüz’î tasavvurundaki mânâları yükleyebilir. Öyle ise Kur’an’daki kelamlara beşerî kelam nazarı ile bakmamak gerekiyor. Söz aynı, ama makam ve manevî bağları çok farklıdır. Birisini Allah sonsuz ilmi ile söylüyor, diğerini ise insan cüz’î ve sönük fikri ile söylüyor.

Bunun içindir ki, altı yüz sayfalık Kur’an-ı Kerim için binlerce tefsir yazılmıştır. Demek "Kelamı kim, kime, hangi makamda söylemiştir?" ciheti, en az kelamın kendisi kadar ehemmiyetlidir.

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, Âyet: 23, 24.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...