"Musibetin fevkalâde dehşetine ve tahribatına karşı mücahedesi cüz’î ve az olduğu halde gayet büyük öyle bir ehemmiyet kesb etmiş ki,.." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Risale-i Nur bu derece kuvvetli işaret-i Kur’âniyeye ve şakirtleri bu kadar kıymetli beşaret-i Furkaniyeye ve aktâbların iltifatına mazhariyetin sırrı ve hikmeti, musibetin azameti ve dehşetidir ki, hiçbir eserin mazhar olmadığı bir kudsî takdir ve tahsin almış. Demek ehemmiyet onun fevkalâde büyüklüğünden değil, belki musibetin fevkalâde dehşetine ve tahribatına karşı mücahedesi cüz’î ve az olduğu halde gayet büyük öyle bir ehemmiyet kesb etmiş ki, bu âyette işaret ve beşaret-i Kur’âniyede ifade eder ki, “Risale-i Nur dairesi içine girenler tehlikede olan imanlarını kurtarıyorlar ve imanla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler” diye müjde veriyorlar. Evet, bazı vakit olur ki, bir nefer gördüğü hizmet için bir müşirin fevkine çıkar, binler derece kıymet alır." (Şualar, Birinci Şuâ)
Amellerin sevap ve fazileti, şartların ve zamanın durumuna göre değişiklik arz edebilir. Bazı ağır şartlarda ve zor zamanlarda küçük bir amel, çok büyük sevap ve fazilet kazandırırken, aynı amel normal şartlarda ve zamanlarda o sevabı kazandırmayabiliyor.
Meselâ; ölüm tehlikesi olan sınırda nöbet tutan bir asker ile rahat ve tehlikesiz bir yerde nöbet tutan askerin durumu sevap ve fazilet noktasından farklıdır. Birisi bir saatlik nöbetine bir senelik sevap kazanırken, diğeri belki bir saatlik sevabı ancak kazanabilir.
Bedir savaşında kılınan iki rekât namaz, sair zamanda kılınan binlerce rekât namaza nasıl mukabil geliyor ise, dinsizliğin veba gibi her tarafı sardığı bir zamanda Risale-i Nur'un ve onun şakirtlerinin az bir gayreti çok hükmüne geçiyor.
Üstad'ın döneminde şartlar çok ağır ve zor idi. Bu ağır şarta ve dehşetli ortama binaen Risale-i Nur gibi azametli bir tefsir ihsan edilmiş diye anlamak daha doğru olur kanaatindeyiz. Belki Nur talebelerinin hizmet ve gayreti az ve kolay iken, zamanın dehşeti bu az amel ve hizmete külliyet kazandırmıştır. Tıpkı sahabelerde olduğu gibi.
Bediüzzaman Hazretleri, ilim ve irfan yuvalarının söndürüldüğü bir hengâmda, geçmiş ile geleceği birleştiren tarihi bağların koparıldığı bir anda, şefkat ve hürmet mefhumlarının zedelendiği bir zamanda, ahlak ve hayâ ile istihza edildiği bir demde, yatağından fırlayan bir aslan gibi cihad meydanına atılmış, neşrettiği Kur’an nurlarıyla batı kaynaklı bütün şüphe ve tereddütleri bertaraf etmiş, Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez nuru ile imanları kurtarmaya muvaffak olmuştur.
Helaket ve felaket esrında her türlü menfi cereyanlar, imansızlık ve sefahet ateşi her tarafı kasıp kavurmakta idi. Kur’an nurunu söndürmeye çalışanlar zulümlerini bütün şiddetiyle icra ediyorlardı. Başta Bediüzzaman olmak üzere Kur’an’a ve imana hizmet eden ilim ve irfan erbabı her türlü zulüm, istibdat, hapis ve sürgün gibi eza ve cefalara maruz kalıyorlardı. Himmet erbabı, hiçbir tarihte, onun zamanındaki gibi eza ve cefaya maruz kalmamıştı.
“Zulüm, başına adalet külâhını geçirmiş; hıyanet, hamiyet libasını giymiş; cihada bagy ismi takılmış, esarete hürriyet namı verilmiş. Ezdad, suretlerini mübadele etmişler.”
“Elleri bağlı, zaif ve hasta bir tek adama ordular taarruz ettiği” halde, O, davasından zerre kadar taviz vermemiş, eğilmemiş, yılmamış ve yıkılmamıştır. Çünkü o, izzet-i imaniyesinden gelen büyük bir şeametle, gizli zındığa komitelerini tarumar etmiş, onların İslamiyet aleyhindeki bütün planlarını akim bırakmış ve böylece onları biiznillah mağlup etmiştir.
Ancak, fazilet ve hakikatten hoşlanmayanlar o nurdan korktular, ondan ürktüler, ona bakamadılar; onu üfleyerek söndürmeye çalıştılar, fakat kendileri söndüler. O nur ışığını dahada artırdı.
Bediüzzaman Hazretlerinin kaleminden dökülen marifet nurları akılları celb ve cezb etti. O’nun beşer takatinin üstündeki bu harika metanet ve gayretini, sabır ve tahammülünü, celadet ve şecaatini tarih hakkıyla takdir edip, hayranlıkla yâd edecektir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü