Geçmiş ve gelecek mahlukatın hayat-ı maneviyeleri hükmünde olan "intizam", "nizam", "malumiyet", "meşhudiyet", "taayyün" ve "evamir-i tekviniye" kavramlarını açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Elbette âlem-i gayb, yani mâzi ve müstakbel, yani geçmiş ve gelecek mahlukatın hayat-ı mâneviyeleri hükmünde olan intizam ve nizam ve mâlûmiyet ve meşhudiyet ve taayyün ve evâmir-i tekviniyeyi imtisâle müheyyâ bir vaziyette bulunmalarını sırr-ı hayat iktizâ ediyor." (Lem'alar, 30. Lem'a, Beşinci Nükte)

Bu ifadede geçen hayat-ı mâneviye, mahlukatın Allah’ın ezelî ilmindeki ilmî vücutlarına ve kaderî programlarına işaret etmektedir. Henüz maddi âlemde yaratılmamış olan varlıklar dahi, Cenâb-ı Hakk’ın ilminde belirli bir hüviyet, program ve nizam içinde mevcutturlar.

Bunu bir çekirdek misaliyle anlamak mümkündür. Bir ağacın bütün planı ve programı çekirdeğinde dercedilmiştir. Ağaç henüz ortada yokken, onun şekli, özellikleri ve inkişaf seyri çekirdekte kaderî bir plan halinde bulunmaktadır. Ağacın maddi hayatı sonradan ortaya çıksa da, onun ilmî ve kaderî programı önceden mevcuttur.

Aynı şekilde her canlı türünün geçmiş fertleri (mazisi) ve gelecekte gelecek fertleri (istikbali), ilah ilimde belirli bir düzen ve program içerisinde bilinmektedir. Bir koyun türünün nesilden nesile aynı temel özellikleri koruması, her ferdin belirli kanunlar çerçevesinde gelişmesi ve türüne uygun neticeler vermesi, bu kaderî programın bir göstergesidir.

Bu çerçevede kavramlar şu şekilde anlaşılabilir:

  • İntizam: Varlıkların belirli bir düzen ve tertip içerisinde bulunmalarıdır.
  • Nizam: Bu düzenin dayandığı umumi kanunlar ve sistemdir.
  • Mâlûmiyet: Her şeyin Allah’ın ezelî ilminde bilinmesi ve belirli olmasıdır.
  • Meşhudiyet: Bu ilmî programların şehadet âleminde gözle görülen tecellileridir.
  • Taayyün: Her varlığın kendine mahsus kimlik, mahiyet ve özelliklerle belirlenmesidir.
  • Evâmir-i Tekviniye: Kâinatta cari olan ilahi yaratılış kanunları ve emirleridir.

Bediüzzaman Hazretleri, bu kavramları geçmiş ve gelecek mahlukatın hayat-ı mâneviyesi olarak tavsif etmektedir. Çünkü hayat yalnız maddi ve biyolojik varlıktan ibaret değildir. Varlıkların Allah’ın ilmindeki kaderî planları, türlerini koruyan programları ve tekvinî kanunlara (kâinattaki kanunlar) uygun hareket etmeleri de bir nevi hayatın tezahürüdür.

Mesela bir çekirdek, tohum, yumurta veya nutfeye baktığımızda, bunlardan meydana gelecek canlının yalnız bugünkü hali değil; geçmişi ve geleceğiyle de bağlantılı olduğunu görürüz. Onun mazisi, kendisinden önce yaşamış bütün ata ve dedelerine; istikbali ise kendisinden sonra gelecek evlat ve torunlarına uzanır.

Bu sebeple hayat sahibi bir varlık, yalnız kendi şahsî hayatından ibaret değildir. Aynı zamanda mensup olduğu türün özelliklerini, devamını ve nesilden nesile aktarılacak hususiyetlerini taşıyan bir programın da temsilcisidir. Bu program, o canlının kaderî ve manevi hayatına işaret eder.

Mesela koyun yetiştiren bir çiftçi bilir ki, bir koyundan dünyaya gelecek yavru yine koyun olacaktır. Hatta belirli bir ırktan olan koyunların yavrularında da aynı temel özellikler devam edecektir. Bu durum, o türün belli bir plan ve programa göre hareket ettiğini göstermektedir.

Yine farklı cinslerden koyun yetiştiren bir çiftçi, hepsine benzer gıdalar vermesine rağmen her cinsin kendi yapısına uygun şekilde geliştiğini müşahede eder. Aynı gıda, her hayvanda kendi genetik ve fıtrî programına göre değerlendirilir; sonuçta her biri kendi türüne ve karakterine uygun bir surette şekillenir.

İşte bu durum, varlıkların İlâhî ilimde önceden malum (bilinen), muayyen (belirlenmiş) ve yaratıldıklarında da meşhud (gözle görülen) bir programa sahip olduklarını göstermektedir. Ayrıca bütün bu süreçler, Cenâb-ı Hakk'ın kâinata koyduğu evamir-i tekviniyeye, yani yaratılış kanunlarına uygun olarak gerçekleşmektedir.

Bediüzzaman Hazretlerinin işaret ettiği gibi, varlıkların bu kanunlara uygun şekilde düzenli, istikrarlı ve belirli bir hedefe yönelik hareket etmeleri, onların hayat-ı maneviyelerinin bir tezahürüdür. Çünkü kâinatta hükmeden nizam ve intizam, rastgele değil; her şeyi kuşatan İlâhî ilim ve kader programının neticesidir.

Bu yönüyle malumiyet, meşhudiyet, taayyün ve evamir-i tekviniyeye uygunluk, geçmiş ve gelecek mahlukatın hayat-ı maneviyelerinin tezahürleri olarak görülebilir. Zira hayatın sırrı, yalnız bugünkü canlılıkta değil; aynı zamanda nesilleri kuşatan bu düzen, devamlılık ve programlılıkta da kendisini göstermektedir.

Netice olarak; mahlukat, maddi varlık sahasına çıkmadan önce de ilahi ilimde malum, muayyen ve muntazam bir surette mevcuttur. Şehadet âlemindeki nizam ve intizam ise, o ilmî ve kaderî hayatın maddi âlemdeki yansıması ve tecellisidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.732
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

M.tetik

Malumiyet, meşhudiyet ve taayyün arasındaki farkı hayatı maneviye ve kadere imana işaret etmesini izah eder misiniz

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Kainattaki intizam ve bu intizamın bilinir ve görünür olması bu manevi hayatın maddi alemde tecelli etmesidir. Malumiyet intizamın bilgi seviyesinde bir görünürlüğü iken meşhudiyet gözle görünür olma halidir. Taayyün intizamın belirgin ve bilinme şekli oluyor. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...