"Vazifemiz, ihlâs ile ve sebat ve tesanüdle ve mümkün olduğu kadar ihtiyatla, “sırren tenevveret” irşad-ı Alevîyi fiilen tasdik etmek, ona göre hareket etmektir." Bu mektubu izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Vazifemiz, ihlâs ile ve sebat ve tesanüdle ve mümkün olduğu kadar ihtiyatla, 'sırren tenevveret' irşad-ı Alevîyi fiilen tasdik etmek, ona göre hareket etmektir. Yoksa, muarızlara mukabele etmek ve onların hücumundan telâş etmek değil. Muvaffakiyet ve fütuhat-ı Nuriye ve revaç ile intişarı ise, vazife-i İlâhiyedir. Vazifemizi yapıp, vazife-i İlâhiyeye karışmamak gerektir diye hem bana, hem sizin bedelinize teselli buldum."(1)

Risale-i Nurlar, bilindiği üzere, ağır tazyiklerin, sıkı takiplerin, eza ve cefaların, sürgün ve hapislerin olduğu dehşetli bir dönemde yazılmıştır. Din ve diyanetin yasaklandığı, dinî eserlerin yazdırılmadığı, din adamlarının idam ve baskılar ile susturulduğu veya susturulmaya çalışıldığı bir zamanda meydana çıkmıştır.

Nur Cemaati, müsbet hareket ederek ve asayişe de zarar vermeden hizmet etmeyi düstur kabul eden bir hareket olduğu için, hizmetlerini perde arkasında ve gürültüsüz yapmıştır.

"Sırren tenevverat", kelime olarak, gizli nurlanma demektir. Risele-i Nur'da sırran tenevveratın manası, müsbet hareket, asayişe zarar vermeden, gürültü patırtı çıkartmadan, gösteriş ve nümayişten uzak, devlet ve resmî kurumlarla mümkün mertebe karşı karşıya gelmemek, olarak anlayabiliriz.

Aslında kanunlara aykırı olmayan, millete ve devlete çok faydalı olan bu hareket, bir takım zındıka ve mason komitelerin, zamanın idarecilerini evhamlandırıp, tahrik edip kışkırtmaları neticesinde, büyük baskı ve kanunsuz takibatlar altında hizmet etmek mecburiyetinde kalmıştır.

Bu Millet, Nur hareketini kabul edip bağrına basmıştır. O zamanın ağır şartlarında Anadolu köylüsü tarladan yorgun geldikten sonra el yazısı ile gece mum ışığında, baskı altında, altı yüz bin nüsha Risale yazarak, bütün dessas komitelere meydan okumuştur.

Nur hareketi, fırtına gibi eserek, etrafı dağıtarak, ortalığı karıştırarak değil; Nur gibi, güneşin ışığı gibi, fark ettirmeden, okşayarak, kalpleri ve gönülleri ısındırarak ve sevdirerek, intişar istidadı gösteren bir muhabbet ve tamir hizmetidir.

Risale-i Nur hizmeti, güneşin hareketi gibidir. O nur-u mücessem, bütün bağların, bahçelerin, çiçeklerin ve neşvü nemasına, feyiz ve bereketine vesile oluyor. Mahlûkatı incitmeden, ürkütmeden hâlavetli ve muhabbetli nurunu akıtıyor, onların buzlarını eritiyor, kışlarını bahara çeviriyor.

Böyle hareket etmeyi İmam-ı Ali (ra) tâ o zamandan görüp sırlı bir şekilde Üstad Hazretlerine tavsiye etmiş.

Risale-i Nur'un intişarı, kabulü, galip gelmesi bizim vazifemiz değil, Allah’ın vazifesidir. Öyle ise biz müsbet ve ihlaslı bir şekilde vazifemizi yapıp vazife-i İlahiyeye karışmamalıyız. Bu mektupta verilmek istenen ders budur.

(1) bk. Emirdağ Lahikası-I, 156. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.217
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...