"Bazı enbiyalar gibi şark ve garpta en uzak sesleri işit, sûretleri gör." diye bahsettiği enbiyaların isimleri ve mucizeleri hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, Kur'ân'ın üstadiyetinden ve dersinin işârâtından fehmediyoruz ki: Kur'ân, mu'cizat-ı enbiyayı zikretmesiyle, beşer, istikbalde terakki edeceğini, o mucizatın nazireleri istikbalde terakki ile vücuda geleceğini beşere ders verip teşvik ediyor:"

"Haydi, çalış, bu mucizatın nümunelerini göster. Süleyman Aleyhisselâm gibi iki aylık yolu bir günde git. İsâ Aleyhisselâm gibi en dehşetli hastalığın tedavisine çalış. Hazret-i Mûsâ'nın asâsı gibi taştan ab-ı hayatı çıkar, beşeri susuzluktan kurtar. İbrahim Aleyhisselâm gibi ateş seni yakmayacak maddeleri bul, giy."

"Bazı enbiyalar gibi şark ve garpta en uzak sesleri işit, suretleri gör. Dâvud Aleyhisselâm gibi demiri hamur gibi yumuşat, beşerin bütün san'atına medâr olmak için demiri balmumu gibi yap. Yusuf Aleyhisselâm ve Nuh Aleyhisselâmın birer mucizesi olan saat ve gemiden nasıl çok istifade ediyorsunuz. Öyle de sair enbiyanın size ders verdiği mucizelerden dahi o saat ve sefine gibi istifade ediniz, taklitlerini yapınız."

"İşte, buna kıyasen, Kur'ân her cihetle beşeri, maddî, mânevî terakkiyata sevk etmek için ders veriyor, üstad-ı küll olduğunu ispat ediyor."(1)

Burada Kur'anın sadece manevi ilimleri veren ve kulluğa dair dersleri sunan bir semavi kitap değil, bununla beraber maddi ve dünyevi medeniyete ait alet ve harikalarından da istifade etmemiz ve terakki etmemiz için teşviklerde ve irşadlarda bulunduğunun dersini alıyoruz. Evet, Kur'an insanla ilgili maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi her türlü terakki vesile ve vasıtasını ortaya koymuştur.

Ama herkes her şeyi içinde göremez. Çünkü her mesele sarihan ve aşikarane izah edilmiş değildir. Bazen sarih ve açık, bazen remz ve işaret, bazen hafi ve gizli dersler verir ki, her asır kendine ait olan hisseyi alabilsin. Yukarıdaki paragrafta da açıkça görüldüğü gibi, peygamberlerin (a.s) mucizeleri de şimdiki medeniyetin işaretlerini taşıyor. "Ey insan Allah'ın bu peygamberlere ismetlerinden ve ihtiyaçtan verdiği bu özel hediyeleri, sen de kulluğu unutmadan öyle çalış ki, bütün beşer istifade etsin.", dersini veriyor.

Sorudaki cümleye gelince;

"Bazı enbiyalar gibi şark ve garpta en uzak sesleri işit, suretleri gör..." ifadesindeki peygamberlere misal olarak, Hazreti Süleyman (a.s)’ın Belkıs’ın tahtında olanları işitmesi, görmesi hatta tahtı getirtmesi, Hz. Yakub (as)'ın ta Mısırdaki oğlu Yusuf (as)’un kokusunu hissetmesi, Hz. Peygamber (a.s.m)'in Mute savaşındaki sahabelerin halini canlı canlı görüp bilgi vermesi bunlara örnek olarak verilebilir.

Hatta peygamber olmadığı halde Hz. Ömer (r.a) gibi bazı özel zatlar da bu harika olaya On Beşinci Mektub'da anlatıldığı gibi mazhar olmuşlardır. Bu hadiseyi Üstadımız şöyle anlatmaktadır:

“Hazret-i Ömer’in (r.a.) minber üstünde, bir aylık mesafede bulunan Sâriye namındaki bir kumandanına, يَاسَارِيَةُ اَلْجَبَلَ اَلْجَبَلَ ["Ey Sâriye, dağa dikkat et, dağa!” (Taberî, Tarihü’l-Ümem ve’l-Mülûk)] deyip, Sâriye’ye işittirip, sevkülceyş noktasından zaferine sebebiyet veren kerâmetkârâne kumandası..."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Hutbe-i Şâmiye.
(2) bk. Mektubat, On Beşinci Mektup, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yükleniyor...