"Eskiden beri tekrar ettiğin 'Bir ışık var, bir nur göreceğiz.' diye müjdelerin tevili ve tefsiri ve tâbiri, sizin hakkınızda ... En ehemmiyetlisi Risale-i Nur'dur." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Birden bir ihtar-ı gaybîyle kat'î kanaat verecek bir surette kalbime geldi. Denildi ki:"
"Ciddî bir alâkayla senin eskiden beri tekrar ettiğin 'Bir ışık var, bir nur göreceğiz.' diye müjdelerin tevili ve tefsiri ve tâbiri, sizin hakkınızda belki iman cihetiyle, âlem-i İslâm hakkında dahi en ehemmiyetlisi Risale-i Nur'dur. Bu ışıktır, seni şiddetle alâkadar etmişti. Ve bu nurdur ki, eskide de tahayyül ve tahmininle geniş dairede, belki siyaset âleminde gelecek mes'udâne ve dindarâne hâletlerin ve vaziyetlerin mukaddemesi ve müjdecisi iken, bu muaccel ışığı o müeccel saadet tasavvur ederek eski zamanda siyaset kapısıyla onu arıyordun."(1)
Üstad Hazretleri Risale-i Nur'un telifinden önce, yani Eski Said döneminde, yani Osmanlının yıkılma sürecinde ve zor dönemlerinde, çok az bir zaman sonra, bir nurun bir ışığın alem-i İslam için zuhur edeceğini kalben hissetmiş ve o nurun geniş dairede yani siyasi alanda gelmesini ümitle beklemiş.
Zaman gösterdi ki o nur ve ışık, manevi alemde ciddi fütuhata vesile olacak ve İslam alemini maddi ve manevi sıkıntılardan kurtaracak, Kur'anın bu asra bakan vechesi olan Risale-i Nurlardır.
Evet, Risale-i Nurlar tahkiki iman dersleri ile milyonlarca insanın imanının kurtulmasına bir nur, bir ışık olmuş ve halen de olmaktadır. Üstad Hazretleri bu nur ve ışığın geniş dairede yani siyasi sahada olacağını tasvir etmesi; zahiren bir hata (kendi ifadesi ile) olmuş olsa da hakikatte tam bir tevafuk, tam bir keramettir.
Evet, bu cümleyi daha iyi anlayabilmek için, cümlenin içinde olduğu bütün yazıyı ve mektubu okumak ve hazmetmek gerekir.
(1) bk. Sünuhat, Mukaddime.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Bu muaccel ışığı müeccel saadet tasavvur etmesi üstadın siyaset aleminde dindar bir haletin meydana geleceğini şu anki hükümeti örnek verebiliriz buna üstad bunun haberini vermiş diyebilir miyiz veya daha önümüzdeki günlerde gelecek olacak saadetleri bunh mu kastetmiştir üstad burada açabilir misiniz ?
Aslında o nurun Risale-i Nurlar olduğunu Üstadımız söylüyor. Yine de Siyasi anlamda İslam nurunun inkişafı ve parlamasının, dünya saadeti noktasında elbette bir karşılığı vardır. Bunun ilk emarelerini Demokratların başa gelmesiyle Üstadımızın sevinmesinde görüyoruz. 1950 li yıllarda Üstadımız rahmetli Adnan Menderes'in o zamanki şartlarda yaptığını çok makbul görmüş ve Ona "İslam Kahramanı" demiştir.
Bu siyasi inkişaflar, o zamana bağlı kalmamış gittikçe manevi cephenin siyasi kanadı daha da terakki etmiştir. Böylece bu günlere kadar gelindi. Şimdiki İslam adına hizmet ifa eden mevcut siyasi parti olan hükümet, bugüne kadar yapılan siyasal İslam hizmetlerinin en kalitelisi olmakla birlikte, bundan sonra da bu gelişmeler devam edecek. Ya aynı siyasi parti çatısı altında ya da İslam adına ortaya çıkan daha farklı siyasi partilerin adı altında bu faaliyetler gittikçe daha da parlayacaktır inşallah.
"Hürriyetin bidayetinde, Risale-i Nur’dan çok evvel, kuvvetli bir ümit ve itikatla, ehl-i imanın meyusiyetlerini izale için, “İstikbalde bir ışık var; bir nur görüyorum” diye müjdeler veriyordum. Hattâ, Hürriyetten evvel de talebelerime beşaret ederdim. Tarihçe-i Hayat’ımda merhum Abdurrahman’ın yazdığı gibi, Sünuhat misillu risalelerde dahi “Ben bir ışık görüyorum” diye, dehşetli hâdisâta karşı o ümitle dayanıp mukabele ederdim. Ben de herkes gibi o ışığı siyaset âleminde ve hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyede ve çok geniş bir dairede tasavvur ederdim. Halbuki, hâdisât-ı âlem beni o gaybî ihbarda ve beşarette bir derece tekzip edip ümidimi kırardı. Birden bir ihtar-ı gaybîyle kat’î kanaat verecek bir surette kalbime geldi. Denildi ki:
“Ciddî bir alâkayla senin eskiden beri tekrar ettiğin ‘Bir ışık var, bir nur göreceğiz’ diye müjdelerin tevili ve tefsiri ve tâbiri, sizin hakkınızda belki iman cihetiyle, âlem-i İslâm hakkında dahi en ehemmiyetlisi Risale-i Nur’dur. Bu ışıktır, seni şiddetle alâkadar etmişti. Ve bu nurdur ki, eskide de tahayyül ve tahmininle geniş dairede, belki siyaset âleminde gelecek mes’udâne ve dindarâne hâletlerin ve vaziyetlerin mukaddemesi ve müjdecisi iken, bu muaccel ışığı o müeccel saadet tasavvur ederek eski zamanda siyaset kapısıyla onu arıyordun.
“Evet, otuz sene evvel bir hiss-i kablelvukuyla hissettin. Fakat nasıl kırmızı bir perdeyle siyah bir yere bakılsa karayı kırmızı görür. Sen dahi doğru gördün, fakat yanlış tatbik ettin. Siyaset cazibesi seni aldattı.”