Said Nursi'nin doğru bulmadığınız fikirleri var mı? Yoksa Risale-i Nurları tartışmasız doğru mu kabul ediyorsunuz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela, hatadan masumiyet ancak peygamberlere mahsus bir durumdur. Peygamberlerin dışında her insan hata ve kusur edebilir, hatta büyük günahlar da işleyebilir. Nitekim sahabeler içinde bile had cezası görenler olmuştur.

İkincisi, sadece Üstad Hazretlerine değil bütün evliya ve âlimlere hüsnüzan ile memuruz. Bu sebeple bizim gibi avam tabakasının böyle büyük zatlarda kusur araması şık bir davranış olmaz.

Üçüncüsü, bir kişinin hata yapma ihtimali veya imkânı, mutlaka hata yapacağı manasına gelmez. Bu vehim ve vesveseye sebebiyet verir. Zira avam insanlar, "Madem bu zatlar hata yapma imkânına sahip öyle ise ya eserlerinde de bir hata varsa?.." diyerek şüphe ve evhama düşer. Hâlbuki insanın imkân ve ihtimal üzerine değil, delil ve ispat üzerine hareket etmesi gerekir. Avam insanlar delil ve ispattan çok hüsnü zanna bakar. Öyle ise suizanna sebebiyet vermemek gerekir. Şayet çok bariz bir hata varsa o düzeltilmelidir.

Dördüncüsü, Üstad Hazretleri kendisi hata telakki ettiği bir meseleyi şu şekilde beyan ediyor:

"Hürriyetin bidayetinde, Risale-i Nur'dan çok evvel, kuvvetli bir ümit ve itikatla, ehl-i imanın meyusiyetlerini izale için, 'İstikbalde bir ışık var; bir nur görüyorum.' diye müjdeler veriyordum. Hattâ, Hürriyetten evvel de talebelerime beşaret ederdim. Tarihçe-i Hayat'ımda merhum Abdurrahman'ın yazdığı gibi, Sünuhat misilli risalelerde dahi 'Ben bir ışık görüyorum.' diye, dehşetli hâdisâta karşı o ümitle dayanıp mukabele ederdim. Ben de herkes gibi o ışığı siyaset âleminde ve hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyede ve çok geniş bir dairede tasavvur ederdim. Halbuki, hâdisât-ı âlem beni o gaybî ihbarda ve beşarette bir derece tekzip edip ümidimi kırardı."

"Birden bir ihtar-ı gaybîyle kat'î kanaat verecek bir surette kalbime geldi. Denildi ki:"

"Ciddî bir alâkayla senin eskiden beri tekrar ettiğin 'Bir ışık var, bir nur göreceğiz' diye müjdelerin tevili ve tefsiri ve tâbiri, sizin hakkınızda belki iman cihetiyle, âlem-i İslâm hakkında dahi en ehemmiyetlisi Risale-i Nur'dur. Bu ışıktır, seni şiddetle alâkadar etmişti. Ve bu nurdur ki, eskide de tahayyül ve tahmininle geniş dairede, belki siyaset âleminde gelecek mes'udâne ve dindarâne hâletlerin ve vaziyetlerin mukaddemesi ve müjdecisi iken, bu muaccel ışığı o müeccel saadet tasavvur ederek eski zamanda siyaset kapısıyla onu arıyordun."

"Evet, otuz sene evvel bir hiss-i kablelvukuyla hissettin. Fakat nasıl kırmızı bir perdeyle siyah bir yere bakılsa karayı kırmızı görür. Sen dahi doğru gördün, fakat yanlış tatbik ettin. Siyaset cazibesi seni aldattı."(1)

Risale-i Nurlara olan alaka ve hürmeti maddeler halinde şöyle zikredelim:

Birincisi: Risale-i Nurlar kendi başına kıymetli değildir, değer ve kıymetini Kur’an’a güzel bir tefsir ve vesile olmasına borçludur. Yani Risale-i Nurlar Kur’an’a şeffaf bir aynadır, ona bakan Kur’an’ın güzelliklerine ve meziyetlerine intikal eder. Bu sebeple çok hürmet ediliyor.

İkincisi: Risale-i Nurlar bu asrın hastalıklarına Kur’an eczanesinden şifalı ve tesirli ilaçları takdim eden bir eczacı gibidir. Asrın bütün meselelerini iyi tahlil edip güzel bir reçete sunabilen yegâne Kur’an tefsiridir. Milyonlarca insan manevî hastalıklarını bu ilaçlarla tedavi ediyor. Elbette böyle bir eczacıya alakasız kalmak düşünülemez.

Üçüncüsü: Risale-i Nurlar en derin ve dağınık imanî konuları, temsil ve kıyas yolu ile toplayıp akla yaklaştırarak en avam insanın da istifadesine takdim ediyor. Eskiden havassa mahsus olan derin imanî meseleler, en cahil ve avam insanların idrakine uygun bir şekilde izah edilmiş. Elbette böyle bir tefsir, insanlar nazarında geçer akçe olacaktır.

Dördüncüsü: Risale-i Nurlar müspet hareket etmeyi ve insanlara şefkatli yaklaşmayı kendine mühim iki düstur olarak kabul etmiştir. Bu sebeple İslam ve iman hakikatleri Risale-i Nur talebelerinin elinde daha parlak ve daha kuvvetli duruyor. Risale-i Nurların itici değil çekici, dağıtan değil toplayan bir meziyeti var.

Beşincisi: Mutlak ve masum, ölçü Kur’an ve sünnettir. Şayet Risale-i Nurlarda Kur’an ve sünnete zıt bir fikir ya da hatalı bir bakış açısı varsa, delilleri ile ortaya konulur, gereken değerlendirme ondan sonra yapılır. Yoksa ihtimal ve imkân üzerine bir değerlendirme yapmak, ilmi açıdan bir değer taşımaz.

(1) bk. Kastamonu Lâhikası, (19. Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 4.552
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan
Emirdağda ki üstadın talebelerinden Ahmet Urfalı: "Üstadın manevi bir dürbünü vardı adeta.Bizim zahiren hayır görmediklerimizde o hayır görebiliyordu." Burdan şunu anlıyorum ben:Allah dostlarının hata yada kusur olan tesbitleri zahiren bakış açısıdır. Zaman ve hadiseler onları onaylıyor.Kısa nazarlı bakış onları hatalı görebiliyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...