Üstad'ın Hafız Ali Ağabey için kullandığı "İnşaallah bu his büyük hizmet görecek." cümlesini okurken kıskançlık hissettim. Bana ne tavsiye edersiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"(Resûlüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin."(Âl-i İmrân, 3/26).
“Hem ona gelen musibetlerden memnun ve ni'metlerden mahzun olup, kader ve rahmet-i İlâhiyeye onun hakkında ettiği iyiliklerden küsüyor. Âdeta kaderi tenkid ve rahmete itiraz ediyor. Kaderi tenkid eden başını örse vurur kırar. Rahmete itiraz eden rahmetten mahrum kalır.”(1)
Yukarıdaki ayeti ve onun bir cihetle tefsiri olan kısmı dikkate alıp, manevî bir taun olan hasetlikten bir an önce kurtulmak iktiza ediyor. Zira kişi ahirete ait hasletlere haset ediyorsa, bu o kimsenin samimi olmadığını gösterir. Çünkü samimi bir mü’min, Allah’a bağlı olan bir kulu ciddi sever ve onun manevî makamlarına gıpta ile bakar. Çünkü o benim gönlümün Sultanını seviyor ve ona hürmet ediyor, ben sevdiğimi seveni nasıl sevmem, onun ayaklarını nasıl öpmem, onun yollarına nasıl toprak olmam? Şayet olamıyor isem o Sultanı sevmiyorum demektir. Dostumun dostu dostum olmuyor ise, dostuma dost değilim demektir. Sevdiğimin sevdiği sevdiğim olamıyor ise, sevmiyorum demektir. Allah’ın razı olduğundan razı olamıyorsam, Allah’ın benden razı olması nasıl olacak eliyazübillah.
İnsan babasını seven birisine bile hürmet edip "baba dostu" diye ona hürmet hissederken, Allah’a âşık kulları sevmemek nasıl olur. Demek ben Allah’ı sevmiyorum ki onun dostlarına hasetlik gösteriyorum.
"Eğer uhrevî meziyetler ise, zaten onlarda hased olamaz. Eğer onlarda dahi hased yapsa, ya kendisi riyâkârdır; âhiret malını dünyada mahvetmek ister." Mektubat, 22. Mektub)
Hased başka birinin elinde bulunan malını, güzelliğini, makamını ve evlatlarını kıskanmak ve onların yok olmasını istemektir.
Hased ilâhî takdire razı olmamaktır. Nitekim Yüce Rabbimiz bir ayette mealen şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın sizi birbirinize üstün kılmasına hased etmeyiniz.” (Nisa Suresi, 4/32)
Hased eden kişi, Cenab-ı Hakk’ın taksimatına karşı gelmiş, kendi kısmetine razı olmamış ve kaderi tenkid etmiş olur.
Bir insan, bir başkasının mazhar olduğu maddî veya manevî ihsanlara kendisinin de erişmesini arzu edebilir. Bu hased değil, gıptadır. Hasette ise, hased edilen şahıstan o ihsanın mutlaka geri alınması arzu edilir. Yani, zengin komşusuna hased eden adamın temel hedefi, kendisinin zengin olması değil, komşusunun fakir olmasıdır. Bu ise, ancak münafıklara yakışacak kadar aşağı ve bayağı bir düşüncedir.
Hasetlik insanları mutsuz ve huzursuz eder. Bu ateşe gönlünü kaptıran kimse hem kendi rahatını bozar hem de başkalarını rahatsız eder. Hased eden kişi ruhunu azab içinde koyar.
Cenab-ı Hak her insanı farklı kabiliyetlerde yarattığı gibi, onların makam ve servetlerini de farklı olarak takdir etmiştir.
“Her şey kader ile takdir edilmiştir, kısmetine razı ol ki rahat edesin.” (Mesnevi-i Nuriye)
Başkasının elindeki nimetlere göz dikmek ve hased etmek Allah’ın takdirine razı olmamaktır. Fakirliği ve zenginliği dilediğine veren Cenâb-ı Hak’tır. Zenginlik de fakirlik de birer imtihandır. Her insan farklı şekilde imtihan olmaktadır.
Güzel hasletleri olan kişileri kıskanmak, zımnî olarak Allah’a karşı bir itirazda bulunmak demektir. İmanlı samimi bir mü’min, her halükârda Allah’a teslim olur ve O’nun taksimine ve takdirine rıza gösterir.
Şuurlu bir mü’min Allah’ın yasakladığı her türlü çirkin işlerden uzak durur, emirlerini yerine getirir, hırs, hased, yalan, gıybet gibi kötü hasletlerden uzak durur. İnsanlarda olan mal, mülk, servet ve makamın Allah’ın ikramı, imtihan vesilesi ve geçici olduğunu bilir.
Bir kişinin dindar olması, Allah’a çok ibadet etmesi gibi meziyetleri ve güzel hasletleri kıskanılamaz bilakis takdir edilir ve imrenilir. Eğer o kişiye bundan dolayı hasetlik edilirse, Allah’a olan imanda za’fiyet var demektir.
Yine birisi çok güzel hitabeti ile hakkı tebliğ ediyor, insanları hakka ve imana davet ediyor, Allah’ın rızasını kazanacak hayırlı işlerle meşgul oluyorsa; onu takdir etmemiz gerekir. “Güzel hitabeti ile insanlara neden tesir ediyor, neden onların teveccühünü kazanıyor? diyerek onu kıskanmak, rahatsız olmak hatta husumet beslemek, kişinin ne derece samimiyetsizliğini, gösterişi ve teveccüh-ü nâsı ne kadar sevdiğini gösterir. Demek ki o hasletler kendisinde olsa insanların teveccühünü kazanmak için kullanacak.
Fudayl bin İyaz “Mü’min gıpta eder, münafık hased eder” buyuruyor. Bu mülahazaya göre, hasedliğin doğru ve hak yüzü gıptadır. Yani hâsid adama hasedliği bırak denilmez, gıpta et, denilir.
Gıpta; başkasında olan bir nimetin aynısının, o kişinin nimetine bir zarar ve eksilme olmadan kendisinde de olmasını istemesidir.
Marifetullah ve onun neticesi olan muhabbetullahı kalbimize iyice kökleştirirsek, inşaallah bu gibi manevî hastalıklardan kurtuluruz. Bu zamanda marifetullahın en tesirli vasıtası Risale-i Nurlarla meşgul olmaktır.
(1) bk. Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü