Hased duygumuzu söküp atamayacağımıza göre, bunun yüzünü hayra nasıl çevirebiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir insana; fıtratını değiştir, düşmanlık etme, haset etme, inat etme, demek, onun fıtratını değiştir demektir. Halbuki Risale-i Nur’un tarzı gibi, "Hissiyatlarının yüzünü çevir, mecrasını hakka yönelt!.." denilse, hem tesir eder hem de makul bir teklif olur.

İnsanın fıtratına konulan, merak, hırs ve inat gibi hisler ebedî âlemi kazanmak için verilmiştir.

Meselâ, hırsı yerinde kullanırsa ebedî saadeti kazanır. Şayet onu dünya için kullanırsa hem kendini hem de çevresini perişan eder. Karun’un elim akıbeti ve Sa’lebe adlı sahabenin vahim hali bunun açık delilidir.

Hased, Allah Teâla’nın kullarına ihsan ettiği nimetleri çekememek, kıskançlık duymak, Allah’ın taksimine razı olmamak mânasına gelmektedir.

Bir ayette mealen şöyle buyuruluyor:

“Mülkün sahibi Allah’tır. Dilediğine verir, dilediğinden alır, dilediğini alçaltır, dilediğini yükseltir, dilediğini aziz, dilediğini zelil eder. Her türlü hayır O’nun elindedir. Gerçekten O her şeye kadirdir.” (Âl-i İmrân, 3/26).

Fudayl bin İyaz “Mü’min gıpta eder, münafık hased eder” diyor. Bu mülahazaya göre hasetliğin doğru ve hak yüzü gıptadır. Yani hâsid adama hasetliği bırak denilmez, gıpta et, denilir.

Gıbta; başkasında olan bir nimetin veya güzel bir hasletin kendisinde de olmasını istemektir ki, bunda hiçbir mahsur yoktur hatta güzeldir.

Eğer kişi gıpta edemiyorsa, hasetliğini fiiliyata dökmemek suretiyle engellemelidir. Yani o duygu iç âleminde yandığı halde, o his ile amel etmez ise bu onun açısından bir fazilet ve manevî cihad olur.

Şayet insan, kin ve hased duygusunu teskin edip yüzünü hakka çeviremiyorsa, onları fiiliyata dökmediği müddetçe zararı olmaz ve mes’ul sayılmaz. Yani insan o duygusunu açığa vurmadığı ve onun kusur olduğunu bildiği sürece, inşallah ona zarar vermez. Zaten insanın bu halden rahatsız olması bir cihetle tevbe ve istiğfar demektir.

Üstad Hazretleri bu hakikati şöyle izah etmektedir:

"Eğer dersen: 'İhtiyar benim elimde değil; fıtratımda adâvet var. Hem damarıma dokundurmuşlar, vazgeçemiyorum.' "

"Elcevap: Sû-i hulk ve fena haslet eseri gösterilmezse ve gıybet gibi şeylerle ve muktezasıyla amel edilmezse, kusurunu da anlasa, zarar vermez. Madem ihtiyar senin elinde değil, vazgeçemiyorsun. Senin, mânevî bir nedamet, gizli bir tevbe ve zımnî bir istiğfar hükmünde olan kusurunu bilmen ve o haslette haksız olduğunu anlaman, onun şerrinden seni kurtarır. Zaten bu Mektubun bu Mebhasını yazdık, tâ bu mânevî istiğfarı temin etsin; haksızlığı hak bilmesin, haklı hasmını haksızlıkla teşhir etmesin."(1)

Bu gibi manevî zafiyetler gelip geçici ya da bir imtihan vesilesi olduğu için, üstünde durup hastalık haline getirmemek gerekir. Bu halleri çabuk atlatmak için imanımızı tahkiki ve kuvvetli yapacak şeylerle meşgul olmak ve gerekirse hased ettiğimiz kişi ile daha yakın bir temas kurup o zihnî marazı yıkmalıyız. Bazen hased, hased edilen kişiler ile iyi bir dostluk kurmamaktan da olabilir.

İnsanlara verilen bu şiddetli duygular, dünyanın âdi ve basit işlerine sarf olunmak için değil, ebedî olan ahiret hayatının kazanılması için verilmiştir. İnsana düşen vazife; bu hissiyatların yüzünü ahirete çevirmektir. Yoksa bu hisleri fıtrattan söküp atmak tamamen yok etmek mümkün değildir. Kuvvetli bir iman ve sürekli bir ibadet ile insan bu gibi kötü hasletleri tadil ve tamir edebilir; edemese de zararsız ve tesirsiz bir hâle sokabilir.

(1) bk. Mektubat, Yirmi İkinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan
Yani, “Dünya öyle bir metâ değil ki nizâa değsin.” Çünkü, fâni ve geçici olduğundan kıymetsizdir. Koca dünya böyle ise, dünyanın cüz’î işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
fakirullah

“Hasedin çaresi: Hâsid adam, hased ettiği şeylerin akibetini düşünsün. Tâ anlasın ki; rakibinde olan dünyevî hüsün ve kuvvet ve mertebe ve servet; fânidir, muvakkattır. Faidesi az, zahmeti çoktur. Eğer uhrevî meziyetler ise, zâten onlarda hased olamaz. Eğer onlarda dahi hased yapsa; ya kendisi riyakârdır, âhiret malını dünyada mahvetmek ister veyahut mahsudu riyakâr zanneder, haksızlık eder, zulmeder.” Mektubat ( 266 )
Denildiği gibi hased mecazi olarak yani dünyevi şeyler için işletmeye değmiyor; uhrevi meziyetlerde de olamıyor çünkü Risale mesleğinde fenafil ihvan=tefani var, kardeşinin meziyetini kendininmiş gibi iftihar etme, halleri var. Bu açıdan ne haset ne de onun hafifi olan gıbta damarı ehli iman kardeşlerimize karşı işletilmiyor, diye anladım.
Ancak bu damarı müsbet manada uhrevi alanda şöyle kullanmak caiz olabilir: batıl davalar uğrunda fedakarlık edenlere Cenabı Hak davalarındaki ihlasla bağlanmalarına binaen bazı başarılar ihsan ediyor. Bunlara karşı mecazi bir hased işlese bizdeki gayreti tetiklemeye vesile olabilir. Mesela: filan keşşaf günde 17saat çalışıp şu aleti keşfetmiş. Biz de ebedi alemleri seyrettirecek latifelerimizi açmak için günde birkaç saat tefekkürle gayret etsek, Cenabı Hak da bize ikram eder, manasında düşünebiliriz. Ya da adamların batıl davalarındaki fedakarlıklarını görüp, Cennet ve rüyetle müjdelenmişken bana ne oluyor da atıl kalıyorum, nazlanıyorum, diye nefsimize karşı bir silah olarak hased damarını kullanabiliriz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...