"Eski Said’den çıkmaya çalıştığı bir zamanda, rehbersizlikten ve nefs-i emmarenin gururundan gayet müthiş ve manevî bir fırtına içinde akıl ve kalbim hakaik içerisinde yuvarlandılar." Ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
Üstad'ımız burada, insanın kendi aklı ile hakikatleri bulamayacağını, doğruyu ve güzellikleri keşfedemeyeceğini, bu yüzden peygamberlere ve onların sünnetlerine tabi olunması gerektiğini izah ve ispat ediyor.
Üstad'ımız kendisini misal göstererek insanın ne kadar aciz ve zayıf olduğunu, deha derecesinde zeki de olsa Allah’ın gönderdiği peygamberlere ne denli muhtaç yaratıldığını vurguluyor.
Üstad'ımız burada, felsefedeki teizm ekolüne yani nübüvveti ve dini gereksiz gören kibirli bir filozofun ruh halini tasvir ediyor ve filozoflara haddini bildiriyor.
"Ey hayaliyle benim seyahat-i hayaliyeme iştirak eden arkadaş! O zemin tabiattır ve felsefe-i tabiiyedir. Tünel ise, ehl-i felsefenin efkârıyla hakikate yol açmak için açtıkları meslektir. Gördüğüm ayak izleri, Eflâtun ve Aristo gibi meşahirlerindir. İşittiğim sesler, İbn-i Sina ve Farabî gibi dâhilerindir. Evet, İbn-i Sina'nın bazı sözlerini, kanunlarını bazı yerlerde görüyordum. Sonra bütün bütün kesiliyordu. Daha ileri gidememiş. Demek boğulmuş. Her neyse, seni meraktan kurtarmak için hayalin altındaki hakikatin bir köşesini gösterdim. Şimdi seyahatime dönüyorum."(Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksat.)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü