"İbadeti terk eden hem kendi nefsine zulmeder -nefis ise Cenab-ı Hakk'ın abdi ve memlukudur- hem kainatın hukuk-u kemalatına karşı bir tecavüz, bir zulümdür..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Namaz farz bir ibadettir, terk edilmesi büyük bir günah olmakla beraber, küfür ve şirk olmaz. Yani insan tembelliğinden veya iman zaafından namazı terk ederse fasık ve günahkâr olur.
"Elhasıl, ibadeti terk eden hem kendi nefsine zulmeder -nefis ise Cenâb-ı Hakkın abdi ve memlûküdür- hem kâinatın hukuk-u kemâlâtına karşı bir tecavüz, bir zulümdür. Evet, nasıl ki küfür, mevcudata karşı bir tahkirdir; terk-i ibadet dahi, kâinatın kemâlâtını bir inkârdır. Hem hikmet-i İlâhiyeye karşı bir tecavüz olduğundan, dehşetli tehdide, şiddetli cezaya müstehak olur." (Lem'alar, Yirmi Üçüncü Lem'a, Hatime.)
Küfür nasıl kâinata bir tahkir ise, ibadeti terk etmek de kâinatın ve içindeki mahlukatın gayesini görememeye bir sebeptir. Yoksa kâinatın Allah tarafından yaratıldığını inkâr etmek demek değildir.
Ancak kendisini yokluktan varlık âlemine çıkaran, insaniyet ile şereflendiren, en mükemmel bir mahiyette yaratan, en büyük hayat mertebesini bahşeden, akıl, idrak, kalp, hayal ve sevgi gibi harika duygularla donatan, ona bütün mahlûkat üstünde bir makam veren o Sultan-ı Ezel ve Ebed’e iman ve kulluk vicdanî bir vazifedir. Cenab-ı Hak kullarına ibadet etmeyi teklif etmeseydi bile, bu kadar nihayetsiz nimetlere, lütuf ve ihsanlara karşı bir şükür olarak kulların yine de, onu tesbih, zikir ve tazim etmeleri gerekirdi. Unutulmamalıdır ki, kulluktan daha büyük bir izzet ve daha âli bir şeref olamaz. Kâinatın yaratılması insan için, insanın yaratılması ise ubudiyet içindir.
Şayet insan kalbini ve nazarını ibadet ile takviye edip beslemez ise kâinatın kemalatı olan isim ve sıfatların tecellilerini göremez ve okuyamaz. Allah’a olan imanı taklidi bir seviyeye iner.
Üstad Hazretleri bu hususu şu şekilde izah ediyor:
"Akaidî ve imanî hükümleri kavî ve sabit kılmakla meleke haline getiren, ancak ibadettir. Evet, Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibadetle, vicdanî ve aklî olan imanî hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve tesirleri zayıf kalır. Bu hale, âlem-i İslâmın hâl-i hazırdaki vaziyeti şahittir." (İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, Ayet: 21, 22, Mukaddeme.)
Hülasa; ibadeti terk eden insan, kâinat levhaları üzerinde yazılı olan isim ve sıfatların manalarını ve kemalatlarını fark edip okuyamaz. Allah’a olan imanı zayıf ve taklidî bir şekilde kalır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Devlet nasıl haksız bir suçluya kamu davası açıyor ise zira mahkeme kamusal bir kurumdur bireyler şahsi kusurları ile bu kurumlara maddi ve manevi zarar verirse kamu hakkına tecavüz etmiş sayılır ve cezasını da görür. Aynı şekilde kainatta bir kamusal alandır insan bu alanda vazifesizliği ile yani iman ve ibadeti terk etmek ile bütün kamunun hukukunu çiğnemiş sayılır. Allah’ta hem kendi hakkı için hem de kamunun hakkı için insana kamusal dava açar ve cezasını keser. Zira insanın imansızlık ve ibadetsizliği şahsi bir cinayet değil kamusal bir cinayettir.
Açlık nasıl mideye bir azap ise ibadetsizlikte kalp ve ruha bizatihi bir azaptır.
İbadeti terketmek nefse nasıl zulüm oluyor?
İbadeti terk eden birisinin, nefsine nasıl zulmetttiğini iki madde halinde zikredelim:
Birincisi, ibadet insanın manevi duygu ve latifelerine bir kut ve gıda hükmündedir. Nasıl maddi cesedimiz gıdasız yaşayamaz ise, manevi duygu ve cihazlarımız da ibadetsiz yaşayamaz. Nefse uyup ibadet terk edildiği zaman, mahiyetimizde bulunan ruh, kalp, akıl, vicdan gibi manevi hissiyatlarımız aç ve gıdasız kalıyorlar ki, bu büyük bir haksızlık ve zulümdür.
Kalbin gıdası “muhabbetullah"tır, aklın gıdası tefekkürdür, ruhun gıdası zikirdir, vicdanın gıdası güzel ahlaktır. Bunlar olmaz ise, bu duygular işlevsiz ve gıdasız kalır ki, bu büyük bir zulümdür. Burada nefis tabiri “kendi” anlamında kullanılmıştır. Yani insanın bütününe işaret eden "ben" anlamına geliyor. Sadece kötülüğü emreden nefis anlamında değildir.
“Nüfus müdürlüğü” derken, nefisler müdürlüğü denmek isteniyor. Nüfus, nefsin çoğuludur. Her bir insan bir nefistir, bir kişidir. Dolayısı ile burada kastedilen nefis, kişi anlamında kullanılmıştır. "İbadeti terk eden kendine zulmetmiştir." şeklinde de ifade edilebilir.
İkincisi, şeytana uyup ibadeti terk ettiğimiz zaman, bu terkin mukabilinde kabirde ve cehennemde azap çekeceğiz. Nefis de bu azaptan kurtulamayacağına göre nefse uyan irade nefsi de ateşe atmış oluyor. Yani nefis, hakkı ve batılı seçecek bir yapıda olmadığı için, asıl mesul insanın kendisidir. Öyle ise ibadetsizliği tercih eden insan, nefsi de mağdur etmiş oluyor ki, bu da bir cihetle haksızlık ve zulümdür. İnsan mahiyetinde sakin olan bütün cihazları tehlikeye ve helakete sürüklemiş oluyor.