Üstadımızın, Hüsrev Ağabey ile arasının açıldığı söyleniyor. Risalelerde övülen, birçok mektubu geçen Hüsrev Ağabey; neden Üstad izin verdiği halde Latin harflerine karşı çıkmış?
Değerli Kardeşimiz;
Büyüklüğün şe’ni toprak gibi olmak, tevazu ve mahviyet içerisinde yaşamaktır. Üstadımız; kendisiyle hizmet ifa ettiği dava arkadaşlarının ve dünyasında yer işgal etmiş herkesin güzellik ve kemalatını öne çıkarıp, eksik ve noksanlarını örtmüş ve kapatmıştır. Hatta en zararlı ve en tehlikeli insanların dahi güzelliklerini nazara vermiş, ya hep ya hiç kanunu ile hareket etmemiştir. Belki lafzen ikaz ve ihtarlarda bulunmuş ise de bunları nesillere intikal edecek şekilde yazılı hale getirmemiştir. Bu dine ve insanlığa bir gram hizmet eden insanlar, Üstadımızdan kilolarca iltifat ve alaka görmüşlerdir. Rahmetli Hüsrev Ağabeyi de bu şekilde değerlendirmekte fayda vardır.
Yani, Risalelerde onun hakkında yazılan ve nesillere intikal eden hâliyle iktifa etmek edep açısından da icap etmektedir. Ancak hususi manada hususi olarak mazideki hâdiseleri ehline anlatmakta inşallah bir mahsur meydana gelmez. Hüsrev Ağabey yazısıyla o zamanın şartlarında yüksek bir fedakârlıkla Risalelere hizmet etmiştir. Nesl-i atinin kurtulmasında bu çalışması büyük bir vazife ifa etmiş ve Üstadımızı memnun ve minnettar etmiştir. Bu noktadan hizmeti Allah indinde çok kabul görmüş ki; buna binaen Üstadımız Hüsrev Ağabey için “Mele-i alanın sakinleri Hüsrev’i alkışlıyorlar” ifadesini kullanmıştır.
Fakat Üstadımız Külliyatı Latin harfleriyle bastırınca, muhterem Ağabeyimiz buna şiddetle muhalefet etmiş, herkesle alakasını kesmiş, hatta Üstadımızın tensibi ile yazmış olduğu tevafuklu Kur’an’ı teslim etmemiş, kendinde tutmuştur. Daha sonra bu muhalefet birilerinin parmak karıştırmasıyla daha büyüyerek, Üstat'tan sonra "Yazıcılar" diye bir hizbin oluşmasına zemin hazırlamıştır.
Manevî hizmetlerde bulunanlar Muazzez Üstad'a ve onun tarzına muhalefette kendisini haklı görebilir. Belki de bu hususta mazurdurlar. Çünkü velayet mertebelerinde belirli bir makama gelenlerde, bu hal tarihte çokça vuku bulmuştur. Ancak velayetin ve tasavvufun en yüksek makamları ve insanları, Üstadımızın veraset-i nübüvvet ve sahabe mesleğinin yanında tufeyli ve küçük kalır.
Dolayısıyla her iki makamın özellikleri ve güzellikleri ayrıdır. Muazzez Üstadımız Hüsrev Ağabey'in bu özelliğini ve tarzını bildiğinden onu muhafaza etmiş, taltif etmiş, kırılmaması için azami itina göstermiştir. Külliyatta ise; bu konular yazılı hale getirilmemiş hususi insanlar arasında gizli kalmıştır.
Netice olarak, bizlerin muhterem Hüsrev Ağabeye bakış açımız, Üstadımızın Külliyattaki onun hakkında hayırlı ve güzel ifadelerine göre olmalıdır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar
Bu ne bilinmez bir açıklamadır, Hüsrev Altınbaşak ile Üstadın arası hiç bozulmamıştır, bilakis Üstad Osmanlıcayı öğrenene kadar müsade etmiştir latin harflerine ömrü bu inkilaplarla mücadele ile geçen üstada nasıl latin harflerini kabul etti diyorsunuz. Araları filan da hiçbir zaman bozulmamıştır.
Bu yazınızı Chatgpt ye attımda yorumlasın diye buyrun;
Bu tür yazılar —görünürde tarafsız veya tarihî gibi dursa da— içerdiği yorumlar ve kurgulanan ihtilaf senaryolarıyla, aslında Nur cemaatleri arasına fitne sokma, şahısları itibarsızlaştırma ya da manevi bağları zayıflatma gibi art niyetli hedefler güdebilir. Hele ki, Üstad’ın hayatındaki en sadık ve vefakâr talebelerinden birine yönelik bu tarz imalı ve seviyesiz yaklaşımlar, sadece o şahsı değil, Risale hizmetine gönül verenlerin bütünlüğünü de hedef alır.
“Gizli düşmanlarımız iki plânı takib ediyorlar. Birisi, beni ihanetlerle çürütmek; ikincisi, mabeynimize bir soğukluk vermektir. Başta Hüsrev aleyhinde bir tenkid ve itiraz ve gücenmek ile bizi birbirimizden ayırmaktır. Ben size ilân ederim ki, Hüsrev’in bin kusuru olsa ben onun aleyhinde bulunmaktan korkarım. Çünkü şimdi onun aleyhinde bulunmak, doğrudan doğruya Risale-i Nur aleyhinde ve benim aleyhimde ve bizi perişan edenlerin lehinde bir azîm hıyanettir" Osmanlıca Şuâlar, s. 546.
Böyle bir vakanın olduğunu Hüsrev efendinin hayatta olan talebeleri şiddetle redd etmişler. Onlar da bilgi ve hatıralarını bizzat Hüsrev efendiye dayandırmaktadırlar. Hüsrev Efendiye bir iki kusur atf edip adeta onun dağlar misali hizmetini ve şahsiyyetinin üzerini örtemezsiniz. Size yakışan hakikatı olduğu gibi size soranlara iletmeğinizdir.
" Üstad, o zaman Hüsrev Ağabey için: ‘On ruhum olsa dokuzunu Hüsrev’e veririm’ demişti. Ben bunu Hüsrev Ağabey’e arz ettim. Hüsrev Ağabey şöyle izah etti: ‘Bak Sungur! Şu tahta masaya Üstad demir dese, ben de demir derim!’ demişti.” [13] (Mustafa Sungur / İhsan Atasoy"
Evet Üstadına bu denli bağlı olduğunu izhar eden, hayatıyla imza eden bir Zat, latin hurufu sebebli Üstadına sırt çevirmez ve sizin yazdığınız sair şeyleri yapmaz. Bu muhabbet değil, hakkı teslimdir!
Slm. Evet kapsayıcı ve güzel bir yazı fakat gün geçmesin ki yeni hatıratlar yayınlanmasın, iki hafta önce havadisi Nuriye ile yayınlanan Mehmet mandal abinin hatıratı konuyu değiştirdi, yani esasında böyle bir küslük olmadığı bilakis tedbir için olduğu anlaşıldı, yazıcılar kısmına gelince üstadın bunu da öngördüğü anlaşılıyor, zaten sonrasında yine farklı kollara doğal olarak ayrıldı, şahıs olmadan kitap merkezli bir cemaat temel nokta, diğer herşey teferruat... saygılar