Zübeyir Gündüzalp Ağabey, Hüsrev Altınbaşak Ağabeyi Üstadımızın vefatından sonran başa geçebilecek en uygun kişi olarak görüyor, ama sonra neden ayrılıyor?
Değerli Kardeşimiz;
Risale-i Nur mesleğinde şeyhlik, baş olma, lider olma gibi bir hususlar yoktur. Bu meslekte işler ortak aklı temsil eden "meşveret" ile halledilir. Fazileti, ilmi olan ağabeylerin cemaat nezdinde bir saygınlığı ve bir ağırlığı olmakla birlikte, mutlak bir liderliği söz konusu değildir.
Üstadımız bile kendi şahsını "kuru çubuk" hükmünde görüp, bütün dikkatleri Risale-i Nur'a yönlendirirken, ille de "şu ağabey veya bu ağabey cemaatin Üstadı ya da lideri" demek pek uygun düşmüyor.
Hüsrev Ağabey çok faziletli ve ihlaslı bir ağabeyimizdir; ona farklı bir mana yüklemek, onu ikinci bir Üstad mesabesinde görmek Risale-i Nur'un özüne ve ruhuna uygun değildir, diye düşünüyoruz.
Şahıslar gelip geçicidir, ama Risale-i Nur bakidir. Baki davalar fani şahıslara bina edilemez.
Ayrıca bir ağabeyi öne çıkarmak, onun ayarında olan diğer ağabeylerde rekabet damarını tahrike sebep olur. Bu da ihlas ve uhuvvet düsturlarına uygun düşmez.
Ne çekiyorsak bu baş olma davasından çekiyoruz. Oysa meşveret, bütün cevherleri ve bütün değerleri istihdam edip birleştirir. Bir değeri öne çıkarmak için çok değerleri heba edip küstürmek ihtilafa sebeptir...
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Üstad hazretleri dönemi çok iyi okuyan ve gelişmelere çok açık bir şahsiyettir. İlk Risalelerinde görüyoruz ki osmanlıca kelimeler daha fazla ama sonraki eserlerinde toplumun osmanlicaya yabancılaşmasından dolayı türkçe kelimeler daha ağır basıyor. Siyasette de böyle oluştur adnan menderes başa geçince üstad fırsatı değerlendirip kanalları açık tutmuştur. Matba konusu da böyle olmuştur. Yani üstad daima fırsatı gören ve yeni yolları denemiştir. Üstad hazretleri kendi zamaninda şartlardan dolayı nurları gizli tab ettirip gizli teşkilatlandı diye bizde bu zamanda üstad gizli neşretti diye hükmedip gizli neşredemeyiz.
“Çok mübarek ve çok aziz ve sevgili ağabeyim efendim!
Kemal-i hürmet, tâzimle ellerinizden öper, nurun gayet geniş dairelerdeki fütûhat ve neşriyat bayramıyla beraber idrak ettiğiniz mübarek Kurban Bayramı’nızı ruh u canımla tebrik eder, makbul ve müstecab dualarınıza her gün için dahil etmenizi dilerim. (…)
Cenab-ı Hak’tan siz ağabeyimiz efendimize uzun ömürler dilerim. Nur Camiasının başında daha çok uzun seneler bulunmanızı, bu mukaddes hizmette ebediyen muvaffak ve payidar olmanızı niyaz ederim.
Muazzez efendim! Bu biçare ve çok hakir ve çok kusurlu kardeşinize dua ettiğinizi Üzeyir kardeşimizden duyunca dünyalar benim olmuş gibi memnun oldum. Ciğerlerimden, kalbden, mideden, romatizmadan, safra kesesinden ve sinirlerden o kadar hasta oluyorum ki, günlerimin hemen hepsi yatmakla geçiyor. Böyle hizmetsiz, böyle boş boşuna ömür geçirmek bana çok ağır geliyor. Ölümü çok istedim ve istiyorum. Böyle hizmetsiz bir halde yaşamaktansa ölmek daha evladır diyorum. Hem böyle çok elemli ve çok azaplı ve sıkıntılı bir hayatta olmam, hem de size bir rahatsızlık vermemeleri için çok ihtiyatlı olmam yüzünden gerek ziyaretinizde, gerek mektubla arz-ı ihtiramda bulunmakta kusurlarım oldu. Beni helal ediniz. Çünkü Üstad’ımızın âhirete teşrifinden sonra birçok hususlarda olduğu gibi sizden de (sizin hakkınızda da) çok soru sual ettiler. Tehditlerle, şiddetle bir şeyler söyletmeye çalıştılar. Bilhassa Nur Talebeleri’nin sizin hakkınızda olan kanaat ve bağlılıklarını söyletmeye çalıştılar.[3] Elhamdulillah muvaffak olamadılar. Beni uzun zaman polis ekipleri jiple takip ettiler. Hâlâ da yine boş bırakmıyorlar. Fakat eskisi kadar değil. İşte bu sebeblerden size mektub dahi yazamadım. Kusurumu afv buyurun. (…) Hürmetle el ve ayaklarınızdan öper dualarınızı rica ederim efendim.
El-Bâkî Hüve’l-Bâkî çok kusurlu ve alîl (hasta) zelil kardeşiniz Zübeyr”
Kaynak: Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c.3, s. 1187