"Sünuhat", "Tuluat", "Zuhurat" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sünuhat: Akla ve kalbe birden doğan manalara denir. Mananın sünuhat olarak akla gelmesi, kişinin o sahada meleke kesp etmesinin ve gayretinin neticesidir. Yoksa hiç çalışma ve gayret sarf edilmeden, durup dururken akla manalar gelmez.

Meselâ; mesleğine yıllarını vermiş, o meslekte pişmiş ve meleke kazanmış bir demir ustasının zihninde manalar şimşek gibi çakmaya başlar ve sünuhat tarzında bilgiler ona ihsan edilir.

Üstat yıllarını ve ömrünü iman ve Kur’an hizmetine adadığı ve o ilimlerde meleke kesp ettiği için, artık aklı sünuhata, kalbi ihtarata mahal bir durum almıştır. Risale-i Nurların ekseriyeti de bu tarz ile kaleme alınmıştır.

Tuluat: Hazırlıksız olarak birden kalbe gelen manalara ve ilhamlara denir. Buna irticali veya doğaçlama da deniliyor. Bu ekseriyetle fıtri bir kabiliyetten, şairane bir istidattan meydana gelir. Şiir, şairin dilinden ve gönlünden birden dökülmeye başlar.

Zuhurat ise; bir mana ve hakikatin akıl ve kalpte birden belirmesi ve aşikâr olmasına denir. Birden meydana gelen, hesapta olmayan şeyler. Zuhurat, sünuhatın biraz daha kuvvetli halidir. Bu da şahsın o sahadaki maharet ve melekesinin daha keskin olmasındandır.

İhtar: Allah’ın, kuluna, hata ve yanlışlarını kuvvetli bir şekilde hatırlatmasıdır. Vahiy değildir, ama ona yakın bir manası vardır.

Şunun da çok iyi bilinmesi gerekir ki, insanlara gelen sünuhat, zuhurat, ihtarat, ilhamat gibi şeyler, hiçbir zaman vahyin derecesine çıkamaz. Bunlar delil olarak da ümmeti bağlamaz. Bunlar, şayet vahyin manasına uygun ise, o zaman güzeldir ve kullanılabilir. Ama vahye zıt bir mana ihtiva ediyorsa, kabul etmek sapkınlık olur, dinen caiz olmaz.

Kimden olursa olsun; çok büyük evliya da olsa, çok büyük âlim de olsa, fark etmez. Bunlardan gelen sünuhat, zuhurat ve ihtarlar, şeriat mihengine vurulur; uygunsa alınır, değilse sahibine iade edilir.

- "İçtihad", "İstinbat" ve "İstihrac" ne demektir?
- "İlham" ve çeşitleri nelerdir?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
S
Okunma sayısı : 30.987
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

erdem79

Kalbe gelen manaları,kuvveti ve hatadan yanlıştan uzaklığı açısından zayıftan kuvvetliye doğru sıralamasını şu şekilde yapsak doğru olur mu?

1)Sünuhat

2)Zuhurat

3)İhtarat

4)ilhamat

5)Vahiy

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Olabilir. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Supreme1995

bugun bir hocanın şöyle bir açıklaması oldu;filistinin kurtuluşu için zuhuratta görülmüşki hz.musa aleyhisselamın kabri şerifine gidilecek,dua edilip,kendisinden himmet istenecek vs.gibisinden ehli keşiften böyle aktarma vardır ? bunun şeriata aykırı bi yönü varmıdır?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Dua fiili ve kavli olmak üzere ikiye ayrılır. Fiili dua Allah’ın kainata koymuş olduğu fıtri yasa ve kurallara sarılmak onu eksiksiz bir şekilde yerine getirmekle oluyor ve bu dua hem öncelikli hem de etkisi ve karşılığı peşin alınan bir dua şeklidir. Ve bu duayı kim yaparsa mükafatıni peşinen alır kafir mümin ayrımı yoktur.

Tarlanın sürülmesi, ekilmesi, sulanması, ilaçlanması fiili bir duadır ve neticesi verimli bir mahsul almaktır. Bu fiili dua yapılmadan kavli dua ile Allah’tan buğday istemek beyhude ve ahmakane bir duadır. Kavli dua ise fiili duadan sonra yapılır.

Müslüman dünya maalesef fiili dua konusunda İsrail'e göre çok geride ve geri kalmıştır. İsrail fiili duanın gereklerini eksiksiz yerine getirdiği için Müslümanlardan bir adım önde ve daha güçlü. İsrail bilime, üretime, ticarete öncelik verdiği için yani fiili duayı yerine getirdiği için her yönden Müslümanlardan daha güçlü bir vaziyettedir.

Müslüman dünya hen dağınık, hem zayıf, hem bilim, sanat ve sanayi açısından geri kaldığı için yani fiili duayı ifa etmediği edemediği için bir avuç İsrail karşısında aciz, çaresiz ve zavallı bir konumdadır. Allah böyle miskin, fakir, dağınık ve birbirine düşman olmuş Müslümanları desteklemez onların kavli duasına önem verip kabul etmez.

Bekar bir adam gece gündüz salya sümük bir çocuğu olması için kavli duada bulunsa evlenmediği müddetçe bu dua kabul olmaz çünkü çocuk evlilik ile olan bir mahsuldür. Evlenmek burada fiili duayı bekarken yapılan duada kavli duayı temsil ediyor.

Sert bir cisim yumuşak bir cismi ezer. Mesela, çelik kılıcın tahta kılıca karşı fıtrî bir üstünlüğü vardır. Bu üstünlük çeliğin zâtına ait bir üstünlüktür. Öyle ise çelik kılıç kimin elinde ise, avantaj da, üstünlük de onun elinde olacaktır. Çünkü çeliğin sağlamlık açısından tahtaya karşı yaratılıştan gelen bir üstünlüğü vardır. Bu bir âdetullah kanunudur. "Sırr-ı hilkat" de bu mânâyı ifade ediyor. Çelikten yapılmış kılıç, tahtadan yapılmış kılıçtan daima üstün ve kuvvetlidir. Galip gelmek için çelik kılıca sahip olmak gerekiyor, "Ben imanımla tahta kılıçla, çelik kılıcı ikiye bölerim." demek yanlıştır, İslam'ın prensiplerine ve adetullah kanunlarına zıttır.

Çelik kılıcın da otomatik tüfek veya füze karşısında bir ehemmiyeti yoktur. Uzaktan atılan mermilere kılıçla mukabele etmeye çalışan ölmeye mahkûmdur. Demek kuvvet kimin elinde ise, dünyadaki üstünlük ondadır ve zafer de ona daha yakındır. Muzaffer olmak, düşmanınıza yahut rakiplerinize galip gelmek istiyorsanız, kuvvetli olmaya çalışmanız gerekir. Zira, kuvvetin de bir hakkı vardır. O hakkı kim elinde tutarsa, galip gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Çelikle tahtayı çarpıştırırsanız, tahtanın mağlup düşeceği bellidir.

Netice olarak, çeliğin sırr-ı hilkati yani sağlam ve sert oluşu, tahtanın sırr-ı hilkatine yani yumuşak ve dayanaksız oluşuna daima galip gelecektir. Bunu füze, tank, jet, bomba vs... gibi diğer teknik eşyalara da tatbik edebiliriz…

İsrailin elinde çelik ve keskin bir kılıç var Müslümanların elinde ise tahtadan yapılmış çürük bir kılıç bulunuyor. İkisi vuruşsa çeliğin tahta kılıcı parçalaması hakkıdır. Çünkü çeliğin tabiatı ve fıtratı tahtadan daha sağlam daha keskin daha etkilidir. Müslümanların vaziyeti çürük tahta kılıçla çelik kılıcı yenmek için dua etmesidir. Bu durumda değil kırk gün kırk bin yıl dua edilse yine tahta çeliğe galip gelemez. Çeliğin karşısına ya çelik ya da ondan daha kuvvetli bir kılıçla çıkmak gerekiyor. Müslümanların kavli duasının kabul edilmemesinde bu sır bulunuyor.

Mısır, Arabistan, İran ve sair Müslüman ülkeler birbirine düşman birbirinin kuyusunu kazma peşinde iken İsrail başta Amerika ve Avrupa ülkeleri olmak üzere bütün zengin ve güçlü ülkeleri arkasına almasınında gücü ve etkisi ile daha güçlü daha başarılı oluyor. Yani bütün bu şartlar dikkate alınmadan sadece kavli dua ile bu işler çözülemez. Allah’ın kainata koymuş olduğu adetullah kanunlarına riayet edilmeden sadece kavli bir dua ile bu işler hallolmuyor.

Müslümanlar önce fiili duayı yerine getirecek yani bilim, sanat ve sanayide ilerleyecek sonra Kur’an ve sünnete riayet edecek sonra ahlakını düzeltecek sonra birlik ve beraberliği tesis edecek ki ondan sonra kavli duaya sıra gelsin bunları yapmadan sadece kavli dua ile peynir gemisi yürümüyor vesselam.

Not: Böyle rüya ve zuhuratla bu işler yürümez. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...