"Kur'an-ı Hakîm'in sadık bir hizmetkârı, ne kadar adi olursa olsun Kur'an namına, en büyük insanlara emirlerini çekinmeyerek tebliğ eder..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Öyle de Kur'an-ı Hakîm'in sadık bir hizmetkârı, ne kadar âdi olursa olsun Kur'an namına, en büyük insanlara emirlerini çekinmeyerek tebliğ eder ve en zengin ruhlu olanlara Kur'anın âlî elmaslarını yalvararak mütezellilane değil, belki müftehirane ve müstağniyane satar. Onlar ne kadar büyük olursa olsun, o âdi hizmetkâra, vazife başında iken tekebbür edemezler. Ve o hizmetkâr dahi, onların ona müracaatında kendine medar-ı gurur bulamaz ve haddinden tecavüz etmez..." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Üçüncü Mesele...)
Buradaki “ne kadar âdi olursa olsun” ifadesi, "makam ve unvanı olmayan sıradan bir vatandaş da olsa" demektir ki, sâdık ve Kur’an’a vakıf bir Müslüman, iman noktasından ders verecek bir vasıftadır. Aslında buradaki üstünlük Kur’an talebesine ait değil, elindeki elmas hakikatler olan Kur’an’a aittir.
Tabiri caiz ise, elinde tahta kılıç olan bir profesör ile elinde elmas ve çelikten yapılmış bir kılıç olan sıradan bir vatandaş gibi. Burada üstünlük şahıslarda değil, eldeki kılıçlardadır. Şayet tersi olsa yani kılıçlar yer değiştirse, o zaman unvanların bir değeri ve tesiri görülür. Çünkü âlim ve fazıl birisinin Kur’an’ı yüceltmesi daha derin ve daha tesirlidir. Çünkü insanların ekseriyeti ağızdan çıkana değil, daha ziyade ağıza teveccüh ediyorlar.
Hülasa, güç ve üstünlük Kur’an'dadır. Onu kim eline alırsa, üstün ve kuvvetli odur. Kur’an’ı elinde tutan birisinin karşısında kimsenin bir şansı bulunmuyor, demektir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Zengin ruhlu olanlara Kur'anın âlî elmaslarını yalvararak mütezellilane değil, belki müftehirane ve müstağniyane satar." Burayı biraz daha açar mısınız?
İnsan sattığı kıymetli ve övülmeye değer bir malı istediği kadar övüp yüceltebilir onunla iftihar edip o değerli malı küçük düşürücü tavır ve davranışlardan kaçınır. Bu durum kibir ve gurur içermez çünkü satıcı kendini ya da kendine ait bir şeyi satmıyor şayet kendine ait bir şeyle övünse fahirlense o zaman gurur ve kibir olur sakil düşer.
Satıcı çok kıymetsiz değersiz olsa bile sattığı şeyin kıymet ve değerine tesir etmez. Mesela basit bir adam sarraf dükkanında milyonlarca lira değerinde bir elmas satsa elmasın değerinde ve kıymetinde bir noksanlık bir eksiklik olmaz. Aksine bazen o şeyin onun olmaması o şeyi daha da parlatır daha da değerli hale getirir. Çünkü başkasına ait çok değerli bir mal yine çok üstün meziyetli bir adam tarafından satılsa onun zannedilebilir karışıklığa sebebiyet verebilir.
Bir Nur talebesi Risale-i Nur'u okurken anlatırken izzetli müftehirane müstağni bir şekilde hareket etmeli onun değer ve kıymetine yakışan bir tavır ve vaziyet almalıdır. Bu kibir ve gurur olmaz sattığı malın değerinden dolayıdır şahsı ne kadar müflis ve avam da olsa sattığı hakikatlar çok değerli çok kıymetlidir.
Sarraf altın elmas gibi çok değerli mallar sattığı için dükkanında vakarla bekler çıkıp işportacı gibi sokakta pazarda bağırmaz çağırmaz herkese dilenci vaziyeti gibi yaranmaya çalışmaz.