Tefsirler Kur'an denizinden bir katre ve insanlar Kur'an denizinin geri kalan kısmını bilmeyecekse; Kur'an niye gönderilmiş?
- Veya neden Kur'an'daki hakikatler bilinemeyecek?
Değerli Kardeşimiz;
Bu hususa birkaç madde halinde işaret edelim.
Birincisi, Kur’an-ı Kerim Allah’ın ezelî ilminden süzülüp geldiği için beşerin yazdığı kitaplar gibi sınırlı ve kayıtlı değildir. Bir ayetinden veya harfinden birçok manalar çıkarılabiliyor. Zaten kelime ve cümlenin genişliği müellifin kast ve iradesine bakar. Yani her mana arkasında o kast ve iradenin bulunması lazımdır ki, müellife mal edilebilsin. Allah’ın ilmi ezelî ve ebedî olduğu için, kelime ve cümle dizilişinden muhtemel bütün manalarına refakat edip onları sahiplenebiliyor. Bu husus insanların eserlerinde çok mahdut ve kısır kalıyor, zira insan iradesi ve ilmi cüzidir. Cüzi külliye kapak olamaz. Öyle ise Kur’an’ın kelime ve cümlelerinde sonsuz manaların bulunması tabi ve olağan bir şeydir. Bütün bu mana ve incelikleri muhatap kitlesinden sadece bir cüzünü teşkil eden insana hasretmek yanlış olur. Kur’an’ın muhatapları sadece insanların avam kısmı değildir.
Evet, Kur’an, bitmez tükenmez bir hazinedir. Herkes kabiliyetine göre O’ndan hissesini alır. Onun her bir suresi, her bir ayeti, hatta her bir harfi hakikat ve feyiz hazinesidir. Bazen bir tek harf, bir sahife kadar hakikatleri ders verir. O’nun her bir harfi, bir havz-ı ekberdir, leziz bir kevserdir. Suyu içmekle doyulmaz, kalp ve ruhlar onunla hayat bulur. Kur’an, uçsuz bucaksız bir okyanustur, derinliklerine ulaşılmaz. Çünkü; “Kur’an, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi.. ve şu İslâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi, temeli, hendesesi..ve avalim-i uhreviyenin mukaddes haritası... Ve Zât ve Sıfât ve Esmâ ve şuun-u İlahiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, bürhân-ı katıı, tercüman-ı sâtıı... Ve şu âlem-i insâniyetin mürebbisi.. ve insâniyet-i kübrâ olan İslâmiyetin mâ ve ziyâsı.. ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi..ve insâniyeti saadete sevkeden hakikî mürşidi ve hâdîsi... ve insana hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubûdiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bütün insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine merci’ olacak çok kitabları tâzammun eden tek, câmi’ bir KİTAB-I MUKADDES’tir.” (Sözler)
Yazılan bütün tefsirler o okyanustan ancak bir damladır. O’nu okuyan ve anlayan iman-ı kâmile erer. İnanmayan biri de onu hakkıyla ve insafla tetkik ederse, imana gelir. Onun için Kuran’ın feyzi sonsuzdur. İsmi gibi manaları da güzeldir. Bu nihayetsiz feyizden istifade etmek, onun hükümlerine uymakla olur. Kadrini ehl-i iman bilir, ancak onu hakkıyla takdir etmek beşer idrakinin fevkindedir.
İkincisi, Kur’an şakirtleri içinde Hazreti Peygamber (asv)'den tut da basit fikirli avam bir insana kadar muhtelif tabakalar vardır. Kur’an muhtelif tabakalara hitap ettiği için elbette mana yönünden çok zengin ve sınırsız olması gerekir. Her insan kendi kameti kıymetince ondan istifade ediyor. Ben kendi cüzi istifademi esas alıp "şuna ne gerek vardı" dersem benden üstteki müşterilere haksızlık etmiş olurum. Allah Resulü (asv)'ın bir ayetten aldığı feyiz, bazen bir peygamberin ömrü boyunca aldığı feyze mukabil geldiğini düşünecek olursak, Kur’an’ın ne denli eşsiz muhataplarının ve istifade edenlerinin olduğunu görürüz. Sahabelerin Kur’an’ı bütün hasse ve duyguları ile emdiğini ve muhteşem bir mana erleri olduğunu bütün İslam alimleri itiraf etmişler. Bir Hazreti Ebu Bekir ve Ali (ra)’in Kur’an'dan aldığı feyze bütün ümmet birleşse yetişemez.
Üçüncüsü, Kur’ân’ın ibareleri bir levha gibidir, sadece kâinat sarayına işaret ediyor. Kâinat sahnesinde ise tefekkür edilecek sayısız mana ve incelikler mevcuttur. "Okyanustan bir damla" ibaresi bu kâinat sarayının genişliğine işaret etmek içindir.
Meselâ; “Allah’ın birliğine delil nedir?” sorulduğu zaman bir elma gösterilir ve onun üstünde ispat edilir. Elma bir damla, elmalar bir göl, sair meyveler bir deniz, diğer mahlûkatlarla beraber hepsi okyanus, tüm kâinat ise sonsuz bir bahr-ı ummandır. Risale-i Nurlar bu bahr-ı ummandan sadece bir damladır.
Dördüncüsü, tefekkür noktasından bizim nazarımıza belki bir damla, bir göl bir, deniz kâfi gelebilir, lakin koca gözleri olan Cebrail, İsrafil, Azrail, Mikail (as) gibi varlıkların yanında bu âlemler bir toz zerresi gibidir. Hem kâinat hem Kur’an onların da kitabı, onların da rehberidir, sadece insana bakmıyorlar. Ayrıca Peygamber Efendimiz (sav)'in bu meleklerden daha üstün olduğu düşünüldüğünde, onun istifade sahasının ne kadar geniş ve külli olduğu takdir edilir.
Netice olarak; Allah Kur’an’ın sayısız manalarını okuyacak sayısız mahlûkatı ve nazarı yaratmıştır. Öyle ise okyanus tabiri hafif bile kalır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü