"Kâinatın her zerresi Hâlık-ı Kâinata şehadet ve gülümseyerek haber veriyor… Kur'ân-ı Hakîmin vücudunu teşkil eden harfleri de..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Üstadım, bu üçüncü nükte-i kenziyeyi mütalâa ettim. Sûre-i Alâk-ı mübareğin hurûfâtının ima ettiği sırlar karşısında hayretimden gayr-ı ihtiyârî, 'Allah Allah!' lâfz-ı celâli ağzımdan çıkmakla, öz ve gözlerim hazin hazin yaşarıyordu ve şöyle düşünüyordum:"
"Evet, nasıl ki, kâinatın her zerresi Hâlık-ı Kâinata şehadet ve gülümseyerek haber veriyorlar. Öyle de kâinatın haritası olan Kur’ân-ı Hakîmin vücudunu teşkil eden harfleri de hâdisat-ı kevniyenin mâzi, hal ve müstakbeline lisan-ı halleriyle şehadet edecekleri bedihîdir diyorum. Bu düşüncemin izahını nihayetteki ihtarında buldum, elhamdü lillâh dedim." (1)
İnsanların yazmış olduğu teliflerde ve eserlerde mühim bir maksat, asıl bir gaye vardır; geri kalan ifade ve beyanların büyük bir kısmı, mana ve maksat ihtiva etmeyen yapı taşları hükmündedir. Bu yüzden, insanların yazdıkları eserlerde semavi kitaplarda olduğu gibi külliyet, her cihetten mana, ihata, canlılık gibi hususiyetler yoktur.
Kur’an, Allah’ın sonsuz ilminden ve Kelam sıfatından süzülüp geldiği için, ayetlerin her tarafı, her bir harfi, her bir noktası mana ve işaretlerle bezenmiştir. Bu yüzden, "Şu ayetin şu tarafı çok manalı olmakla birlikte -hâşâ- şu kısmı manasızdır" diyebileceğimiz bir tarafı yoktur.
Allah’ın Kudret sıfatının bir tecellisi ve bir sayfası olan kâinat ve içindeki her bir zerre nasıl çok manalı ve hikmetli ise, O’nun Kelam sıfatından gelen Kur’an ve onun her bir âyeti hatta her bir harfi de aynı şekilde derin manalarla doludur.
Kur’an’ın her bir ayetinin sarahat, işaret, remz, ibham, ihtar gibi birçok manaları vardır. Kur’an’ın her bir suresi, her bir ayeti ve hatta her bir harfi hakikat ve feyiz hazinesidir. Bazen bir tek harf, (“besmele” deki be harfi gibi) bir sahife kadar hakikatleri ders verir. Onun her bir harfi, bir havz-ı ekberdir; feyiz ve bereket suyu oradan gelip, kalplere ve ruhlara akar. O leziz bir kevserdir; suyundan içmekle doyulmaz. Kur’an, uçsuz bucaksız bir okyanustur; her âlim istidat ve kabiliyeti nisbetinde onun derinliklerine dalar ve oradan dünyevî ve uhrevî saadete vesile olacak nice zümrütler, mercanlar ve yakutlar çıkararak insanlığın istifadesine sunar. Yazılan bütün tefsirler o okyanustan ancak birer damladır.
Kur’an’ın içinde -hâşâ- hikmetsiz ve manasız en ufak bir nokta, bir fazlalık, lüzumsuz bir ifade ya da harf yoktur. Bu incelikleri ve derin manaları kavramayan bazı ahmak bid’at ehli hocalar, Ehl-i sünnet âlimleri ve evliyalarının Kur’an ayetlerinden bir takım işaret ve beşaretler çıkarmasını inkâr ediyorlar.
Onların sathî görüşlerine ve bozuk anlayışlarına göre Kur’an, insanların eserlerinde olduğu gibi, bir mana üzerinde duran, remiz, işaret ve beşaret gibi şeylere sahip olmayan alelade bir kitap gibidir. Dolayısı ile İbn-i Arabî ve Said Nursi gibi büyük zatların ayetlerden çıkarmış olduğu istinbat ve beşaretleri kabul etmiyorlar.
Halbuki kâinatın haritası olan Kur'ân-ı Hakîmin vücudunu teşkil eden harfleri de hâdisat-ı kevniyenin mâzi, hâl ve müstakbeline lisan-ı halleriyle şehadet edecekleri bedihîdir, diyorum. Yani Kur’an ayetlerinin ihata etmediği bir zaman dilimi, bir mekân yoktur. Kur’an yaş ve kuru her şeyden haber vermektedir.
Dolayısı ile Kur’an’ın milyonlarca insanın imanının kurtulmasına vesile olan Risale-i Nur hareketine otuz üç ayeti ile işaret ve beşaret etmesi, gayet makuldür ve latif bir durumdur.
(1) bk. Barla Lahikası, (110. Mektup).
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü