"Acaba yerde iken Arş-ı Âzamı temaşa eden, harika bir deha-yı kudsî sahibi olan..." Arş-ı Âzamı temaşaya, hakaik-ı imaniyeyi keşfetmeye misal var mı? Üstad da bu makamda mıdır?
Değerli Kardeşimiz;
Arş-ı Azam; bütün mahlûkatı ve mükevvenatı içine alan, muazzam bir san’at-ı Rabbanî olduğu için, izah edilmesi mümkün değildir. Lakin bazı temsiller ile akla yaklaştırılabilir.
Arş; Allah’ın tedbir ve tasarrufunun azamet ve haşmetini ilan eden bir mefhumdur. Dünya nasıl kâinata nisbetle bir zerre kadar küçükse, kâinat da arşa nisbetle küçük bir zerre kadardır. İşte insan; dünya, kâinat ve arş ışığında düşündüğü zaman, Allah’ın ne kadar azametli ve haşmetli olduğuna intikal eder.
Arş, Fahreddin-i Râzi Hazretlerinin ifadesine göre, İlâhî emirlerin ilk muhatapları olan meleklerin bulunduğu âlem. Tabiri caizse, bütün varlık âleminin idaresiyle, tanzimiyle alâkalı hükümlerin meleklere tebliğ edildiği ulvî makam.
Bu makam, ism-i âzama mazhar ve meleklerle kuşatılmış.
Mahiyetinin bilinemeyeceği hususunda bütün İslâm âlimleri ittifak hâlinde. Maddî ve cismanî ne kadar âlem varsa hepsi Kürsînin içinde kalıyor; Arş ise Kürsîyi de kaplamış...
Maddî âlemler Kürsînin içinde kalınca, Arş’ın Kürsi’yi kaplaması, içine alması, onun üstünde bulunması elbette cismen değildir.
Ruhun bir sıfatı olan hayat, bedenin her noktasında mevcut. Demek ki ruh, bu sıfatıyla bedeni kaplamış, kuşatmış, ihata etmiş. Fakat ruhun bu kaplayışı, elbisenin bedeni kaplamasına benzemediği gibi, onun bedenden üstünlüğü de başın gövdeden üstünlüğü gibi değildir.
Resulûllah Efendimiz (asm.) yedi kat semanın, Kürsî’nin içinde, bir kalkanın içine atılmış yedi para gibi kaldığını ifade buyurur. Bir başka hadislerinde de “Arş içinde Kürsî, bir çöle atılmış demir bir halka kadardır” buyururlar. Bu hadis-i şerifler Kürsîyi ve Arşı anlamamızın mümkün olmadığını bize ders veriyorlar.
Bediüzzaman Hazretleri, “Kalb de bir arştır, fakat ben de Arş gibiyim diyemez” buyurarak Arş’la alâkalı bazı sırların, yine insan kalbinde aranması gerektiğine işaret ediyor.
Kalbinin ve ruhunun mahiyetini bilemeyen insan, Arş’ı idrak etme dâvasına nasıl kalkışabilir!?
Büyük zatlar, iman ve tefekkür noktasından dünya, kâinat ve arş tertibi ile mahlûkattan, mahlûkatın yaratanı olan Allah’a intikal ediyorlar. İnsanların ekserisi avam olduğundan, iman ve tefekkür noktasından, dünyanın içinden çıkamazlar. Bazıları çıkarlar ama bunlar da kâinatın içinden çıkamazlar, bazıları da kâinattan arşa kadar giderler. İşte Şeyh Geylâni (k.s) nazar ve tefekkür noktasından; dünya, kâinat ve arşa intikal eden büyük zatlardandır.
Hakaik-ı imaniyeyi keşfetmenin en müşahhas misali, Risale-i Nurlardaki imanî hakikatlerdir. Üstad Hazretleri, Risale-i Nurlarda Haşir, kader, nübüvvet, melaike gibi en ince ve nuranî iman hakikatlerini beyan edip ispat etmiş.
Üstad'ın bu makamda olduğunun en güzel ispatı; yine Risale-i Nurlardır. Risale-i Nur'un azameti, hakikati ve ehemmiyeti anlaşılmadan, Üstad'ın makamı anlaşılmaz. Risale-i Nurları okuyup anlamaya çalışırsak, Üstad'ın makamını da anlamış oluruz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü