Nur talebeleri olarak neden manevî cihattayız? Maddî cihat etmediğimiz için sorumlu olur muyuz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Her bir zamanın kendine ait bir hükmü ve tefsiri vardır.

Dinimizde her zaman manevî cihat, maddî cihattan daha mühimdir. Bunun sebeplerini şöylece sıralayabiliriz.

1. Manevî cihat ömür boyu devam eden bir cihattır.

2. Manevî cihatta düşman, yedi bin yıllık tecrübesi olan şeytan ve bizimle ömür boyu irtibatta olduğumuz nefsimizdir.

3. Manevî cihatta düşmanımızın ölümü ve yok edilmesi mümkün değildir. Zira düşman mağlup oldukça, mahiyeti itibariyle gücü ve kuvveti de artar.

4. Bu düşmanın nereden nasıl ve ne zaman çıkacağı belli değildir.

5. Bu düşman, etrafı ile çoktur ve kuvvetlidir.

6. Maddî cihatta akıbet ne olursa olsun, inananın hayrınadır. Yani ölürse şehit, kalırsa gazilik mertebesi zuhur eder. Ancak manevî cihatta ise; kazanmak kaçınılmazdır. Çünkü burada mağlubiyet şehitlik değildir.

7. Maddî cihatta fani olan şeyler elden gider veya kazanılır. Manevî cihatta ise; kazanmakta ve kaybetmekte, ebedî mükâfat ve hüsran söz konusudur.

8. Maddî cihatta; nöbet değişimi, istirahat ve terhisat söz konusudur. Manevî cihatta ise, bunlardan bahsedilemez.

9. Maddî cihatta vazife taksimi söz konusu olup, mahdut insanlar bu cihadı yapabilirler. Manevî cihatta ise; hudut ve tayin söz konusu olmayıp, her akıl ve baliğ olan kimse hayat boyunca bu cihatla vazifelidir.

10. Kitaplarımızda maddî cihat, cihat-ı asgar (en küçük cihat), manevî cihat ise cihat-ı ekber (en büyük cihat) diye tarif ve tayin edilir. Zira İslam'ın en büyük harbinden birinden dönerken Resul-ü Kibriya (a.s.m.) ashab-ı kiram’a “Cihat-ı asgardan, cihat-ı ekbere dönüyoruz” buyurmuştur.

11. Cihat-ı manevide insan; maddî ve manevî bütün donanım ve teçhizatıyla beraber, manevî düşmanla mücahede etme mecburiyetindedir. Maddî cihatta ise böyle durum yoktur.

12. Ehemmiyet ve öncelik açısından manevî cihat, maddî cihattan daha mühimdir.

13. Manevî cihatta başarı ve muvaffakiyet nisbetinde, maddî cihat şekillenir ve neticelenir.

14. Manevî cihat devamlı, sabır, metanet, ciddiyet ve ceht isteyen bir mücadeledir.

15. Maddî cihatta gaziliğin adedi çoktur. Fakat manevî cihatta gazilik bir defa olup, o da son nefes ve irtihal esnasında tahakkuk eder.

16. Peygamber Efendimizin (a.s.m.) yirmi üç yıllık nübüvvet dönemi içerisinde, toplam maddî mücadelelerde geçen süre, bir buçuk yıl olup, o da savunma taktiği üzerine kurulmuştur. Yirmi bir buçuk yıl ise, mütemadiyen manevî mücahedelerde bulunmuştur.

17. Bütün peygamberler ancak tebliğ için gönderilmiştir. Bu ise manevî mücahedenin temel unsurudur. Maddî cihat ancak ve ancak mütecaviz olanları defetmek ve münkirlerin inatlarını kırmak için, son çare olarak başvurulan bir mücadeledir.

18. Sulh hükümlerin efendisidir. İslamiyet barış ve sulh ortamında gelişmiş ve inkişaf etmiştir.

19. İslamiyet ise kelime manası itibariyle uyum, anlayış ve huzur manasına gelen kökten türetilmiş hak dindir.

20. Bu asrın insanı medenidir; medenilere galebe çalmak ise, ikna iledir. Söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile olamaz.

21. Dinde kerih ve zorlama yoktur.

22. Bizler muhabbet fedaileriyiz; husumete vaktimiz yoktur.

23. Adavet etmemiz icap ediyorsa; adavet vasfına ve kalbimizdeki adavet hissine adavet etmeliyiz.

24. Dostlarımızla mürüvvetkârane muaşeret, düşmanlarla sulhkârane muamele esas olmalıdır.

25. Hele hele dâhilde, kesinlikle maddî mücadele söz konusu değildir ve olamaz.

26. Asayişi ihlal edici hiçbir hareket dinimizden ve davamızdan pirim alamaz.

27. Terör ve anarşi, bir insanlık ve medeniyet suçudur.

28. Maddî ve manevî mücahedeler herkes için bir vecibe değildir. Maddî mücadeleyi devletin kurumlarına bırakmalıyız. Manevî mücahedeyi ise, ehil insanlara terk etmeliyiz. Zira cihadın farz-ı kifaye olmasının sırrı, naehillerin iştirakine set çekmektir.

29. Maddî mücadele her ne zaman ve ne şekilde olursa olsun mahzurlar getiren ve sıkıntıları netice veren en son çaredir. Cenab-ı Hak (c.c.), Kur'an-ı Kerim'de savaş ilanına müsaade ederken, ayette; mübarek ismini kullanmadan, meçhul bir fiille “size müsaade edildi” ifadesi ile harbin bizzat istenmediği hususu anlaşılmaktadır.

30. Maddî harbin kontrolü çok zor olduğundan, ayetlerde; maddî mücadeleler çok kısıtlanarak ve hudutları tayin edilerek nazara verilmiştir.

Bu maddeleri çok daha fazla artırabiliriz. Yukarıdan da anlaşılacağı üzere maddî ve manevî mücahedenin farkı ve ehemmiyeti gayet açıktır.

Hele ilk cümlemiz olan, zamanımızın özelliği de manevî mücahedeyi daha fazla ve vazgeçilmez bir unsur olarak öne çıkartmaktadır. Zira medeniyet, fenlerin inkişaf etmesi, iletişim imkânlarının artması, hakikatlerin araştırılması, insan unsurunun öne çıkartılması, insafın merkeze yerleşmesi, hürriyet ve demokrasinin müessiriyeti ve diplomasinin esas olduğu bu asırda; manevî cihat, her şartlarda bu zamanın birinci derecede öne çıkardığı, en müessir ve en faydalı olan mücadele şeklidir.

Kıyamete kadar bu tarz değişmeyecektir. İnsanlar, devletler ve milletler birbirlerine hâkimiyet ve istiklallerini belagatten, hakikatten ve diplomasiden alacaklardır. Zira maddî mücadeleye götüren sebepler mazide kalmıştır. İstikbal maddî değil, manevî mücahedenin zemini olacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 5.704
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

gonulerleri
Verdiğiniz çok cevab tam aradığım bir cevab dı allah yar ve yardımcınız olsun sizleri selamın en güzeli allahın selamı ile izmirden selamlar ve çalışmlarınızda başarılar dilerim
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
"Elbette dünyada rezail (rezillikler) bulun­dukça, faziletin ona karşı cihad etmesi zaruridir. Demek ki cihad ebedî­dir."(1)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
"Şehid velidir. Cihad farz-ı kifaye iken farz-ı ayn olmuştur. Belki muzaaf bir farz-ı ayn hükmüne geçmiştir. Hac ve zekât gibi, cihadda da niyetin tasarrufu azdır. Hattâ adem-i niyet dahi asıl nokta-i nazarından niyet hükmündedir. Demek zıdd-ı niyet yakînen tebeyyün etmezse, cihad şahadet-i hakikiyeyi intaç eder. Zira vücub tezâuf etse taayyün eder. İhtiyarı tazammun eden niyetin tesiri azalır. Şu günahkâr millete, birden bire on binler evliya inkişaf ve tezahür etse, az bir mükâfat değildir."
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...