On İkinci Söz, İkinci Esas'ı genel hatlarıyla açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Felsefe terbiyesi ile yetişmiş bir insan, Firavun gibi kendi nefsini ve hevasını ilah yerine koyar. Allah’ı bile tanımaz. Lakin dünyanın adi ve basit bir menfaatini elde etmek için zillete düşer, insanların ayağını öpecek kadar alçalır. Dünyadaki bütün menfaatleri kendisine ilah edinir. Ebedî âlemi inkâr ettiği için, bütün saadetini dünyanın süflî lezzetlerinde görür, sadece nefsinin hevesatını tatmine çalışır. Onun hayatta en büyük gayesi menfaattir ve hevasını tatmin etmektir. Böyle bir adamın insanlık için, millet için gayret etmesi düşünülemez. Kendinden başka kimseyi sevmez, sevse de menfaati için sever.

Hem felsefenin dinsiz bir şakirdi, hakka teslim olmak noktasında inatçıdır. Fakat bu inadı dünyanın süflî lezzetleri karşısında eriyip gider. Âdeta dünya nimetleri karşısında adi bir dilenci gibidir. Dilenci olmasının sebebi; nimeti sebeplerden bilmesindendir.

Hem zorba hem de mağrurdur; fakat kalbinde Allah’a dayanacak bir iman olmadığı için, her şeyden ve her hâdiseden korkar ve titrer. Cesaretin kaynağı iman olduğu gibi, korkaklığın kaynağı da inkâr ve küfürdür.

Ama Kur’ân’ın halis bir talebesi yani Kur’ân terbiyesi ile yetişmiş bir Müslüman ise; Allah’a halis bir kuldur. Öyle aziz bir kuldur ki; amelinde ve ibadetinde cennet gibi büyük bir nimeti bile gaye edinmez. Hem mütevazidir, alçakgönüllüdür. İnsanlara karşı zorba ve kaba değil, yumuşak ve halîmdir. Fakat imanın verdiği izzet ile Allah’tan başka hiçbir şeye kulluk yapmaz.

Hem kendi nefsinde bir güç ve kudret görmez, her hayrı Allah’tan bilir. Sadece Allah’tan istediği için başka kimseye ihtiyaç bildirmeyecek kadar da zengindir ve minnetsizdir. Allah’ın kudretine dayandığı için kendinde nihâyetsiz bir kuvvet bulur.

Dünyada hedefi ve gayesi ise, yalnız Allah’ın rızasını kazanmaktır. İşte vahyin talebesi ile felsefenin talebesi arasında böyle azim bir fark vardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 10.494
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

ömercan62494
allah razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Kullanıcı

neden çırak ,talebe,kalfa manasındaki tilmiz ifadesini kullanmış da talebeyi kullanmamış

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Risale-i Nur Külliyatı’nın üslup bütünlüğü ve kelime tercihleri incelendiğinde, Bediüzzaman Said Nursi’nin 12. Söz’ün 2. Esas’ında doğrudan "talebe" kelimesi yerine "tilmiz" ifadesini seçmesinin çok derin ve hikmetli gerekçeleri vardır.

Bu tercihin arkasındaki temel sebepleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Kur'an-ı Kerim Terimlerine Sadakat

12. Söz’ün ana ekseni, Kur’an hikmeti ile felsefe hikmetinin karşılaştırılmasıdır. Metinde geçen "tilmiz", sıradan bir öğrenciyi değil, doğrudan Kur’an’ın ve felsefenin yetiştirdiği insan modelini simgeler. Üstad, eserde felsefenin şakirdini (öğrencisini) anlatırken Kur’an’ın da tilmizini (talebesini) karşıtlık oluşturacak şekilde konumlandırır. Arapça kökenli ve klasik İslami literatürde yer alan "tilmiz" kelimesi, metnin edebi ağırlığına ve Kur’ani üslubuna tam uyum sağlar.

2. Derin Bağlılık ve Teslimiyet Manası

Gündelik dilde kullandığımız "talebe", sadece bir şeyi "talep eden", yani bilgi öğrenmek isteyen kişidir. Okula gider, bilgisini alır ve bağı kopabilir. Ancak "tilmiz" kelimesinde sadece bilgi almak değil; bir üstadın, bir rehberin terbiyesinden geçmek, ona çıraklık etmek, onun ahlakıyla ahlaklanmak manası vardır.

Metinde geçen tilmiz, Kur’an’ın sadece bilgisini öğrenmez; O'na teslim olur, O'nun terbiyesiyle şekillenir.

Tıpkı bir ustanın yanında yetişen çırağın veya kalfanın, ustasının sanatını ruhuna işlemesi gibi, Kur’an’ın tilmizi de kainattaki İlahi sanatı öylece ruhuna nakşeder.

3. "Şakird" Kelimesiyle Kurulan Belagat Dengesi

Metnin orijinalinde felsefe cephesi için sıklıkla "hikmet-i felsefe şakirdleri" ifadesi kullanılır. Farsça kökenli olan "şakird" de çırak ve öğrenci anlamına gelir. Üstad, belagat (sözün yerinde ve güzel söylenmesi) sanatı gereği, felsefenin "şakirdine" karşı Kur’an’ın "tilmizini" çıkararak muazzam bir kavramsal denge kurmuştur. Bu sayede iki farklı ekolün yetiştirdiği insan tipleri, kendi has terimleriyle çarpıştırılmış olur.

Özetle; Talebe kelimesi sıradan bir öğretim ilişkisini çağrıştırırken; tilmiz kelimesi çıraklıktan kalfalığa uzanan, ustanın (Kur’an’ın) boyasıyla boyanmayı ve tam bir sadakatle bağlanmayı ifade ettiği için tercih edilmiştir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...