"Risale-i Nur bir kenz-i mahfi ve bir sandukça-i cevher ve menba-ı envardır." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Risale-i Nur bir kenz-i mahfî ve bir sandukça-i cevher ve menba-ı envardır." (Emirdağ Lahikası-I, 60. Mektup)
Milaslı Halil İbrahim Ağabeye ait olan bu vecize, Risale-i Nur’un hem derinliğini hem de taşıdığı manevi kıymeti üç harika benzetmeyle gözler önüne seriyor. Bu ifadeler, eserlerin dışarıdan bakıldığında hemen fark edilemeyen ama içine girildikçe keşfedilen hazinelerle dolu olduğunu anlatır:
Kenz-i Mahfî (Gizli Bir Hazine): Tasavvufi ve ilmi literatürde çok derin bir anlamı olan bu kavram, keşfedilmeyi bekleyen, üzeri örtülü muazzam bir zenginliği ifade eder. Risale-i Nur'un, yüzeysel bir bakışla anlaşılamayacak kadar derin, Kur'an'ın derin sırlarını ve iman hakikatlerini barındıran gizli bir hazine olduğuna işaret edilir.
Sandukça-i Cevher (Mücevher Sandığı): Küçük, zarif ama içi en nadide, en pahalı elmaslar ve mücevherlerle dolu bir sandığı tasvir eder. Risale-i Nur'un her bir cümlesi, her bir risalesi âdeta ruhun, kalbin ve aklın en büyük ihtiyaçlarına cevap veren kıymetli birer mücevher (iman hakikati) hükmündedir.
Menba-ı Envâr (Nurların Kaynağı): Işıkların, aydınlıkların ve manevi nurların fışkırdığı bir pınar demektir. Bu eserlerin, asrın getirdiği şüphe, inkârcılık ve dalalet karanlıklarını dağıtan, okuyanın zihnini ve kalbini Kur'an'ın nuruyla aydınlatan tükenmez bir enerji ve ışık kaynağı olduğu vurgulanır.
Bütüncül olarak bakıldığında bu cümle; Risale-i Nur'u arayanlar için saklı kalmış manevi bir servet, bulanlar için kıymetli cevaplar, sarılanlar için ise yollarını aydınlatan sönmez bir ışık olarak tanımlamaktadır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü