"Risale-i Nur dairesinde hizmet geniştir." deniliyor. Ancak sadece Risale-i Nur'u okuyup iyi anlatabileyim, diye hizmet biliniyor. Hizmet nedir doğrusu? Ne kadar geniştir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hizmetin bir kalıbı ya da şekli yoktur. Ders okumak da hizmettir, dinlemek de hizmettir, okumaya ve dinlemeye vasıta olmak da hizmettir. Hizmeti bir kalıba ya da şekle sokup, "hizmet budur" dersek, bir makam ve bir mevki tayin etmiş oluruz ki, farklı kabiliyette olan kardeşlerimizi harice atmış oluruz. Böyle bir daraltma ve sınırlamadan kaçınmalıyız.

Her Nur talebesi kendi gücü ve kabiliyeti doğrultusunda hizmet eder ve etmelidir. Kimi Nur talebesinin bilgi ve hitabeti kuvvetli olduğu için ders okur, kimisi sadece dinleyicidir, kimisi müdebbirdir, kimisi finansman noktasından fedakârdır, kimisi aksiyon olarak faaldir, kimisi dershanenin temizliği ile alakadar olur, vs. Her bir Nur talebesi bir vücudun azaları gibi kendi üzerine düşen vazifeyi ifa eder.

Bu anlatmaya çalıştığımız hizmetler, daha ziyade medresede risalelerin doğrudan talimi noktasında yapılan hizmetlerdir. Daha geniş dairede, hayatın içinde kendini gösteren hizmetler vardır ki, bunlar da hizmetimizin bir başka tarafıdır. Orada hizmet sahası daha fazla ve daha geniş olduğu için paylaşımda büyük bir sıkıntı yaşanmaz.

Üstad Hazretlerinin şu düsturunu kendimize rehber ittihaz etmeliyiz:

"İkinci misal: Ehl-i san'at, netice-i san'atı ziyade kazanmak için, iştirak-i san'at cihetinde mühim bir servet elde ediyorlar. Hattâ dikiş iğneleri yapan on adam, ayrı ayrı yapmaya çalışmışlar. O ferdî çalışmanın, her günde yalnız üç iğne, o ferdî san'atın meyvesi olmuş. Sonra, teşrikü'l-mesâi düsturuyla on adam birleşmişler. Biri demir getirip, biri ocak yandırıp, biri delik açar, biri ocağa sokar, biri ucunu sivriltir, ve hâkezâ... Herbirisi iğne yapmak san'atında yalnız cüz'î bir işle meşgul olup, iştigal ettiği hizmet basit olduğundan vakit zayi olmayıp, o hizmette meleke kazanarak, gayet sür'atle işini görmüş. Sonra, o teşrik-i mesâi ve taksim-i a'mâl düsturuyla olan san'atın semeresini taksim etmişler. Herbirisine bir günde üç iğneye bedel üç yüz iğne düştüğünü görmüşler. Bu hadise, ehl-i dünyanın san'atkârları arasında, onları teşrik-i mesâiye sevk etmek için dillerinde destan olmuştur."

"İşte, ey kardeşlerim! Madem umur-u dünyeviyede, kesif maddelerde böyle ittihad, ittifak ile neticeler, böyle azîm yekûn faydalar verir. Acaba, uhrevî ve nuranî ve tecezzî ve inkısama muhtaç olmayarak ve fazl-ı İlâhî ile herbirisinin aynasına umum nur in'ikâs etmek ve herbiri umumun kazandığı misil sevaba mâlik olmak, ne kadar büyük bir kâr olduğunu kıyas edebilirsiniz. Bu azîm kâr, rekabetle ve ihlâssızlıkla kaçırılmaz!"(1)

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.123
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...